El-Kaide’den IŞİD’e.. Afganistan’dan Türkiye’ye.. Guantanamo’ya.. Uzun bir hikâye.. Okunması tavsiye olunur..

0

Uzun mu uzun bir hikâye bu.

İçinde Türk polisi ve CIA bolca geçiyor.. el-Kaide ve IŞİD üzerine bir hikâye zaten.. En merkezi yerinde halen Guantanamo’da tutsaklığı süren Iraklı bir Kürt militan var; ama onun hemen yanında el-Kaide’nin bildik isimleriyle birkaç da Türk militan…

Hikâyenin kendisi ise, merkezinde yer alan kişi Türkiye’de gözaltına alınmayıp kendisine verilen görevi yerine getirmek üzere yoluna devam edebilseydi, bugün bütün dünyayı etkisi altına almış görünen bölgemizdeki gelişmelerin çok farklı mı olacağı sorusu etrafında geçiyor..

Kafanız mı karıştı?

Merak etmeyin merakınızı hep canlı tutacak bir hikâye bu.

Hikâyemiz 16 Ekim 2006 tarihinde Gaziantep’te başlıyor..

Gaziantep Emniyeti’nin Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi’ne öğleden sonra 16.30’da bir telefon geliyor. Arayan ismini vermiyor, not alan arayanın erkek mi kadın mı olduğunu bile kayda geçirmiyor. “Size bir ihbarda bulunacağım” diyen kişi üzerlerinde sahte pasaport bulunan bir grup İranlı’nın 79 M 0064 plakalı araçla Gaziantep’ten Kilis’e doğru yola çıktığını bildiriyor.

Aynı gün akşam saatlerinde Gaziantep Üniversitesi’nin köşesinde polisin gözüne çarpıyor ihbar edilen plakalı araç. İçinde iki erkek, bir kadın ve dört çocuk bulunuyor. Grubun lideri kendisini İranlı olarak tanıtıyor, “Adım Muhammet Reza Reanjbar Rezaei” diyor…

Elindeki pasaportta da o ad yazıyor.

Emniyet’in Yabancılar Şubesi Rezaei’nin pasaportundan kuşkulanıyor. Giriş-çıkış damgalarında tutarsızlıklar vardır çünkü. Rezaei’ye avukat atanıyor, üstü ve arabası arandıktan sonra sorguya çekiliyor. 10 bin 625 dolar çıkıyor üzerinden, iki cep telefonu ile iki de SIM kartı..

İran pasaportu.. Sahte..
İran pasaportu.. Sahte..

Sorguda adının ve milliyetinin farklı olduğunu açıklıyor şahıs; “Adım Abdulrahman bin Yar Muhammad” diyor ve İran’dan değil Afganistan’dan geldiğini söylüyor. Eşi ve dört çocuğuyla Kabil’de yaşadığını da..

Avrupa’ya gidecek ve siyasi sığınma isteyecekmiş; daha iyi bir hayat yaşayabilmek için… Sorgulamanın sonunda Türkiye’ye iltica etme talebinde bulunuyor.

Yine bir çelişki. Avrupa’ya gidiyorsa, neden Suriye yönüne doğru yol alıyordu ki?

Cevap yeterince ikna edici bulunmuyor: “”Şimdi Ramazan, Avrupa’ya gitmeden önce şöyle bir etrafı dolaşalım dedik” cevabı…

Farklı yerde sorgulanan eşi de aynı şeyleri söylüyor.

Afganistan’a gönderilmelilermiş… Türkiye’de kalamayacaksa Pakistan’a gidebilirlermiş…

Gaziantep’de gözaltına alınan kişinin adı verdiği iki ad da değilmiş aslında; kesinlikle siyasi sığınmacı olarak Avrupa’ya da gitmiyormuş…

Abd al-Hadi al-Iraqi adıyla bilinen biriymiş. Türkiye’den transit geçerek Irak’a varacak ve el-Kaide’den bağımsız davranmaya başlayan ve adını da Irak İslâm Devleti olarak bir gün önce ilân etmiş bulunan el-Kaide isyancılarını hizaya getirecekmiş…

O çevrelerde bunu yapabilecek gücü ve itibarı olan biriymiş Abd al-Hadi al-Iraqi.

Türk polisi yakalamış, parmak izini de almış..
Türk polisi yakalamış, parmak izini de almış..

Gaziantep’te kendisini durduran, gözaltına alıp tutuklayan Türk polisi, Abd al-Hadi al-Iraqi’nin misyonunu boşa çıkartmakla, sonradan bütün dünyanın başına IŞİD (DEAŞ veya ISIS de deniyor) adıyla belâ olacak örgütün kendi başını alıp gitmesinin de önünü açmış olabilirmiş…

Bu hikâye burada yazdığımdan ibaret değil.

Abd al-Hadi al-Iraqi el-Kaide’nin lider düzeyindeki militanlarından biriymiş. Musullu bir Kürtmüş ve Afganistan’daki el-Kaide örgütünün Arap kolundan o sorumluymuş… Üsame bin Laden’e müşavirlik yapsınlar diye oluşturulmuş 10 üyeli Şura Meclisi’nin de üyesiymiş…

Hikâyenin içinde Mehmet Polat, Mehmet Yilmaz ve Mehmed Reşit-Işık adlı TC vatandaşlarının da adları geçiyor. Yazar, Yılmaz’ın 2003’te İstanbul’da gerçekleştirilen el-Kaide operasyonlarına karışmış biri olduğunu kaydediyor. Bu arada hepsi çeşitli eylemlerde hayatlarını kaybetmişler.

CIA Abd al-Hadi al-Iraqi’yi yakın gözetiminde tutuyormuş; Gaziantep’te gözaltına alınma olayı onları şaşırtmış. Yakalandıktan 15 gün sonra, 31 Ekim 2006 tarihinde, uçağa bindirilip Pakistan’a yollandığında, kendisini orada havaalanında karşılayıp Guantanamo’ya götürenler CIA ajanlarıymış…

Bizimkiler eldeki kişinin değerini bilememişler velhasıl.

Daha önemlisi, el-Kaide tarafından Irak’ta isyan çıkarıp bağımsızlığını ilân eden bölge militanlarını azarlayıp yeniden ana-gövdeye bağlamak üzere yola çıkan Abd al-Hadi al-Iraqi’nin Türkiye’de başına gelen yüzünden görevini yerine getirememiş olması…

Bunları ve daha pek çok ayrıntıyı Foreign Policy dergisi için ‘IŞİD’i durdurabilecek adam’ başlığıyla kaleme alan Brian Fishman, “Yakalanmasaydı o görevi başarabilirdi” demeye getirir gibi.

Getirse sanki ortam bugünkünden çok mu farklı olurdu?

 

Abd al-Hadi al-Iraq Guantanamo'da..
Abd al-Hadi al-Iraq Guantanamo’da..

Abd al-Hadi al-Iraqi’ye Guantanamo’da yatanların en tehlikelisi gözüyle baklıyormuş…

CEVAP VER