HDP Grup Başkanvekili Yıldırım: Erdoğan’ın görüşmesi noktayla değil 3 noktayla sonuçlanmıştır

0

HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Açlık grevinde olan Semih Özakça ve Gerek Nuriye Gülmen’in OHAL’i ve KHK mağduriyetlerini görünür kıldığını dile getiren Yıldırım, şunları söyledi:

“Sadece siyasi iktidar yetkililerinin, görmedim duymadım noktasında. Bu konuda mutlaka Cumhurbaşkanı, Başbakan ve siyasi iktidar yetkililerinin bir sözü olmalıdır. Ancak hala tek bir ses yok. Bir diğeri ise 81 gündür oğlunun kemiklerini almaktan başka hiçbir talebi olmayan Kemal Gün. Bir annenin bir babanın en temel hakkıdır; ölmüş veya öldürülmüş bir çocuğun kemiğine sahip olmak. Kemal Amca 81 gündür Dersim’de açlık grevinde. Bu talebin çok kolay yerine getirilebilir bir talep olduğunu düşünüyoruz. Yetkililerin de artık ivedi olarak adım atmasını ve bu açlık grevlerine sebep olmuş gerçeği ortadan kaldıracak düzenlemeleri ivedi olarak bekliyoruz. Çünkü geçen her gün her saat kritik aşamadaki 3 isim için hayati önemdedir.

Adalet Bakanı her ne kadar bu gerçeği kabul etmese de cezaevleri bu ülkenin kanayan yarasıdır. Haksız tutuklamalar, siyasi kararları bir yana bıraktık. Cezaevi kapasitelerinin çok üzerinde konumlanması ve ceza infaz görevlilerinin cezaevlerini işkencehaneye dönüştürdüğü bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Elazığ Cezaevi yeni bitmiş bir kampustur. Apar topar alt yapı koşulları sağlanmadan, kapasitesinin çok üstünde tutuklu ve hükümlü yerleştirilmiş ve halk ihlalleri uygulanmaktadır. O yurttaşların hakları evrensel, anayasal haktır.

Cumhurbaşkan, ABD’de tutuklu bulunan Reza Zarraf’ı Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olduğu için savunduğunu söylüyor. Cumhurbaşkanı’na ABD’deki diğer tutukluları hatırlatmak isteriz. Ayrıca, 10 binlerce tutuklu ve hükümlünün Türkiye’deki cezaevi koşullarını hatırlatmak isteriz. Reza Zarraf’ın başka ülkedeki sözüm ona mağduriyetini gidermeye çalışan Cumhurbaşkanı, kendi ülkesindeki on binlerce tutuklunun hak ihlalleri konusunda kılını kıpırdatmamaktadır. Tutuklu ve hükümlülerle ilgili derneklerin, Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD), Özgür Hukukçular Derneği (ÖHD) gibi bu konuda çaba sarf eden hukuk derneklerinin kapatıldığını da unutmayalım. Elazığ Cezaevinde çıplak arama yapıldığı, yeterli su verilmediği, kapasitenin 3 katına çıkıldığı, sosyal hakların kullandırttırılmadığı, tek kişilik koğuşlarda aylardır tutulan kişiler olduğu, revir haklarının gasp edildiği bilinmektedir.

Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyeleri belirlendi. Baştan beri böyle bir şeye taraf olmayacağımızı ifade ettik. Sözümüzü söyleyeceğiz, sistemin çarpıklığını ifade edeceğiz, yargının tarafsızlık ve bağımsızlığını yitirmiş olmasının tuzun kokması anlamına geldiğini söyleyeceğiz. Böyle bir tiyatronun figüranı olmayacağız.

OHAL Komisyonundaki isimler üzerinden tartışmayı doğru bulmuyorum. Bizim için komisyonun tarafsız bağımsızlığı önemlidir. Şimdiden onarı töhmet altında bırakacak, peşin hüküm koyan bir tartışma yürütmeyi doğru bulmuyorum. Ne kadar hukuki karar alma özgürlüğü ve özgünlüğüne sahip olacakları önemlidir. Ama OHAL sürecinden bugüne kadar gelen işleyiş bizi umutlu kılmıyor.

Devletlerarası birçok ziyareti takip etmiş, kafa yormuş biriyim. 1 ay öncesinden belli olan bir görüşmede görüşmeye ilişkin her iki tarafında niyet ve temennileri öncesinde ilan edilir. Görüşmeden sonra ise uzlaşı ve farklılaşma noktaları ifade edilir. Dün baş başa görüşmesi Trump’ın uzun görüşeceğiz açıklamasına rağmen sadece 20 dakika sürdü. Yapılan ortak açıklamadaki temenniler ve niyetler üzerine de sadece Erdoğan konuştu. Görüşmenin içeriğine ilişkin, Erdoğan’ın gitmeden önce dile getirdiği hedeflerden de hiç bahsetmedi. YPG’den bahsedilirken Trump güldü. Ayrıca Trump çok kısa tuttu ve orada da Lavrov ile olan görüşmesini anlattı. Bu, neyin noktasının konulmaya gidildiği konusunda bizi terreddüt içinde bıraktı. Gerçekten ne konuşuldu, neyin kararı alındı? On binlerce km yol gidildi, haftalarca tartışıldı. Sonuç; büyük bir belirsizlik. Erdoğan’ın görüşmesi noktayla değil 3 noktayla sonuçlanmıştır. ‘Buyurun buradan sonrasını siz yorumlayın’ denilmiştir. Fiyaskodur. 20 dakika baş başa görüşmek için mi oraya gitti? Bir aydır ülke gündemini bunun için mi meşgul ediyor. Ayrıca Türkiye 1 buçuk 2 yıl önce Rojava’da iyi bir partnerdi. Salih Müslim’in gelip gidiyordu. Süleyman Şah Türbesi taşındı. Türkiye, Suriye’de de Rojava’da da iyi bir aktör ve partnerdi. Bugün kim söyleyebilir ki Türkiye daha efektif bir dış politika yürütebiliyor? Bütün bunlar, Kürt fobisi üzerinden gelinen bir nokta olarak görülmeli. Ülke canını kaybetti, malını kaybetti, itibarını kaybetti.

Biz hiçbir zaman Kürt sorunu başta olmak üzere, sorunların çözümü için diyalog mekanizmalarının işletilmesinden kopmadık. Bu ülkede kan dökülürken ısrarla çözüm sürecini, diyaloğu, müzakereyi savunduk. Çözüm sürecini, siyasi çıkarları için kullanan iktidar terk etti. Biz hiçbir zaman terk etmedik. Böyle bir şeyin başlaması durumunda sadece söylemler üzerinden değil, somut adımlar üzerinden hareket edilmelidir. Saray ya da iktidar, başkanlığa giden yolda bir çözüm sürecine ihtiyaç duyuyorlarsa bu ülkeye yazık ederler. Buna gerek yok. Bu ülkede kalıcı ve onurlu bir barışın sağlandığı günü görelim, o gün bizim siyasi hayatımızın son günü olsun. Akan kanın devam etmesini düşünemeyiz. Biz, çözüm iradesinden ayrılmadık. Biz halen Dolmabahçe Mutabakatı noktasındayız. Bu soruyu çözüm sürecini terk edenlere sormak gerekir. Ama onları sadece kongrelerde niyet beyanlarında bulunurken değil, somut adımlar atarken görmek isteriz. Çözüm için her türlü rolü de üstleniriz.”

CEVAP VER