Hasan Mesut Önder CIA menşeli Philip Giraldi ile görüştü: “ABD dış politikası İsrail’in güdümünde…”

0

Yazarımız Hasan Mesut Önder’in zamanlaması mükemmel bir röportajını okuyacaksınız.

Sorularını yönelttiği kişi ABD Merkezi İstihbarat Ajansı’nın (CIA) terörle mücadele birimini kurup yönetmiş Philip Giraldi. Emekliliği sonrası makaleleri, konferansları ve televizyonlardaki yorumlarıyla ABD dış politikası konusunda görüşlerini açıklamayı sürdürüyor Giraldi.

Buna aslında “Sürdürüyordu” demek gerekiyor. Çünkü, son birkaç aydır görüşlerini açıklamak için fırsat bulmada zorlanıyor Giraldi.

“Amerika’nın savaşlarını Yahudiler yönlendiriyor” başlıklı makalesi Unz.com sitesinde yayındıktan (Eylül 2017) sonra, 15 yıl boyunca makalelerini yayımlayan ‘The American Conservative’ dergisi, “Bundan böyle senin yazılarına yer vermeyeceğiz” diyen bir mektupla ilişkisini kopardı.

O hafta konuşma yapacağı bir panel iptal edildi, iptaller devam ediyor.

Peşinde koşan televizyon kanalları telefonunu çaldırmaz oldu.

Yazısını önemseyip takipçileriyle paylaşanlar bile yükselen hışımdan paylarını aldılar.

Hasan Mesut Önder’in bu zamanlaması müthiş röportajını şimdi okuyabilirsiniz:

ABD derin devleti
Hasan Mesut Önder.. Ocakmedya yazarı..

Hasan Mesut Önder (HMÖ): ABD’nin dış politika yapım süreçleri nasıl işliyor, politika yapımında CIA’nın, Pentagon’un ve devlet dışı aktörler olan lobilerin, karar verme süreçlerindeki etkisi ile ilgili neler söylersiniz?

 

 

 

Philip Giraldi (PG): Bütün kararlar Beyaz Saray tarafından alınır. CIA, Pentagon ve diğer devlet kuruluşları hükümete tavsiyede bulunur, ancak karar vermezler. Bürokrasideki varlıklarının büyük oranda görmezden gelinmesine karşı önemli ölçüde kızgın olduklarını söyleyebilirim.

 

HMÖ: ABD derin devleti diye tanımlanan yapı hakkında neler söylersiniz. Bu yapı homojen bir güç mü, yoksa farklı konsorsiyumlardan mı oluşuyor? Örneğin çok uluslu şirketler, finans çevreleri, petrol şirketleri gibi ekonomik örgütlenmeler ile ideolojik nitelikli neo-conlar ve ezoterik örgütlerin Amerikan derin devlet yapılanması içindeki rolü nedir, bu konu hakkında neler söylersiniz?

PH: Amerikan Derin Devleti, aslında gerçek iktidarı temsil ettiği için, bunların hepsini içeriyor. Derin devlet, büyük ölçüde fayda sağlayan statükocu ekonomik ve siyasi politikaları desteklemek için daha çok açıktan faaliyet gösteriyor. Yönettiği parayla herkesi kontrol altında tutuyor ve siyasetçileri ya da üst düzey hükümet yetkililerini ödüllendiriyor ve böylece herkese fayda sağlayan sistemi desteklemeye devam ediyorlar. Bu yapı, Amerikan halkından ziyade, yalnızca seçkinlere yarar sağlamaktadır.

İsrail Lobisi ne kadar etkili?

HMÖ: Yazılarınızda ABD’nin Ortadoğu politikalarında Yahudi Lobisinin ve İsrail’in etkisi olduğunu söylüyorsunuz. ABD’nin PKK ve YPG’ye olan desteği, İsrail’in Suriye’deki çıkarları ile örtüştüğü de görülüyor. Amerika’nın önemli bir bölgesel güç olan Türkiye’ye rağmen bir terör örgütünü desteklemesini nasıl değerlendirirsiniz?

