Tunus İslâmi parti lideri Gannuşi: “İslâmi parti olmaz; biz o yoldan döndük ve doğru yaptık..”

0
Gannuşi, 10. parti kongresinde

Tunus ‘Ennahda Hareketi’ lideri Raşid Gannuşi Amerikan Foreign Affairs dergisine yazdı: “Siyasal İslam’dan Müslüman Demokrasisine – Ennahda Partisi ve Tunus’un Geleceği”

Arap dünyasının en etkili siyasal partilerinden biri ve Tunus’un demokrasi şeklinde doğuşunun itici güçlerinden olan Ennahda Partisi yakın zamanda tarihi bir dönüşümü duyurdu. Ennahda, orijini olan İslamcı parti kimliğinin ötesine geçip, yeni kimliğini ‘Müslüman demokratların partisi’ şeklinde tam olarak sahiplendi. 1980’lerde kurucuları arasında bulunduğum bu örgüt, artık hem bir siyasi parti hem de sosyal bir hareket değil. Bu organizasyon tüm kültürel ve dini aktivitelerini sonlandırıp sadece siyasete odaklandı.

Ennahda’nın evrimi genelde Tunus’un sosyal ve siyasi değişimini yansıtmaktadır.  Ennahda Partisi vatandaşlarının inanç, ifade ve örgütlenme özgürlüklerini tanımayan laikçi ve otoriter bir rejimin baskısına bir cevap olarak başlangıçta İslamcı bir hareket olarak doğdu. On yıllar boyu, Tunuslu diktatörler ülkedeki tüm siyasi tartışmaları baskılayarak siyasi hedefleri olan hareketleri sadece sosyal ve kültürel örgütler olmaya zorladılar. Fakat 2010-11 devrimi otoriter hakimiyete son vererek, açık, özgür ve adil siyasi rekabete alan açtı.

Yazımında Ennahda Meclis üyelerinin yardımı olan ve 2014 yılında kabul edilen Tunus’un yeni anayasası demokrasiyi yüceltmekte, siyasi ve dini özgürlükleri korumaktadır.

Yeni anayasada Tunusluların özgürce ibadet etme, kanaat ve inançlarını ifade etme ve Arap Müslüman kimliğini benimseme hakları garanti altına alınmıştır; o yüzden Ennahda’nın artık bu güvenceleri temin etmek için enerjisini harcamasına gerek kalmamıştır. Bu sebeple, parti, artık “İslamizm” etiketini (son yıllarda radikal aşırılıkçılarca sakatlanan bir kavram) yaklaşımının bir tarifi olarak kabul etmemektedir.

Tunus tarihinin bu yeni demokratik aşamasında, mesele artık ‘laikliğe karşı din ikilemi’ değildir: devlet artık laikliği baskı ile empoze etmemektedir ve bu yüzden Ennahda veya başka bir aktörün ana siyasi aktivite olarak “din”i savunmasına veya korumasına gerek kalmamıştır.

Tabii ki, Müslümanlar olarak, İslami değerler bizim hareketlerimize rehberlik etmektedir. Ancak, toplumun İslamlaşması veya laikleşmesine dair eski ideolojik tartışmaların artık gerekli hatta ilgili olmadığını düşünüyoruz.

Bugün Tunuslular dinin rolünden çok demokratik, kapsayıcı ve daha iyi bir hayat için beklentilerini karşılayan bir yönetim kurmakla ilgililer. Tunus koalisyon hükümetinin küçük ortağı olarak Ennahda ülkenin tüm vatandaşlarını ilgilendiren meselelere çözümler bulmayı hedeflemektedir.

Ennahda’nın evrimi 35 yıllık öz-değerlendirme ve iki yılı aşan süredir yoğun iç-gözlem ve tabandaki  tartışmaların sonucudur. Mayıs ayında yapılan Ennahda Partisi kongresinde, delegelerin %80’inden fazlası, köklü bir değişiklikten çok uzun süredir taşınan bir inancı temsil eden bu değişikliği onayladılar.

Değerlerimiz halihazırda demokratik ideallerle uyumluydu ve temel inançlarımız da değişmedi. Değişen, içinde çalıştığımız ortamdır. Tunus nihayet diktatörlük yerine bir demokrasi oldu, bu demektir ki, Ennahda nihayet baskı ve diktatörlüğe karşı mücadele eden bir sosyal hareket olmak yerine, ekonomik vizyonuna ve uygulanabilir gündemine odaklanmış bir siyasi parti olabilir.

