Veysi Dündar İslam Dünyası’nı bekleyen tehlikeleri Yaşar Derin’le konuştu

0

“Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın” der Tolstoy.

Müslümanlık ekseninde bir ve beraber olamayışımızın diyetini bu yüzyılda hepimiz adına ödeyen halktır Filistinliler. Her ne kadar sonradan Afganistan, Irak, Tunus, Mısır, Libya, Yemen ve en son Suriye’ye sıçramış olsa da insan kıyımı…

Ülkesinin toprağını, ülkesinin taşıyla savunan insanları, bu bölge özelinde gelişen yeni oluşumları ve kutsal belde Kudüs’ü Dinler Tarihi Uzmanı Yaşar Derin’e sordum. Cevaplar çok bilgilendirici. Vaktinizi ayırmanızı rica ediyorum. Çok istifade edeceğiniz bir röportaj oldu. 

Önce Yaşar DERİN kimdir? sorusunun cevabı:

1950 Kayseri doğumlu. İlk, orta, lise ve yüksek tahsilini Kayseri’de tamamlamıştır.Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çeşitli kademelerinde 38 yıl çalışmış, en son Başmüfettişlikten emekli olmuştur. Almanya ve Avustralya’da Din Hizmetleri Ataşeliği yapmış, Arapça, İngilizce, Fransızca, Almanca ve Farsça bilmektedir. Evli, üç çocuk sahibidir.

Veysi Dündar (VD)- Büyük Ortadoğu Projesi (BOO) ile başlayalım. Amaç nedir, içerik nedir? Bizi bilgilendirir misiniz? Dinler tarihi konusunda uzmansınız. Buradan hareketle, Kudüs’e geçeceğiz.

 

 

 

Yaşar Derin- BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) : Batılı düşünür ve liderleri, eski düşman komünizmi uğurlarken, ortaya atılması gereken, kimin  ve nasıl ortaya çıkardığında hala  tartışmaları süren yeni düşman “Küresel Terörizm” karşısında, çoğulcu demokrasi getirme çalışmalarının bir adıdır BOP. Bu çoğulcu demokrasi kime gelecek; herhalde Batı’ya, Amerika’ya değil, gelse gelse 22 İslâm Devleti’ne. Çünkü Amerika’ya, Batı’ya göre “Çoğulcu Demokrasi” İslâm ülkelerine gerekli (!). Onun da yolu, BOP. İlk temelleri 1823’te Başkan James Monroe tarafından atılmış “ Manifest Destiny”; Amerika’nın seçilmiş ve kutsanmış, vahşi ve ilkel toplumlara medeniyet modeli oluşturma iddiasında bir felsefî model. Hatta “öldürme hakkı” bile verilen bir model. Nasıl ki “…Kenanlılar’ı (Filistinliler) Tanrın Rabbin sana emrettiği gibi tamamen yok edeceksin” (Ahd-i Atik, Tesniye, Bab : 20 : 10-17). Öyleyse, yok edilme pahasına, getirilecek “çoğulcu demokrasi” projesi olmalı “Büyük Ortadoğu Projesi”. Bu projenin uygulanmasına, Ortadoğu toplumları kendilerinden olmayan birilerinin tavassutlarını kabul etmeyeceğine göre, kendilerinden bu projeye “Eşbaşkanlar” bulunmalıdır.

Öyleyse bu Eşbaşkanlardan biri “Türkiye” olmalıdır. Çünkü Türkiye’nin imparatorluk kültürü vardır, aksaklıklarına, eksiklerine rağmen yürüyen bir demokrasisi vardır. Seksen milyona yaklaşmış nüfusu, kendi soyundan 300 milyon soydaşı ile birlikte iki milyara yaklaşan dindaşlarının cazibe merkezidir Türkiye. BOP’un aslı anlaşılınca, itirazlar olmasın diye, sınıftaki yaramaz çocukları sınıf başkanı yaparlar ya, işte onun gibi Türkiye “Eşbaşkan” oluverdi.