PG: ABD Suriye’deki politikasını İsrail ile koordine ediyor ve İsrail, Kürtlerin bağımsızlığını görmek istiyor. Çünkü bu durum, Arap devletlerini daha fazla bölüp Türkiye’ye zarar verecektir. İsrail, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan devletleri potansiyel düşman olarak görüyor. Washington, PKK’ya destek vermiyor, ancak ABD’nin diğer Kürt gruplara verdiği destek, Türkiye için meşru bir endişe kaynağı. 

HMÖ: Lobilerin karar verme süreçlerinde etkili olmaması ABD’de milli bir derin devlet olmadığını göstermez mi? Neden ABD kendi ulusal çıkarlarını önceleyecek işbirliği geliştirmek yerine İsrail’in etkisi altında kalıyor. Örneğin bir yazınızda Trump’ın Kudüs kararında Sheldon Adelson ‘un etkili olduğunu söylediniz. Ayrıca Amerika’nın BM Temsilcisi Nikki Halley’in İsrail lehindeki çalışmalarına değindiniz. Amerika’da İsrail’in etkinliği ve gücünü sınırlandıracak bir aktör yok mu, neler söylersiniz?

PG: Hayır, öyle bir şey yok. İsrail Lobisi, çoğunlukla yozlaşmış politikacılar üzerinde ve medyada güçlü bir etkiye sahiptir. Amerikan halkı, giderek Amerika’daki Yahudi gücünün devasa boyutta olduğunun farkına varıyor. Ancak bu konuda yapabilecekleri çok az şey var. Yahudi lobisi, İsrail’i ve onun menfaatlerini sınırsız biçimde desteklemektedir.

HMÖ: İsrail’in ABD’de casusluk yaptığı biliniyor. Jonatan Pollard vb. gibi birçok örnek bulunmaktadır. Siz de bir yazınızda bu hususa vurgu yaptınız. Ayrıca CIA yetkilisi Duane R. Clarridge’nin kaynak olarak kullandığı Kara Eylül örgütünün liderlerinden Ali Hassan Salameh’i, MOSSAD, Münih eylemlerinin sorumlusu olduğu iddiası ile öldürmüştü. Bu bağlamda İsrail istihbaratının Amerika’ya rağmen eylemlerde bulunmasını nasıl yorumlarsınız? MOSSAD ulusal çıkarları söz konusu olduğunda hiçbir müttefikini dinlemiyor mu? Ek olarak MOSSAD kamuoyunda algılandığı gibi yenilmez, başarısız olmaz bir örgüt mü, neler söylersiniz?

PG: Amerika’da hiç kimse MOSSAD hakkında konuşmaz, ancak MOSSAD Amerika’da oldukça serbest çalışır. Bu, iktidar ve para meselesidir. İsrail, rutin olarak Amerikan ulusal sırlarını ve teknolojisini çalmaktadır, ancak kimse bu soruna karşı koymak istemiyor. Meseleyi soruşturan ve daha ileri eylem öneren FBI ajanları terfi ettirilmemiştir.

ABD’nin Suriye politikası

HMÖ: Amerikan dış politikasının Suriye’deki uygulamaları sırasındaki hatalar hakkında CIA, Amerikan karar alıcılarını uyarmıyor mu, Rusya bölgeye müdahil olmadan önce Esad sonrasında Suriye’yi yönetecek ılımlı bir iktidar oluşturulsaydı rejim tasfiye edilebilirdi. Neden bu seçenek yerine, Suriye’nin radikal terör örgütlerinin eğitim kampı haline döndürülmesine göz yumuldu, neler söylersiniz?