Tüm Ortadoğu istikrarsızlık ve şiddetle boğuşurken –sıklıkla din ve siyaset arasındaki düzgün ilişki hakkında anlaşmazlıklardan karmaşık hale gelmiş çatışmalar yüzünden- Ennahda’nın evrimi, İslam’ın demokrasi ile uyumlu olduğunun ve İslami hareketlerin başarılı demokratik dönüşümlerde hayati ve yapıcı rol oynayabileceğinin delilidir.

Direniş ve Rönesans (Yeniden Doğuş)

Abdülfettah Muru ve ben 1970lerde daha sonra Ennahda adını alan İslami Eğilim Hareketi’ni (MTI) kurduk. Her ikimiz de dinamik ve toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap verebilen bir İslam vizyonunu barındıran, 737 yılında kurulmuş dünyanın ilk İslami üniversitesi olan el-Zeytun mezunlarıydık. Yaklaşımımız çeşitli reformcu İslami düşünürlerle temaslarımızla şekillenmişti. İlk zamanlarda Mısır ve Suriye’de Müslüman Kardeşlerle bağlantılı düşünürlerden etkilenmiştik; hareketin Mısırlı kurucusu Hasan el-Benna, Suriye şubesinin lideri Mustafa al-Sıbai gibi. Fakat İslami Eğilim Hareketi geliştikçe biz daha çok Mağripli düşünürlerden etkilenmeye başladık, örneğin, Cezayirli düşünür Malik Binnebi, ve ‘makasıt –el-Şeria’, yani İslami kanunların hedeflerinin önemini vurgulayan rasyonel Kur’an tefsiri yaklaşımının babalarından biri olan el-Zeytun Üniversitesi’nden Muhammed Tahir Ben Achour.

O sıralar Tunus, Başkan Habib Burgiba’nın otoriter rejiminden yaygın memnuniyetsizlik, sivil ve siyasi özgürlüklerin baskı altına alınması, ekonomik büyümedeki yavaşlama, yolsuzlukların yayılması, sosyal eşitsizliklerin sürmesi yüzünden artan bir sosyal ve siyasi huzursuzluk içindeydi.

Huzursuzluk 1976 ve 1978 arasında bir çok grevle fokurdadı ve sonunda 26 Ocak 1978’de genel grevle doruğa ulaştı –rejimin düzinelerce protestocuyu öldürmesi, yüzlercesini yaralaması ve 1000’den fazla kişiyi ayaklanma suçuyla tutuklaması yüzünden Tunus’ta Kara Perşembe olarak bilinen gün.

Demokratik reformlara olan ihtiyaç hakkında artan fikir birliği neticesinde MTI, Burgiba rejimine karşı çıkan, özellikle de kamu ve özel alanda dindarlığın ifade edilmesini devletin baskı altına almasından dolayı siyasi sistemden dışlandığını hisseden Tunusluları bir araya getirdi.

MTI üyeleri tartışma grupları kurdu, dergiler yayınladı ve üniversite kampüslerinde öğrencileri organize etti.

1981 Nisan’ında Burgiba rejimi diğer siyasi partilerin kurulmasına rıza gösterdi. MTI demokrasiye,  siyasi çoğulculuğa, iktidarın barışçıl paylaşımına ve değişimine, özgür ve adil seçimlerin siyasi meşruiyetin yegane kaynağı olmasına, itidalli dini ilmin korunmasına ve Tunus’un değerleri ve kültürel mirasıyla uyumlu bir modernizasyon şeklinin desteklenmesine bağlı bir parti kurmak için müracaat etti. Ancak müracaat yetkililerce görmezden gelindi.

Reform için artan çağrılarla yüz yüze gelen rejim, baskıyı genişletip şahsım dahil 500 kadar MTI üyesini tutukladı. 1981 ve 1984 arasında pek çok meslektaşımla birlikte hapis yattık. Salınmamızdan kısa bir süre sonra bir çoğumuz yeniden tutuklanıp, şiddete sebep olmak ve “devletin doğasını değiştirmeye çalışmak” ile suçlandık. Rejim baskı ve despotizmini derinleştirirken düzme mahkemelerde bir sürü Ennahda üyesi ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Zeynel Abidin Bin Ali’nin 1987 darbesiyle Burgiba’yı azledip iktidara gelişi potansiyel bir siyasi açılım sinyali gibi görünüyordu. Sonraki yıl Bin Ali tüm siyasi mahkumları affedip çok partili demokrasi dönemini ilan etti.

