Sinan E.’nin Köln mektubu: Avrupa’daki değişen dengeler, ırkçılık ve Türkiye..

0
AFD mitinginden..

[SÖZE BAŞLARKEN…

Ocak, yayın hayatına başlayalı çok zaman geçmedi, ancak görünen o ki; kalitesi, duruşu ve objektiflikten aldığı güçle hızlı bir şekilde sivrilerek kendinden çok söz ettirecek.

Fehmi Koru’nun yılların birikimini bu şekilde tarafsız bir ortamda okurlara ve dünyaya aktarması da takdire şayan. Kendisini uzun yıllardır takip edenler bilirler. Birilerinin adamı olmamaya çok özen göstermiş, akıllı ve iyi niyetli olanlara yakın olmuştur. 

Ocak’da bulunabilmek çok önemli. Ocak’da kürek sahibi olmak da…

Çünkü bu cevher ocağının kürekçisi olmak gurur verici bir görev.

Kelimenin anlamları içerisindeki ‘maden çıkarılan yerüstü yada yeraltı kaynağı’ aslında tam da uymuş.

Cevherleri bulmak ve gün yüzüne çıkarmak zordur. Zaten düşünmeyi, düşünerek hayatını devam ettirmeyi isteyen insanların da çektiği zorluk da aslında bu değil mi.]

 

Günümüz dünyası bir değişim arefesinde.

Bu değişimi, Trump’lı ABD’de, çalkantılı Avrupa Birliği’nde, on beşinci yılını yaşayan AKP iktidarındaki Türkiye’de, kısaca her yerde görüyoruz.

Trump’ın seçilmesinden sonraki olaylar ve yorumlar sadece ABD’yi değil bütün dünyayı ilgilendiriyor.

Başta Almanya olmak üzere bütün Avrupa’daki yükselen ırkçılık akımları da aslında bütün dünyayı ilgilendiriyor, ancak ABD’nin bulunduğu dünyada tabii ki ikinci planda kalıyor.

Almanya’daki ve Avrupa’daki ırkçılığın yükselmesini, aslında ABD’den ve Türkiye’den bağımsız olarak düşünmek safdillik olur.

Seçmenlerin tercihleri bazı ülkede ırkçılıkla ortaya çıkıyor, bazı ülkede dincilikle, bazı ülkede de kapitalizmle…

‘Almanya için Alternatif Partisi’nin (AFD) aldığı oyların artması ve ülkede çok daha ön plana çıkıyor olması, üniversite çevrelerini ve düşünce kuruluşlarını da harekete geçirdi.

Yapılan araştırmalara baktığımızda, bu partiye oy verenlerin genelde eğitim seviyesi düşük erkekler olduğu görülmektedir.

Genel olarak Doğu Almanya diyebileceğimiz yerlerde oyların daha fazla olması da bir bakıma buralarda göçmen yada yabancıların az olması sebebiyle.

Başta Almanya’da AFD olmak üzere, Der Front National’in Fransa’da, FPÖ’nün Avusturya’da, Geert Wilders’in PVV’sinin Hollanda’da yükselişte olmasının altındaki etkenler de eğitim seviyesi ile çok yakından ilgilidir.

Son yıllardaki sığınmacılar konusu da tabii ki bunda çok etkili olmuştur. Onlara tanınan haklar, başta Almanlar olmak üzere, diğer milletlerin insanlarında rahatsızlık oluşmasına sebep olmuştur.

Almanya’nın Avrupa Birliği’nin motor ülkesi olması sebebiyle buradaki ırkçılığın yükselişi daha da önemlidir. Belki Trump gibi bir adayın seçilmesine benzer bir durumu Avrupa daha geç yaşayacaktır; ama bu gelişmeyi engellemek için şimdiden bazı çalışmaların başlatılması gerekiyor.

Hayatı, insan vücudunda olduğu gibi, bir bütün olarak ele almak gerektiği kanaatindeyim. Nasıl ki, vücudumuzda ‘bazı organları bırakalım, şu organlara yoğunlaşalım’ diyemiyorsak, toplumu, hayatı ve gelişen olayları bilimsel olarak incelerken de aynı yolu takip etmemiz gerekir.

Bugünkü konumuz olan ırkçılık da aynı şekilde..

Birçok boyutu ve yönü olan bir konu. Bu yönde karar veren insanların psikolojileri, yaşadıkları çocuklukları, sosyal çevreleri, din ve hayatı algılayışları, Avrupa kültüründeki dinamiklerin etkisi, vb.

Ama bunlardan en önemlisi, tabii ki memnuniyetsizlik ve eğitim.

Şimdi şöyle bir soru da aklınıza gelebilir: ‘Bu insanlar AFD ve benzeri partileri seçiyorlarsa, eğitimli dediğimiz insanlar ne yapıyorlar?’

Bu çok haklı bir soru.

Bu soruyu ben de kendime sordum.

En yakınlarımdan başlayarak çevremi gözlemledim. Hastanede, Kütüphanede, Tiyatroda, Üniversitede yada kendi işyerinde çalışan bu insanların yaklaşımlarını irdeledim.

Eğitimli insanlar, ya çevreyi ve dünyanın ikliminin değişmesini önemsedikleri için Yeşilleri, ya liberal ve sosyal adaleti önemsedikleri için SPD gibi sosyal demokrat partileri, ya da son olarak kendilerini geri çekip hayatlarını yaşadıkları için oy kullanmamayı tercih ediyorlar.

Her ne olursa olsun, cahil cesareti de desek, dışarıdaki hayata yön verenler ya da etkili olanlar, tek düze düşünüp hareket edenler oluyor.

Türkiye’ye bakın bakalım, pek fark görebiliyor musunuz?

Nerede olursak olalım, ister Avrupa’da ister Türkiye’de; içinde iyi tarafın az da olsa ağır bastığı, eğitimli kültürlü insanlar, maalesef olaylardan uzak duruyorlar.

Bu uzak durma, hayatın kendi dinamikleri içinde değerlendirilince, iyi mi kötü mü bilinmez ama, çok ses çıkaranlar kadar onların da seslerini duyurmaları gerekir diye düşünüyorum.

Madem ki toplumsal hayatta beraber yaşıyoruz, iyi niyetli, iyiliği önemseyen insanların da artık seslerini duyurmaları gerekir.

[SÖZE SON VERİRKEN…

Bu noktadan olaylara baktığımızda bile OCAK Gazetesi’nin varlığı, varlığının devamı, tezlerini ve fikirlerini sunması bütün insanlar için çok yararlı olacaktır.

Cevher Ocağı’nın kapağı açıldı bir kere…]

Kalın Sağlıcakla.

 

Sinan Eskicioğlu

 

 

CEVAP VER