O meşhur, zenci danışman, sonradan Amerika Dışişleri Bakanı kadın Condoleezza Rice’ın dediği gibi Fas’tan Çin sınırına kadar 22 ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyaları değiştirilmeye başlandı, hem de kan ve gözyaşı ile. Afganistan, Irak, Tunus, Libya, Mısır, Yemen, Suriye…  Sıra İran’da, sıra Türkiye’de. Türkiye’de bu BOP’un ne menem bir şey olduğu ilk bakışta anlaşılınca, “Eşbaşkanlık”  önce inkar edilmiş, sonradan göğüslerimize vurularak kabul edildiği Türk Kamuoyu’na iftiharla duyurulmuştu, hatırlayınız. Yoksa “yanıltıldık” mı? Hem de Rasulullah’ın (sav);  “Bir mü’min bir delikten iki kere ısırılmaz” ikazına rağmen. Öyle ki, “Ilımlı İslâm”, “Avrupa İslâmı”, “Hadislerin Temizlenmesi (!)”, “Dinlerarası Diyalog” ,”Hutbelerin AB’nin isteğine göre düzenlenmesi” … gibi. Daha neler neler…! Neler mi !? Türkiye gibi bir yerde 22 tane büyük kilise ve havra, o BOP uğruna, AB uğruna, hem de Müslüman/Türk’ün parasıyla tamir tadil ettirilerek ayine açılmıştır. Bir taraftan “One minute” derken, öbür tarafta Edirne’de Yahudi Havrası bizim paralarımızla tamir ettirilerek ibadete açılıyordu. Neden!? İşte o BOP uğruna, AB müktesebatı uğruna. Hem de, tarihin kaydettiği en büyük  Türk/İslâm düşmanı Papa’nın Roma’daki heykelinin altında. Siz misiniz Roma İmparatorluğu’nu ortadan kaldıran !

Almanların okullarında Türk çocukları için konulan “Türkçe ve Türk Kültürü” dersleri kaldırılıyor, hiç kimseden bir ses çıkmıyordu. Niçin!? Çünkü ortada BOP vardı ve AB müktesebatı vardı. Şimdi itirazlar var, var ammaaa, “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” Tabii siz ata binmeyi beceremezseniz böyle olur. “Geçti Bor’un pazarı” derler, hem de “Servi gibi ümitleri iğdeye döndürerek”. 

Bakınız, BOP teorisyenleri görünüşte bizlere güzel şeyler söylerler ve Eşbaşkanlar’ı,  o BOP deliğinden iki değil, daha çok ısırmak için öyle yağlı/ballı anlatırlar ki, size göğsünüzü döverek eşbaşkanı olduğunuzu söyletirler. Filistin/İsrail anlaşmazlığına çözüm bulmak, teröre destek veren ülkelerle savaşmak, demokratikleşmeye ve ekonomiye katkıda bulunmak vs.

Aslında üç madde çok önemlidir ;

I) Bölge ülkelerine demokrasi getirmek. BOP’un esas gayesi bu değildir. Ama süslenip/püslenip bizlere pazarlanmak istenmektedir. Çünkü bu bir slogandır.

II) Petrol ve petrol yollarını güven altına almak. Sanki Amerika ve AB daha önce güvenli bir şekilde petrol alamıyormuş gibi! Esas bunun altında yatan, çok yakında tükenecek petrol/doğalgaz alternatifi Bor, Uranyum,Toryum, Neptonyum gibi zenginlikleri kontrol etmektir. Bizim “külahımıza anlatsınlar” petrol/doğalgaz yollarını güven altına almak gibi saçmalıklarını. Ben bilinenleri tekrarlamış olmayayım; endüstride %70 kullanılan Bor madeni dünya rezervlerinin %70 Türkiye’de. Öyleyse dikkat, hem de çok dikkat.