MTI da adını Rönesans Partisi (Hizb Ennahda, Yeniden Doğuş Partisi) olarak değiştirip tekrar siyasi bir parti olarak tanınmak için müracaat etti. Müracaat gene göz ardı edildi ve umulan açılımın bir serap olduğu, Bin Ali rejiminin Burgiba dönemi baskıcı yöntemlere dönmesiyle belli oldu.

1989 ulusal seçimlerinde Ennahda ile ilişkili bağımsız adayların toplamda %13, bazı kaynaklara göre ise kimi ana yerleşim bölgelerinde %30 oranında  oy almasından sonra rejim partiyi ezmek için harekete geçti. Onbinlerce üye tutuklandı, hapse atıldı, işkence gördü, iş ve eğitim imkanlarından mahrum kalmaları için kara listeye alındılar ve polis tacizine maruz kaldılar. Başka bir çok kişi de, benim gibi, sürgüne zorlandı.

Sonraki 20 yıl boyunca, Tunus baskı altında çürürken Ennahda yasaklı bir yeraltı hareketi olarak varlığını sürdürmeye çabaladı. Nihayet 2010 yılı Aralık ayında Muhammed Buazizi isimli bir seyyar satıcının yetkililerin tacizini protesto amacıyla yerel yönetim önünde kendini ateşe vermesiyle dönüm noktası geldi. Buazizi’nin eylemi halkın muhayyilesine hakim oldu ve bir aydan kısa bir süre sonra, ülke genelindeki dev protestolar Bin Ali’yi kaçmaya zorladı ve Arap dünyasında bir dizi devrimi ateşledi. Ennahda üyeleri diğer Tunuslularla beraber protestolara katıldılar, ancak -bir parça da rejime iktidarı ele geçirmek isteyen bir muhalif grubun işi bahanesi vermemek için-, protestoları parti bayrakları altında yapmadılar.

Ekim 2011’de, ülkenin ilk özgür ve adil seçimlerinde, Ennahda tabandaki ağı ve diktatörlüğe karşı kayda geçen mücadelesinin yardımıyla açık farkla en yüksek oyu aldı. Milli birlik hükümeti arayışı içinde olan Ennahda iki laik partiyle beraber öncü bir koalisyon kurarak çağdaş Arap politikasına emsal teşkil etti.

Tunus’un devrim sonrası döneminde gerilimler ülkenin kırılgan demokratik yapılarını tehdit altına aldığında, Ennahda dışlamak veya intikam almak yerine

uzlaşmayı ve mutabakatı teşvik etti. Yeni anayasa pazarlıkları esnasında Ennahda parlamenterleri bir dizi önemli tavizler verdiler, karma bir başkanlık-parlamenter sisteme razı oldular (Ennahda başlangıçta tamamen parlamenter bir sistem önermişti) ve Şeriat’ın yasamanın bir kaynağı olmamasına hemfikir oldular.

Ennahda’nın uzlaşma isteği ve sistem içinde çalışma isteğinin neticesi olarak yeni anayasa demokratik mekanizmaları, hukukun üstünlüğünü, dini, sivil, siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve çevresel hakların tüm alanlarını yüceltmektedir.

2013 yılında azılı Selefi aşırılıkçıların bir dizi saldırı ve siyasi cinayetleri, istikrarsızlığı ve protestoları tetikledi. Ennahda’yı bu suçlarla lekelemek isteyen bir grup parlamenter yeni anayasa yazım çalışmalarına katılımlarını askıya aldı. Buna cevap olarak Ennahda ve koalisyon ortakları anayasayı bu kargaşa içinde geçirmek yerine mutabakat yolunu aradı.

Sürecin meşruiyeti açısından Ennahda öncülüğündeki hükümet bölgede daha önce hiç görünmeyen bir şey yaptı: kendi isteğiyle çekilip iktidarı tarafsız, teknokratik bir hükümete devretti. Önceliğimiz iktidarda kalmak değil Milli Kurucu Meclis’in -en üst temsili yapı-, demokratik Tunus’un siyasi temellerini atacağı anayasanın hazırlıklarını tamamlamasıydı.

