Ya Avrupa Birliği ya da karanlık çağ mı?

0

Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Parlamentosu Başkanı Schulz’un Türkiye hakkındaki “ekonomik yaptırımları düşünebiliriz” tehdidine karşılık referandum kozunu öne sürdü.

İngiltere’nin Avrupa Birliği‘nden ayrılışının da referandumla belirlendiği örneğini veren Erdoğan, Türk halkının AB’ye girmek isteyip istemediğinin yeni yılda yapılacak referandumla ortaya çıkacağını belirtti.

Bence geç bile kalınmış bir karar. Türkiye ile AB arasındaki ilişki; 50 yıl gibi gülünç bir sürenin ardından, Avrupa’nın samimiyetsizliği sayesinde çıkmaza girmişti zaten. Bu samimiyetsizliğin en büyük örneğini vizesiz dolaşım hakkı ve idam tartışmalarında göstermiş oldular.

Türkiye’nin terör yasasında değişiklik yapması gerektiği gibi serbest dolaşım hakkıyla direkt bağlantısı olmayan ve Türkiye’nin iç işlerine karışmak anlamına gelen bir konuyu ön koşul haline getirdiler. Üstelik terörün Türkiye’nin uzun yıllardır kanayan yarası olduğunu bile bile böyle hassas bir konuyu deşmekten hiç çekinmediler.

İdam konusunda ise; ABD’de de idam cezası olmasına rağmen Amerikan vatandaşlarının Avrupa’ya vizesiz seyahat edebildiklerini unutarak bu konuda da Türkiye’yi tehdit ettiler. Yanlış anlaşılmasın, ben de idam karşıtıyım. Ancak tepki verdiğim konu, AB’nin Türkiye’ye karşı patronluk taslama refleksiyle bir şeyleri yaptırmaya çalışması.

Bundan 93 yıl önce yönetim şeklimizin ve ülkemizin adının değişmiş olması, dünyanın bize 600 küsür yıl boyunca nasıl baktığını bir çırpıda değiştirmiyor maalesef. Değiştirmemeli belki de. Toplumsal hafıza diye bir şeyin olduğunu unutarak, alelacele bazı şeyleri oldubittiye getirmekle geçmiş aslında cumhuriyetin 93 yılı.

Savunduğum şey yeni Osmanlıcılık değil, yanlış anlamayın. Ancak artık günümüz şartlarına uyacak şekilde kendi benliğimizi, kendi kimliğimizi oluşturmamız şart. Ne Avrupa Birliği normları ne de günümüzle herhangi bir bağı kalmamış eski alışkanlıklarımız. Türkiye halkının olabilecek en yüksek refah düzeyinde yaşayabilmesi için; köklerimizi ne unutarak ne de bire bir kopyalayarak, kendimize ait normları oluşturmamızın vakti çoktan geldi.

Avrupalılık bir hayat tarzıdır, olaylara belli bir bakış açısıdır. Bu felsefenin Türkiye’ye bire bir uyacağını nereden biliyoruz? Avrupa’ya seyahat etmiş Türk vatandaşlarının gözlem imkanı mutlaka olmuştur. Avrupalının hangi alışkanlığı Türkiye halkı ile bire bir örtüşecek? Bunu Avrupa’yı övmek, Türkiye’yi yermek için söylemiyorum.

Tam tersine, sanki Avrupalılık felsefesi; insanlığın tarih boyunca ulaşabileceği en yüksek medeniyet seviyesiymiş kompleksine karşı benim eleştirim. Sanki Avrupa Birliği’ne girmezsek bizi felaketlerin en büyüğü bekliyormuş, bu günlerimizi mumla arayacakmışız gibi bir algı var toplumda.

Ülkemizde yetişen pek çok başarılı sosyal bilimci var. Pek tabii bu sosyal bilimciler, Türkiye halkının toplumsal hafızasını ve alışkanlıklarını da göz önüne alarak hayat tarzımızı iyileştirebilir, hatta bazı konularda AB üyeleri dahil dünyanın pek çok ülkesine de örnek olacak uygulamalar geliştirebilir. Bunun için de gerekli imkanın verilmesi gerek.

Yeni anayasa ve başkanlık sistemi çalışmaları bunun için çok iyi bir fırsat. Ancak bu çalışmalara sadece meclisteki iki partinin değil, tüm toplumu temsil edecek bir komisyonun katılması şart.

CEVAP VER