III) BOP’un ana hedefi İsrail’in güvenliğini korumaktır.  Daha düne kadar Hıristiyan dünya tarafından “İsa’nın Katilleri” olarak görülen Yahudiler’e bu aşk nereden gelmektedir! Hatta Irak’ın işgali ve bu işgal ile birlikte Suriye ve Ortadoğu’da “Armegedon” savaşı çıkarmak istediklerini artık anlamak durumundayız. Bu savaşların Tevrat’ın ezoterik yorumundan kaynaklandığını bilmek zorundayız. Irak’ta bulunan Evanjelist Misyoner Tom Craig’in “Tanrı ve Başkan Bush (J.W. Bush) bize İsa’yı Ortadoğu’ya getirme şansı doğurdu” sözlerini iyi hatırlayalım. İsa niye Ortadoğu’ya geliyor ki! Çok istiyorlarsa Amerika’ya, Avrupa’ya getirsinler, bize göre bir peygamberdir Hz. İsa, ama Hz. Muhammed varken bir başka şeye ihtiyacımız yok. Bir hatırlatma daha yapalım. Irak’ı Amerika’ya teslim eden Kesnizani Tarikatını iyi hatırlayın. Süleymaniye’de yerleşik Kürt asıllı Şeyh Abdulkadir Kesnizani Amerika’ya Irak’ı teslim etmiştir. Çünkü Amerikalı diyor ki: “Amerika’nın başarısı yurt içindeki hainleri bulup öldürür, yurtdışındakileri de kullanır”. İşte bu Kürt asıllı Şeyh Abdulkadir Amerikalılar’a kendini ne yazık ki kullandırmış. İslâm Âlemi Birinci Dünya Savaşı’ndan Lawrence’in kullandığı Vahhabilik’ten, Arap Bedeviler’den ibret almamıştır. Bir daha Mavi Marmara’dan yaşanan şehadetleri, Türk askerinin başına geçirilen çuval hadisesini yaşamak istemiyorsak ibret alalım. Değilse, Allah’ın (cc) bize, Salih kulları olarak bizlere verdiği yeryüzünü, onun zengin bölümlerini  (Enbiya :105) kaybet istemiyorsak lütfen ibret alalım.

VD- Hocam; bir çok Peygamberin bu şehirle anıldığı Kudüs, tüm dinler için neden kutsaldır? 

YD- Kudüs; Yahudilik, Hıristiyalık ve İslamiyet’te de mukaddestir. Yahudiler, Tanrıları Yehova tarafından Kudüs ve civarının kendilerine verildiğine inanıyorlar. Hatta Mısır ırmağından (Nil) Fırat’a kadar bölgeyi verdiğini şimdilerde iddia etmektedirler. Bu bölgeye, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesi de giriyor. Bu günlerde ortaya çıkan haritalarında bizim Ürgüp/Nevşehir’e (Kapadokya) kadar topraklar da dahil edilmiştir. Abram’a (Hz. İbrahim)  vaat etmiştir diyorlar. Bu toprakların merkezi Kudüs, Kudüs’ün de merkezi, kendilerine göre Süleyman Mabedi’dir (Bu günkü Altın kubbesiyle Kubbetü’s-Sahra ve Kıble Mescidinin bulunduğu yer). Çünkü mabed olmadan Yahudiler pek çok ibadetlerini yapamazlar. Hac ve kurban ibadeti gibi. Bir mukayese yapmak gerekirse, Müslümanların Hac ibadeti Kabe olmadan olmayacağı gibi. Hatta duaları bile kabul olmaz. Daha da ilerisi, kıyamette ilk dirilecek insanlar, Süleyman Mabedi ve civarındakiler olacağından ve cennete girecekler de bunlar olacağından o bölgeye defnedilme gibi bir inanç ortaya çıktığından, dünyanın neresinde olursa olsun zengin Yahudiler o bölgeye gömülmeyi vasiyet ederek, oralardaki mezar yerlerinin fiyatı milyon dolarlara çıkmıştır. En güzel mezarlık da Süleyman Mabedini gören Zeytindağı etekleri olmuştur. Şu anda 150 bin civarında Yahudi mezarı vardır.