2014 seçimleri sonrasında Ennahda, resmi sonuçlar bile açıklanmadan 2012’de kurulan merkez sağ Nida Tunus partisine seçimleri kaybettiğini zarafetle kabullendi. O zamandan beri Ennahda, Nida Tunus ile koalisyonun küçük ortağı olarak çalışmaya devam etti. İki parti her meselede tamamen mutabık olmasa da, koalisyon dayanıklı oldu ve iyi yapılmış bir anayasa ve siyasi işbirliği bileşkesi, Ennahda’nın Müslüman demokrasisine yolculuğunda bir sonraki adımı atacağı olumlu şartları doğurdu.

CAMİ ve DEVLET AYRIMI

Onuncu parti kongresinde, Mayıs ayında, Ennahda sadece siyasete odaklanıp sosyal, eğitsel, kültürel ve dini aktivitelerini geride bırakma kararını resmiyete döken bir dizi değişikliği duyurdu. Son yıllarda bu tür faaliyetlerin partinin ya da partiyle ilgili kuruluşların değil, bağımsız sivil toplum kuruluşlarının alanında olduğu bilinciyle, parti, giderek bu faaliyetlerden uzaklaşmıştı. Bu değişiklik önergesi, diğer unsurlar yanında, parti kadrolarının camilerde vaaz veremeyeceğini ve dini kuruluşlar veya yardım kuruluşlarında liderlik pozisyonlarını alamayacağını şart koştu.

Amacımız siyasi ve dini alanları ayırmak. İnanıyoruz ki hiç bir parti dini temsil edemez ve etmemelidir, dini alan bağımsız ve tarafsız kurumlarca idare edilmelidir. Kısaca, din partizan olmamalıdır. Camilerin ayrılıkların yeri değil, insanların bir araya gelebileceği alanlar olmasını istiyoruz. İmamlar hiç bir siyasi partide görev almamalılar; dini liderlik için gerekli olan becerileri ve itibarı kazanma yolunda alanlarında uzmanlaşmalılar; halihazırda Tunuslu imamların sadece % 7’si böyle bir eğitim almış durumdalar.

Parti kongresi anayasal prosedürleri pekiştirecek, geçiş döneminde adaleti sürdürecek, devlet kurumlarında reform yapacak,  büyümeyi tetikleyecek ekonomik reformları hayata geçirecek, terörle mücadelede çok boyutlu bir yaklaşım geliştirecek ve dini kurumlarda iyi yönetimi teşvik edecek, Tunus’un karşılaştığı ana problemleri aşmaya odaklı kapsamlı bir stratejiyi de onayladı.

Ennahda şu anda en iyi İslamcı bir parti değil Müslüman demokratların bir partisi olarak anlaşılabilir.  Ahiret hakkında vaaz vermek yerine Tunusluların günlük sorunlarına çözümler üretmeye çalışıyoruz. Açıkcası, İslami prensipler her zaman Ennahda’ya ilham oldu ve değerlerimiz bize rehber olmaya devam ediyor. Fakat Ennahda’nın (ya da herhangi bir başka partinin) dini özgürlükler için mücadele etmesi artık gerekmiyor: yeni anayasaya göre, tüm Tunuslular inançlı, agnostik veya ateist de olsalar aynı haklara sahip. Din ve siyasetin ayrılması görevlilerin halkı manipüle etmek için inanç temelli argümanlar kullanmalarını önleyecek. Ayrıca bu ayrılık dini kurumların bağımsızlığını da yeniden tesis edecek: siyasetin müdaheyle dini faaliyetleri bastırdığı devrim öncesinde olduğu gibi, din siyasetçe rehin alınmayacak.

Bu ayrılık aşırılıkçılıkla mücadelede Tunus’u daha donanımlı kılacak. Dinin baskı altında olduğu ve dini kurumların zorla kapatılıp onyıllarca yasaklı olduğu dönemde Tunuslu gençlerin ana akım ılımlı İslami düşünceye erişimleri kalmamıştı; pek çoğu internette karşılaştıkları çarpıtılmış İslami yorumlara kapıldılar.

Saldırgan aşırılıkçılıkla yüzleşmek için İslam’ın siyah-beyaz bakışı reddeden ve modern hayatın ihtiyaçlarına cevap verebilen doğru öğretilerini anlamak gerek. Cami ve devletin hakiki ayrışması ve dini kurumların etkin idaresi daha nitelikli dini eğitime imkan sağlayacak ve ılımlı İslami düşünceyi Tunus’a yeniden tanıtacaktır.

