Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Bu çok açıkça bir siyasi operasyondur

0

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, basın toplantısı düzenledi. Referandum sürecinde ve hemen ardından Avrupa’da bazı çevrelerde yapılan değerlendirmeleri hatırlatan Kalın, şunları söyledi: “Türkiye’nin nasıl bölündüğüne dair yanlış tespit ve okumaları oldu. Batı demokrasilerinde yapılan seçimlere baktığınız zaman, bir kere seçime katılım oranlarının yüzde 50’i, 60’ları aşmadığını görüyoruz. Biz hiçbir zaman çıkıp ‘bu katılım çok düşük, bu seçimlerin meşruiyeti sorgulanmalıdır’ gibi bir tavır ve tutum içerisinde olmadık. Çıkan sonuçlara da her zaman saygılı olduk. Aynı saygıyı Avrupalı muhataplarımızdan beklemek de en doğal hakkımızdır.

Örneğin bakın dün Fransa’da bir cumhurbaşkanlığı seçimi ilk turu yapıldı. Şimdi ortaya çıkan tablo çok parçalı bir yapıyı gündeme getirdi. Şimdi biz de kalkıp ‘Fransa bırakınız ikiyi, hatta üçe-beşe bölünmüş’ mü diyelim? Seçime katılım oranları gibi rakamları esas alarak bu seçimlerin meşruiyetine ilişkin birtakım değerlendirmeler mi yapalım? Biz bu yollara tevessül etmek istemiyoruz.

Avrupa’nın en faşist ve ırkçı siyasetçisi bile 16 Nisan gecesi Türk milletinin referandumda yaptığı tercihi sorgulama cüretini kendinde bulabilmektedir. Öncelikle şunun altını çizmek isterim, bu tür söylemlerin normalleşmesine ve sıradanlaşmasına asla izin vermeyeceğiz. Çünkü bu başka bir şeylerin zeminini hazırlama gayretidir. Bunlar siyasi analiz değildir, bunlar yorum değildir, başka bir planın parçası olarak gündeme getirilen konulardır. Biz demokrasi adına, milli irade adına, ahlak ve vicdan adına bu faşizan yaklaşımların normal ve meşru görülmemesi için elimizden gelen bütün imkânları seferber edeceğiz ve bu tür söylemlere müsamaha etmeyeceğiz, bunu da bu vesileyle ifade etmek isterim.
16 Nisan’da oylanan Anayasa değişikliği paketinin maddelerinden bir tanesi de; Cumhurbaşkanının siyasi partiye üye olmasının önünü açan bir düzenlemedir. Aslında bildiğiniz gibi 1960’a kadar cumhurbaşkanları Türkiye’de siyasi parti üyesi olmuşlardır. Parti kimlikleri onların tarafsız olmasına bir engel teşkil etmemiştir. Bugün tekrar bu düzenlemeyle ki dünyanın birçok ülkesinde de bunun örnekleri var, başkanlık sisteminin uygulandığı birçok ülkede var. Başkanlar siyasi partileriyle ilişkilerini kesmek zorunda değiller seçildikleri zaman. Dolayısıyla bu çerçevede şu anda Cumhurbaşkanımız için de bu imkân ve hak ortaya çıkmış bulunmaktadır. YSK’nın kesin seçim sonuçlarını açıklamasından sonra da Sayın Cumhurbaşkanımızın bir üyelik başvurusu olacaktır.

Bu izleme statüsüne alınması meselesine gelince, bir kere bütün bizim bu işbirliği çabalarımıza rağmen bazı maksatlı çevrelerce ülkemize karşı siyasi saiklerle birtakım siyasi girişimlerin yapıldığını da görüyoruz. Bu kez de işte, bugün ve yarın devam eden müzakerelerde AKPM Genel Kurulunda bu yeniden denetime alınması konusunun belli çevreler tarafından gündeme getirildiğini görüyoruz. Bakın, bu çok açıkça bir siyasi operasyondur, bunun ne Türkiye’deki objektif gerçeklerle, ne Türkiye’nin Avrupa Konseyiyle ilişkisinin geçmişine baktığınızda bunun izah edilebilir, meşrulaştırılabilir, gerekçelendirilebilir hiçbir temeli söz konusu değildir.