Tarihi bir vakıaya dikkat çekmem gerekirse. Yahudiler, Tanrı Yehova Abram’a (Hz. İbrahim)  bu toprakları verdiğini (Arz-ı Mev’ud) iddia ediyorlar, ancak Hz. İbrahim şimdi kendisinin, hanımı Hz. Sara’nın, oğulları Hz. İshak’ın, onun oğlu  Yakub’un, onun oğlu Hz. Yusuf’un mezarlarının bulunduğu El-Halil şehrindeki araziyi (Mahpela mağaralarını) kendi parasıyla satın almıştır. Mademki Tanrı Yehova oraları Yahudiler’e verdiyse, ne diye Hz. İbrahim parasıyla satın alıyor. Kaldı ki Hz İbrahim oralı değil, Iraklı’dır. Öbür taraftan, bu gün Mescid-i Aksâ diye bilinen ve 144 dönümlük arazi, Yahudiler’in her şeyden önce ve herkesten önce önem verdikleri ve ihtimam gösterdikleri King David (Hz. Davud) bile bu araziyi kendi parasıyla Yebusi (Şimdiki Filistinliler’in ataları) Aravana’dan  satın almıştır. Mademki Tanrı Yehova bu toprakları Yahudiler’e vermiştir, o halde niye parasıyla satın alıyor!? gibi bir soruya Yahudiler’in cevap vermesi gerekir. Yani bu iddianın tarihi arka plânı bulunmamaktadır.

Kudüs ve civarı Hıristiyanlar tarafından da mukaddes kabul edilir. Hz. Meryem ve ailesi (Âl-i İmran) Kudüslü’dür. Hz. İsa bu topraklarda  doğmuş, 33 yaşına kadar buralarda yaşamış tevhid mücadelesini bu topraklarda yapmıştır. Bu topraklarda çarmıha gerilmiş (kendilerine göre), bu topraklara gökten inecektir. Mukaddes yerleri, Kıyame Kilisesi, Doğuş Kilisesi (Hz. İsa’nın Beytullahim’de doğduğu yer), Hz. İsa’nın Yükseliş Kilisesi (Zeytindağı’nda), Hıristiyanlık’ta bilinen peygamberlerin pek çoğu bu bölgede medfundur. 

Müslümanlar için Kudüs, ilk kıble ve Mirac makamıdır. Kur’an (İsra 1) etrafı mübarek kılınan yerler demektedir. Özel ziyaret ve ibadet için gidilebilecek üç mescidden biri Mescid-i Aksâ oradadır. Cennet bölümlerinden biridir. Orada kılınan namazın bir hadise göre elli kat, bir hadise göre bin kat, bir hadise göre elli bin kat karşılığı vardır. Orada yapılan bir iyilik karşılığı ömür onbeş yıl uzatılacaktır. Orayı ziyaret edene bin şehit sevabı verilecektir.Orayı ziyaret eden cehenneme girmeyecektir. Orada namaz kılanın günahları affedilecektir, oralara Deccal giremeyecektir. Cennet şehirlerinden biridir. Hadislerde bu işaret edilen özelliklerinden dolayı  Kudüs ve çevresi mukaddestir.

Kudüs; Hz. Ömer’in adaleti, Selahaddin Eyyubi’nin vicdanı, İslam Medeniyeti’nin hafızası, Fatih’in /Yavuz’un fermanı, Osmanlı’nın şefkati,Türk kalkanı altında yaşayan dinler, diller ve halkların sığınağı, Kanuni’nin rüyası,”Gökte yapılıp yere indirilen şehir” elbette Kudüs üç “Harem” den biri olarak , bütün peygamberlerin şehri olarak Kudüs Müslümanlar’a göre de mukaddestir.

VD- Hz. Musa Yahudi’lerin dininin temelini oluşturan Tevrat’ı getirmiştir, ama kutsal belde Kudüs’e girememiştir. Neden?