ZALİMLERE VE AŞIRILIKÇILARA REDDİYE

Geçtiğimiz beş yılda Tunus önemli düzeyde siyasi ilerleme kaydetti. Bu kazançları pekiştirmek için hükümet sosyal ve ekonomik gelişmeyi öncelikli olarak değerlendirmeli. Hükümet demokratik kurumsallaşmanın ötesine geçip iş yaratma ve büyüme konusunda acil ihtiyaçları hayata geçirmeli.  Bu amaçla Ennahda, girişimcilik özgürlüğünün sosyal adalet ve fırsat eşitliği idealleriyle dengelendiği “müşfik kapitalizm” vizyonuna dayalı reformların kapsamlı bir ulusal ekonomik diyalog ve katılımcı yaklaşımla yapılmasını teklif etti.

Büyümeyi teşvik etmek için hükümetin fosfat endüstrisi gibi sendikalar ve üreticiler arasında ücretler ve çalışma koşullarındaki görüş ayrılıkları yüzünden devrimden bu yana durgunlaşan pek çok stratejik sektörde üretimin devamı için yolu açması gerekmektedir. Ayrıca Ennahda firmaların ve bireylerin finans bulmasını kolaylaştıracak reformların güçlü bir destekçisidir. Bu reformlar kayıt dışı ekonominin çoğunu kayda alacaktır. Parti aynı zamanda küçük işletmelere ve çiftçilere hükümet desteğinin artırılmasını sağlamayı başarmıştır. Buna ek olarak, hükümet Tunus’un ticari ilişkilerini çeşitlendirmeli, Afrika, Asya ve Latin Amerika’da yeni fırsatlar yaratarak komşu ülkelere ihracatını artırmalı ve AB ile süren serbest ticaret anlaşması pazarlıklarını ilerletmelidir.

Girişimcilik kültürünün yaratılması Tunus’un başarısı için özellikle kritiktir. Tunuslular devleti ülkenin ana işvereni olarak görmeye alıştılar ve önceki rejim döneminin yolsuzlukları girişimci olmak isteyenlerin önüne bir çok engeller çıkardı.

Ennahda devletin yıllardır tekelleştirip kapalı ve himayeci bir şekilde kaynakları dağıttığı bu bağımlılıktan uzaklaşmayı desteklemek istemektedir. Ennahda hükümetin genç nesillerde girişimciliği artırma hakkında mevcut çalışmalarını desteklemektedir; mesleki eğitim ve iş bakanı, Ennahda üyesi Zied Ladhari 600,000’den fazla işsiz Tunuslunun eğitileceği yeni bir program, iş-eğitim merkezlerinin yenileneceği ve kariyer rehberliği için ulusal bir otoritenin kurulacağı iddialı ve çok gerekli reformları duyurdu.

Ennahda kamu-özel ortaklıkları kurulmasını ve yeni iş alanları açılmasını kolaylaştıran reformları da desteklemektedir. 2011-2014 yıllarının Ennahda öncülüğündeki hükümeti, kamu-özel ortaklıklarına dair yakın zamanda kabul edilen kanunu hazırladı. Ve Zied Ladhari, girişimcileri desteklemek için eğitim, esnek fonlama sistemleri, bürokrasiyi azaltmak için idari işlerin tek merkezden yapılmasını sağlamak  gibi destekler ve yeni kurulan işletmelere rehberlik programları içeren yeni programını önerdi.

İşsizliğin yüzde 15’lerde gezdiği Tunus’ta işgücü piyasasının gerçeklerinden kopuk hale gelmiş olan eğitim sisteminde ciddi reformlar yapmadan ekonomik gelişme ilerleyemez. Eğitim işe giden bir yol olmalı, işsizliğe giden bir köprü değil.

Ennahda, eğitim kurumlarının piyasanın ihtiyaçlarını karşılayacağı, sosyal becerilere daha çok odaklanan, daha geniş teknik eğitim olanakları sunan ve öğrencileri  kamu ve özel sektördeki iş ve staj imkanlarıyla buluşturan reformları savunmaktadır.