PG: CIA, Esad’ın iktidardan düşürülmesinin büyük bir boşluk yaratacağını biliyordu, ancak politikacılar ve Beyaz Saray, 2004’ten beri Esad’ın iktidardan düşmesini istedi. Bu büyük oranda İsrail’in isteği neticesinde şekillendi. Ancak Obama döneminde, Suriye’de yaşanan şiddetin tek sorumlusunun Esad olduğuna dair yanlış bir izlenim vardı. Bu, hükümeti Suriye’deki sivilleri korumaya itti, ya da en azından müdahale etmek için bir bahane idi. Sonuç beklendiği gibi, korkunç oldu

HMÖ: İstihbarat servisleri, sokak hareketi ile rejim değiştirme operasyonu yaparken toplumun bütün katmanlarını mobilize etmek için sahada alt yapısını nasıl kurar, darbe sonrası liderliğin oluşturulması için yüksek profilli kaynakları nasıl üretir? Bütün bu süreç özetle nasıl işler?

PG: Bu hiç bir zaman işe yaramadı ve bu anlayış mevcut sorunların temel kaynağıdır. Rejim değiştirmek ve iyi sonuçlara varmak için, devrilecek yönetiminin yerine hem güvenilir hem de saygın bir hükümet bulmak zorundasınız. Afganistan’da 17 yıl çalıştıktan sonra bunu yapamadılar ve Irak’ta da başarısız oldular. Bu nedenle, Esad’ı yalnız/kendi işine bırakmak en iyisi…

Terörle mücadelede istihbarat

HMÖ: Son dönemde ortaya çıkan “yalnız kurt” eylemcileri ile ilgili mücadelede neler yapılmalıdır. Hiçbir örgütsel hiyerarşi içinde yer almadan, sadece ideolojik tetiklemelerle eylem yapan bu kategorideki teröristleri tespit etmek zor değil mi, neler söylersiniz?

PG: Onlara karşı savaşmanın tek yolu, hükümete, tüm vatandaşlarının mahremiyetini ihlal ederek potansiyel hedeflerin ne düşündüklerini ve ne yaptıklarını öğrenme olanağı vermektir. Bunun özel yaşamının gizliliğini ihlal etmek gibi büyük bir maliyeti var. Korkarım ki yalnız kurt teröristleriyle yaşamak zorundayız.

HMÖ: Güçlü bir istihbarat servisinin özellikleri nasıl olmalıdır? Ek olarak istihbarat ürününün yöneticiler tarafından politikleştirilmesi hakkında neler söylersiniz? Yani servis yöneticileri koltuğunu korumak için karar vericinin duymak isteyebileceği şeyleri söyleme alışkanlıklarının engellenmesi için neler yapılmalıdır?

PG: Kıdemli hükümet yetkililerinin emekli olduktan sonra lobi şirketlerinde veya medya kuruluşlarında danışman olarak iş bulmaları yasaklanmalıdır. Çünkü bu, siyaset gibi kaçınılması gereken alanlara karışmak demektir. Bilgisini sattıkları bu sürece, döner kapı da denir. Ayrıca, Kongre, istihbarat ve kolluk kuvvetleri çalışanlarının politik eylemlere katılmamalarını sağlamak için denetleme yetkisini kullanmalıdır. Ancak bu başarılamamıştır. 

HMÖ: Günümüzde haberleşme teknolojilerinin gelişmesi ile birlikte insan istihbaratının öneminin azaldığı değerlendirmeleri var. Siz, istihbarat toplama yöntemi açısından en önemli metodun teknik istihbarat mı, yoksa insan istihbaratı olduğunu mu düşünüyorsunuz?

PG: Teknik istihbarat daha önemlidir, çünkü bu yöntemle bazı sorulara hızlı yanıtlar bulunabilir ve uygulaması daha kolaydır. Ancak beşeri istihbarat, başka bir ülkedeki bir liderin niyetlerini size söyleyebileceğinden dolayı bu metot da kritik öneme sahiptir. Örneğin, Kuzey Kore üzerinde çok fazla teknik istihbarata sahibiz, ancak ne yapmayı düşündükleri konusunda hiçbir fikrimiz yok. Bu bir istihbarat başarısızlığıdır.

Röportajın İngilizce metni

CEVAP VER