YD- Hz. Musa’nın Kudüs’e niçin giremediğine dair İslâmî kaynaklarda yeterli bilginin olmadığını biliyoruz. Bu konuda yine Yahudilik’in kendi kaynaklarına bakarsak, İsrailoğulları’nın 431 yıl kaldıkları Mısır’dan mucizelerle desteklenen Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun nezaretinde kurtulup, Kızıldeniz’i geçtikten sonra Sina çölünde susuz kaldıkları sırada Hz. Musa’dan su bulmalarını istemişlerdir. Onlar da güya, bir kayalık alana Yahudileri toplayarak “ Ey kavim şimdi size su çıkaralım mı” demişler ve kayalardan su çıkarmışlardır. Daha sonra Tanrı Yehova güya Hz. İsa ve Hz. Harun’a “ Siz benim irademi hiçe saydınız, benim kudretimi zikretmediniz, o halde bu kavmi mukaddes bölgeye götüremeyeceksiniz” diyerek onları azarlamıştır. Tabii bu durumun İslâm’a göre bir peygambere yakıştırılacak bir şey olmadığını biliriz. Ancak, Kudüs ziyaretlerimizde “Nebi Musa” diye ziyaret ettiğimiz Lut Gölü yakınlarında, etrafında meskun mahal olmayan bir kervansarayın içindeki bir mescitte bulunan Hz. Musa’nın mezarında (makamı) kapının üzerinde bir levhada bulunan bir hadiste, Hz. Musa’nın gerçekten de Kudüs’e giremediği, ancak isteği üzerine Kudüs’e çok yakın (yaklaşık 25 km) mesafede vefat etti diyor. Hatta hadisin sonunda Peygamber efendimiz mezarın yerini de tarif ediyor ve “…ben orada olsaydım mezarını size gösterirdim” buyuruyor Peygamber Efendimiz. Ancak civarda büyük bir mezarlık vardır. Etrafta meskun mahal olmadığına göre bu mezarlar nasıl oluşmuştur. Bir kere Selahaddin Eyyubi zamanından beri çevredeki yerleşim merkezlerinde vefat edenlerin bu civara gömülme gibi bir vasiyetleri üzerine buraya definler yapılmaktadır. İkinci dünya savaşına kadar 400 yıl bizim topraklarımız olan bu topraklarda Türk çocuklarından vefat edenler de buraya defnedilmişlerdir. Çünkü Irak-Suriye-Ürdün’den geçerek Akdeniz’e bağlanan anayol güzergahında bulunan bu mezarlıkta  dedelerimiz de medfundur.

VD- Hz.Musa’dan önce, Hz. Davut bu bölgede yaşamıştır. Dönemi ile ilgili hikaye nedir? Enteresan bilmediğimiz bir kıssası var mıdır? Yahudilerin inanışına göre Mesih kimin soyundan gelecek? Hz. Davut mu, Hz. Musa mı?

 

 

 

YD- Hz. Davud (as) Hz. Musa’dan çok sonradır. Yahudi kaynaklarına göre neredeyse aralarında bin sene vardır. Yine Yahudi kaynaklarına göre Hz. Davud, Hz. İsa’nın doğduğu yerde, Beytüllahim’de doğmuştur. Babasının ismi Yesse’dir. Hz. Davud, Kur’anda da geçtiği üzere Calut’u (Golyat) sapan taşı ile öldürmesinden sonra meşhur olmuş ve 20 yaşlarında  peygamberlik de verilmiş ve aynı zamanda kavminin krallığını yapmıştır. 60 yaşlarında vefat ettiğini yine Yahudi kaynaklarından biliyoruz. Eğer bizim Van Gölü’nde, bizim paramızla beş milyon lira harcayarak tamir edilerek ayine açtığımız Akdamar (Ah Tamara) Ermeni kilisesini ziyaret ederseniz, orada taşa oyulmuş, Hz. Davud’un Calut’u (Golyat) nasıl öldürdüğü resmedilmiş şeklini görebilirsiniz.

