TÜSİAD Başkanı Bilecik: Hepimiz aynı trendeyiz ancak aynı trende olmak herkesi aynı yolun yolcusu yapmaz

0

TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısında konuştu. Ekonomideki son durumu değerlendiren Bilecik, şunları söyledi:

“Gemiyi tekrar yüzdürmemiz gerekiyor, bunun için yapısal reformlar şart. Ekonominin bugünkü hale gelmesinde önce iğneyi kendimize batırmamız gerekiyor; kredi daralması bitmeden bu kriz bitmeyecek. Hepimiz aynı trendeyiz ancak aynı trende olmak herkesi aynı yolun yolcusu yapmaz. Ekonominin bugünkü hale gelmesinde elbette küresel güçlerin payı var, ama önce iğneyi kendimize batırmamız gerekiyor, daha fazla gerçekçi olmamız gerekiyor

Nakit sıkışıklığı her sektörde hissediliyor, kredi daralması tüm hızıyla devam ediyor. Kredi daralması bitmeden bu krizin bitmeyeceğini hepimizin kabul etmesi gerekir. Geri dönmeyen kredi alacaklarının temizlenmesi çalışmaları yapılmalı. Ekonomide inat olmaz, ekonominin kuralları çok belli, Türkiye’nin ekonomik istikrarı pamuk ipliğine bağlanamaz

Keyfi uygulamaların piyasa dengesine zarar vereceği çok net, acele ile alınan kararların yerine uzun vadeli politikalar tercih edilmeli. Ekonominin alabora olmamasının yolu yapısal reformlardır. Basın özgürlüğünün sağlanması ve özgürlük alanlarının genişletilmesi elzemdir. Bir sorunu çözmek için en güzel yol, başkalarının da fikrini almaktır. Bugün bu değerli istişare toplantımızda, sizlerle birlikte sorunlarımıza çözüm bulmak için Türkiye’ye ayna tutacağız. Çünkü ayna tutmak, yani yüzleşmek, ilerlemenin bel kemiğidir. Türkiye, dünya için çok önemli bir ülkedir. Demokratik, laik, sosyal hukuk devletine sahip ve serbest piyasa ekonomisini kabul etmiş bir ülke olarak Türkiye, küresel ölçekte vazgeçilmez bir bölgesel güçtür.

Gerçek şudur: Sahip olduğumuz bunca potansiyele rağmen, Türkiye hak etmediği zorlu bir dönemden geçiyor. İş dünyası olarak bu zorlu dönemde sorumluluğumuz, yapılması gerekenleri söylemektir, paylaşmaktır. Unutmayalım ki “insan yalnızca söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur. Dünya, karışık bir dönemden geçiyor. Bugün başta ABD ve bazı Avrupa, Latin Amerika ve Asya ülkelerinde olmak üzere, demokrasi tarihsel bir sınav veriyor. Küreselleşen ekonomi, beraberinde daha zorlu rekabet koşullarını getiriyor.

Türk-Amerikan ilişkileri konusunda son dönemde önemli gelişmeler kaydettik. Trump yönetiminin İran’a uyguladığı yaptırımlar konusunda Türkiye’ye muafiyet tanıması, şüphesiz son derece önemli bir karardır. Türkiye’nin en önemli müttefiklerinden biri olan ABD ile ilişkilerin onarılması en başta ekonomik çıkarlarımız açısından önem taşıyor.

Unutmayalım ki ülkeler arası dostluk ve düşmanlıklar geçici, çıkarlar ise daimidir. Bu nedenle aradaki diğer anlaşmazlıklar da sağduyulu diplomasi ile bir an evvel çözüme kavuşturulmalıdır. Tepkilerimizi kontrol edemezsek, tepkilerimiz hayatımızı kontrol eder. Bu denklem uluslararası ilişkilerde de geçerlidir. Dış politikada her etki, ekonomide eşit güçte bir tepki doğurur. Dış ilişkiler ve ekonomi iç içedir ve birbirinden ayrı düşünülemez. Uluslararası ilişkilerde güç sahibi olmak, ekonomide söz sahibi olmayı sağlar. İş dünyası olarak ekonomide gözümüz arkada kalmasın diye, gözümüz daima dış ilişkilerin üzerindedir.

Ayrıca, şunu kabul ediyoruz ki hepimiz aynı trendeyiz. Ancak aynı trende olmak, herkesi aynı yolun yolcusu yapmaz. Biz her zaman, demokrasi, hukukun üstünlüğü, özgürlük ve sosyal ilerleme yolunun yolcusu olmalıyız. Tren ancak o zaman varması gereken yere varır. Türkiye’nin başarısı için geçmişte test edilmiş formül bellidir. Bu; demokrasi, hukuk devleti, özgür ve yaratıcı toplum, yüksek nitelikli eğitim, teknolojik üretim ve AB ile entegrasyon sürecinin hızlanmasıdır. Bunlarla birlikte, bağımsız düzenleyici kuralları ile iyi işleyen piyasa ekonomisi ve yatırım ortamının dinamizmi için gereken tüm mevzuat ve uygulamaların devreye alınması gerekiyor. Bu alanlarda sendelediğimiz yerler olabilir ama “düşen değil, kalkmayı beceremeyen kaybeder.

Dış ilişkilerimize baktıktan sonra şimdi yüzümüzü ekonomiye çevirebiliriz. Önümüzdeki yıl gerek küresel, gerek yerel düzeyde belirsizliklerin ve risklerin devam ettiği bir yıl olacak. Ticaret savaşları küresel büyümeyi önemli ölçüde düşürebilir. Çin ekonomisi yavaşlamaya devam ediyor. Avrupa’da ise İtalya ekonomisine dair endişeler var. Küresel durgunluk riskine rağmen Amerikan Merkez Bankası’nın faiz arttırım işini yavaşlatacak olsa da bırakmayacağını da görüyoruz.

Ekonomimizin bugünkü hale gelmesinde elbette küresel gelişmelerin de payı vardır. Ama önce iğneyi kendimize, sonra çuvaldızı başkalarına batırmakta fayda var. Türkiye’nin ekonomik durumunu değerlendirirken, gerçekçi olmak zorundayız. Ekonominin kırılgan bir noktada olduğunu, küresel konjonktürün değiştiğini, ekonomi politikalarımızı artık yeni konjonktüre göre değiştirmemiz gerektiğini zamanında kabul etmekte çok tereddüt ettik. Oysa, ekonomide inat olmaz. Dengeyi siyaset tercihleri sağlamazsa, ekonomi kendi dengesini, ciddi maliyetler ve bedeller ödeterek sağlar.

Çünkü ekonominin kuralları bellidir. Türkiye’nin ekonomik istikrarı, pamuk ipliğine bağlanamaz. Ekonomimizin çıpaya ihtiyacı vardır. Bu çıpa, güçlü kurumlar ve kural temelli politika yapımıdır. Kurallar herkes için ne kadar açık ve eşit olursa, siyasetten ne kadar uzak olursa, belirsizlik o kadar azalır, ekonomi o kadar istikrarlı olur. Keyfi uygulamalar, piyasa dengesine zarar verir. Bu nedenle daima, sorunları çözmeye çalışırken aceleyle alınan geçici tedbirlerden ziyade uzun vadeli dengeyi gözeten politikaları tercih etmeliyiz.”

CEVAP VER