Tunus’un heyecan veren siyasi dönüşümünü pekiştirmek ve ekonomik gelişmede ilerleme kaydetmek -özellikle kadınların hükümet ve iş dünyasındaki rolüne dair- sosyal değişiklikleri de gerektirmektedir. Tunuslu kadınların katılımı ve liderlikleri –siyasette, yargıda ve sivil toplumda- ülkenin demokratik dönüşümü için çok önemliydi. Tunuslu üniversite mezunlarının % 60’ı kadın, ama kadınlar erkeklerden daha yüksek işsizlik oranıyla karşı karşıyalar (2014’te %21.5’e karşı %12.7). Ülkenin demokratik gelişimi, kadınların tüm alanlarda karşılaştıkları zorlukların giderilmesine, eşit katılımın teşvik edilmesine ve kadın haklarının korunmasına bağlıdır.

Bu amaçla Ennahda 2017 Mart’ında yapılacak yerel seçimlerde tüm parti listelerinde eşit oranda kadın-erkek temsilinin olması zorunluluğunu desteklemektedir. Ennahda milletvekilleri kadınları ayrımcılığa karşı koruyacak ve onlara geniş kariyer esnekliği verecek daha güçlü doğum izni haklarını da önermişlerdir.

Tabii bütün bunları gölgeleyen sorun güvenlik sorunudur. İstikrarsız bir bölgede Tunusluları güvende tutmanın zorluğu ülkenin yeni demokratik sisteminin dayanıklılığını test ediyor.

Devlet bireysel haklara saygıyı ve kanunun hakimiyetini sağlarken vatandaşlarını da korumalıdır.

Ennahda terörle mücadele kanununda zanlıların hukuki destek alabilmesini garanti eden reformları başarıyla geçirmiştir. Aynı zamanda aşırılıkçılığın kompleks sebeplerini ele alan kapsamlı bir ulusal güvenlik stratejisi için çağrıda bulunduk. Terörle mücadelenin akıllı yolu faydasız reaksiyonlardan kaçınıp Tunus güvenlik kurumlarında bireylerin, sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın özgürlüklerini koruyan ve kanunun üstünlüğüne saygu duyan bir kültürel değişimi gerektirmektedir.  Tutukluların haklarını korumaya dönük yeni düzenlemeler ve Ulusal İşkence-Karşıtı Komisyon’un kurulması doğru yönde atılmış adımlardır.

Kendisini İslam Devleti (IŞİD) ilan eden gibi aşırılıkçı grupları nihai olarak yenebilmenin tek yolu, dünyadaki milyonlarca genç Müslüman’a daha umut verici bir alternatif sunabilmektir.

Arap dünyasında insanlar otokratlar elinde artan sosyal dışlanma, azalan fırsatlar ve baskı ile karşılaştılar. Onların hayal kırıklıkları IŞİD gibi kaos ve kargaşa ekerek bölgede kendi zorbalıklarını hakim kılmaya çalışan aşırılıkçı gruplarca sömürüldü.

Tunusta demokrasinin başarıyla pekiştirilmesiyle, Müslüman demokrasisinin bireysel haklara saygı duyduğunu, sosyal ve ekonomik fırsatları teşvik ettiğini ve Arap-İslami değerleri ve kimlikleri koruyabildiğini göstermek, hem laik zorbalara hem de berbat aşırılıkçılara bir reddiye olacaktır.

Ennahda’nın dönüşümü  bu tür bir başarıyı daha mümkün kılacaktır. İslam dünyasında İslam ve demokrasinin uyumluluğu, kapsayıcı bir siyasi parti olmanın ne anlama geldiği ve çoğulculuğu teşvik eden, farklı olma hakkına saygı duyan bir demokratik sistemin nasıl kurulacağına dair daha fazla tartışmaya ilham olacağını umuyoruz.

Tabii ki Tunus’un politik ortamı bölgedeki diğer ülkelerden farklıdır. Mısır, Irak ve Suriye gibi diğer Arap ülkeleri, ya hala diktatörlük ve askeri yönetim altında veya etnik ve mezhepçi çatışmalara saplanmış durumdalar. Bir ülkenin iç durumu ne kadar karmaşık ise, değişimin maliyeti o kadar yüksek ve uzun süreli olacaktır. Ama değişim geliyor,  bir iç savaş, barışçıl bir devrim veya kademeli dönüşüm yoluyla da olsa.

Ve geldiğinde umulur ki Tunus ve Ennahda kıymetli bir model olur.

Yazının İngilizce orijinali için tıklayınız.

 

CEVAP VER