Hz. Davud zamanında kral Saul (Talut) ölünce yerine kral olmuş, yedi sene El-Halil şehrini başkent yaptıktan sonra Kudüs’ü fethetmiştir. 60 yaşında vefat ettiğinde İsrailoğullarına büyük bir imparatorluk bırakmış, yine Yahudi kaynaklarına göre imparatorluk sınırları, Nil nehrinden Fırat ırmağına kadar uzanmıştır. Vefaat ettiğinde 13 oğlundan en küçüğü Hz. Süleyman yerine kral olmuş ve Yahudilerin, bu gün üçüncü defa yeniden inşa etmek istedikleri ve İsrail Filistin arasında en büyük ihtilafa konu olan Süleyman mabedini inşa etmiştir. Çünkü bu mabed M.Ö. 587 yılında Babil Kralı Buhtunnasır (Nabukatnatzar) tarafından yıkılmış ve Yahudiler Babil’e (Irak’a ) sürgüne götürülmüşlerdir. Babil devletinin Persler tarafından yıkılıp, Ester isimli bir Yahudi kızıyla evli olan Pers Kralı Kiros (Keyhüsrev) Yahudileri serbest bırakıp Kudüs’e göndermiş, onlar da M.Ö. 515 yılında Süleyman Mabedi’ni tekrar inşa etmişledir. Bu mabet de M.S. 70 yıllarında Romalı komutan Titus tarafından yıkılmış ve Yahudiler dünyanın çeşitli yerlerine dağılmışlardır.

Mesih Davud soyundan gelecek diye bir inanışa sahip olan Yahudiler Kitab-ı Mukaddes’te (Tevrat) Hz. Davud’a “zina” isnat edecek kadar ileri gitmişlerdir. Hatta Hz. Süleyman’ın annesi, kendi inançlarına göre Betşeba, Hz. Davut’un (haşa) zina ettiği kadınlardan biridir.

Yahudiler İsrail devleti’ni kurduktan sonra üçüncü defa Süleyman Mabedi’ni inşa etmek istemektedirler. Ancak inşa etmek istedikleri arsada Kubbetü’s-Sahra, Kıble Mescidi, Burak Mescidi, Kadınlar Mescidi, Mervan Mescidi gibi mescitler vardır. Esas ihtilaf da bunlardan kaynaklanmaktadır. Acaba bu mescitleri yıkabilecekler midir, Müslüman kamuoyu buna müsaade edecek midir, göreceğiz.

VD- Mescid-i Aksa ile ilgili kazılardan ve altında gelişen hadiselerden bahseder misiniz? Haricen Filistinlilerin çoğu toprak satmadan evlerinden yurtlarından oldular. Nedeni nedir?

YD- Dünya kamuoyunda ve başta Birleşmiş Milletler olarak Uluslararası kuruluşların bildiği bir gerçek ; Yahudiler, Kanuni Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’a talimatıyla, bir müsamaha neticesi Yahudiler’in ibadet etmeleri için müsaade edilen Ağlama Duvarı (Batı Duvarı) tarafından Mescid-i Aksâ arsasına dehlizler/tüneller kazmış ve 485 metreye ulaşmıştır. Dünya kamuoyuna ulaşan bilgiler Yahudiler’in bu dehlizlerde kendilerine göre kaybettikleri Ahit Sandığı’nı (Kur’ana göre Tabut/Sekine) aradıkları yolundadır. Ancak yine kendi kaynaklarına göre 2500 yıldan beri kayıp olan bu “Ahit Sandığı”nın bu bölgede olduğu yolunda tarihi bir bilgi yoktur M.Ö. 587 yılında Babil Kralı Buhtunnasır Süleyman Mabedi’ni yıkmış ve Ahit Sandığı’nı da Babil’e götürmüştür. Amerika Evanjelistleri’nin Irak’ı neden işgal ettikleri zannediliyor! Kamuoyuna “demokrasi gelecek” veya “Saddam’da nükleer silahlar var” , “Saddam’da kıyamet topları var” gibi yaygaralara kim inanır! Baştan beri dünya kamuoyu yanıltılıyordu. Esas işgale sebep bu ahit sandığının bulunması ve Süleyman Mabedi’ni yıkan Buhtunnasır’ın savaş Tanrısı Marduk adına inşa ettiği mabedinde gizlendiği zannedilen Ahit Sandığı’nı ve Hz. Musa’ya ait altınbaşlı Yılan heykelini bulmaktı ki, bu yılan gelecek Mesih tarafından kullanılacağına inanılıyordu da onun için Irak’ı Evanjelistler delik/deşik etmişler, ne kadar tarihi eşya varsa Amerika’ya götürmüşlerdir. Hatta bu yılan hakkında, daha da ilerisi, Türkiye’yi de işaret etmektedir. İncil’de ismi geçen yerlerden yirmiyedi tanesi de Türkiye’dedir.