Yine Türkiye’deki genel manada Türkiye’nin kendi ayakları üzerinde durmaya başlamasından rahatsız olan belli çevrelerin yaptığı bir operasyondur. Ki geçtiğimiz birkaç içerisinde bazı lobi çevrelerinin bu kararın çıkması için arka planda ne tür çalışmalar yaptığına dair birtakım raporlar da yayınlandı, ben burada detaylarına girmeyeceğim. Sizleri oraya bakmaya teşvik etmek isterim, baktığınız zaman o tür faaliyetlerin nasıl yapıldığını görürsünüz. Umarız bu yönde bir karar söz konusu olmaz, biz Avrupa Konseyiyle ilişkilerimizi önemsiyoruz. Bütün bu algı operasyonlarına, bu tür siyasi saiklerle yapılan çalışmalara rağmen biz tabii ki demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü konusundaki çalışmalarımızı en şeffaf şekilde yürütmeye devam edeceğiz.

Rusya’yla yapacağımız görüşme devam edegelen bu Türkiye-Rusya diyalog sürecinin, üst düzey temas trafiğinin bir devamı olarak görülmeli. Bildiğiniz gibi geçen hafta Başbakan Yardımcımız ve Ekonomi Bakanımız Moskova’daydılar. Özellikle bu ikili ilişkilerin, yaptırımların kaldırılması, turizm, ekonomi ve ticaret ve diğer alanlarda kalan son pürüzleri ortadan kaldırmak için yoğun mesai harcadılar. Bu görüşmede de gene hem bu ikili konuları alacağız, savunma sanayinden ticarete, turizme, hem de tabii Suriye başta olmak üzere bölgesel konuları da etraflı bir şekilde değerlendirme imkânımız olacak. Bu Rusya ziyaretinin daveti bizzat Sayın Putin’in kendisinden geldi, dolayısıyla muhtemelen o da bir gündem hazırlamıştır diye düşünüyoruz, bunu orada hemen Mayıs’ın başında görüşmelerde etraflı bir şekilde ele alacağız.

Dün bu Fransız profesörü, eski diplomatı bildiğiniz gibi bir özür beyanında bulundu. Biz bunu tabii yeterli bulmuyoruz. Yani sözlerinin maksadı aştığını, uygun olmadığını, bundan dolayı özür dilediğini vesaire ifade etti. Bu tabii ilk adım, bunun bir cezai dava konusu olduğu da bütün hukukçuların ortak görüşü. Dolayısıyla bu çerçevede Fransa’daki Türk Hukukçular Derneği bir suç duyurusunda bulundular. Umarız Fransız makamların bu konuda harekete geçmesi uzun sürmez.

İkinci olarak burada tabii ki Cumhurbaşkanımız avukatları aracılığıyla da bir suç duyurusunda bulundular. Çünkü dediğim gibi, bu ne hakaret, ne eleştiri kapsamında ele alınabilecek, hafife alınabilecek bir konu asla ve asla değildir. Birisi çıkıp bir ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanına ‘tek yol suikast buyurun’ diyorsa, hem de bunu televizyonlardan yapıyorsa bunun hukuki sonuçları olur, ona da katlanmak zorundadır. Dolayısıyla biz de bu hukuki sürecin takipçisi olacağız.

O başvuruyla ilgili detaylar da bildiğim kadarıyla basınla, kamuoyuyla paylaşıldı. İsteyen arkadaşlarımız, vatandaşlarımız da detaylarını okuyabilirler. Son derece ikna edici gerekçelerle bu suç duyurusunun neden yapıldığı da orada izah ediliyor. Ben tekrar başta söylediğimle bitirmek istiyorum: Bakın bu tür faşizan söylemleri bizim sıradanlaşmasına, normalleşmesine, meşrulaşmasına asla ve asla izin vermemiz söz konusu değildir. Ve siyasi görüşünüz ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanına dönük bu tür bir saldırı, bu tür bir çağrı söz konusu olduğunda buna karşı herkesin çok net bir tutum içerisinde olması gerekir. Sadece Türkiye’de değil aynı zamanda Avrupa’da da gerçekten demokrasiye, hukukun üstünlüğüne inanan insanlar bu tür faşizan yaklaşımlara en sert tepkiyi vermelidirler. Bence bu Avrupa için de bir testtir, bir imtihandır, görelim bakalım nasıl bir tepki verecekler.”

CEVAP VER