Nasıl bir saldırı ile karşı karşıya kalacağımızı siz taktir edin bundan böyle !

VD- Hz. Süleyman Yahudi inanışında neden Peygamber olarak kabul edilmez?

YD- Yahudilik’te peygamberlik konusu, pek tabii dinler tarihi açısından incelendiğinde, bir mukayese yapılmak gerekirse, İslami açıdan izah edilemez. Bir kere Klasik Yahudiliğe göre peygamberlik M.Ö. Malaki ile birlikte sona ermiştir. Kadınlardan da peygamber gelmiştir. Onun için bizim Zeytindağı’nda Rabiatu’l-Adeviyye diye ziyaret ettiğimiz yere Yahudiler kadın peygamber Hulda demektedirler. Diğer taraftan Hz. Süleyman Klasik Yahudi tarihinde ve şimdi de ciddi bir şekilde peygamber olarak geçmemektedir. Hz. Süleyman daha çok evlilikleriyle gündeme gelmiş, 700 karısından 300 cariyesinden söz edilmektedir. Ayrıca İsrail şeriatına göre evlenilmesi caiz olmayan putperest kadınlarla evliliklerinden de bahsedilmiştir. Bunlardan Firavun’un kızıyla evliliği ön plana alınmış ve bu karısının putperest olduğu ve Hz. Süleyman’ın ona karşı çok ilgisi nedeniyle, onun tesirinde kaldığı ve putlara tapındığı şeklinde peygamberlikle izah edilemeyecek inanç geliştirilmiştir. Hatta bu inanç üzere vefaat ettiği ve babasının şehrine (Kudüs’e) defnedildiğini söylemektedirler. Biz de ziyaretlerimiz sırasında Hz. Süleyman’ın mezarı (makamı) olarak söylenen Mescid-i Aksâ içinde bir mezarı ziyaret etmekteyiz. Bu kadar yıllık Kudüs ziyaretlerimde Yahudiler tarafından Hz. Süleyman’nın adının bile anılmadığını biliyorum. Hatta bizim Türk ziyaretçilerinin de ziyaret ettiklerine şahit olmadım. Halbuki Mescid-i Aksâ’nın içinde, bizim Osmanlı Mutasarrıf’ı Kasım Paşa tarafından yaptırılan ve şimdi bir medrese olarak kullanılan bir binanın içinde medfundur. 

VD- Hz. Süleyman’ın kuşların dilini bildiği ve şöyle bir menkıbenin anlatıldığı herkesçe bilinir.

YD- Derviş, Kuş ve Hz. Süleyman

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler.

Hz. Süleyman, dervişi hemen huzuruna çağırtır. Ve ona sorar;

“Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”

Derviş kendini savunur;

“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.”

Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve der ki;

“Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?”

Kuş kendini savunur.

“Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”

Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.

“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.

 Kuş o anda;

“Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.

“Neden” diye sorar Hz. Süleyman.

Kuş sebebini şöyle açıklar;

“Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın. Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.”

VD- Cinleri çalıştırdığı ve hatta doğa olaylarına müdahil olabildiği rivayet ediliyor. Bu durum ne kadar sahihtir?

YD- Evet, Hz. Süleyman Kur’anın da ifadesine göre, kuşların karıncaların ve diğer mahlukatın dillerini bildiğini anlıyoruz. Sizin de bahsettiğiniz gibi bu tür menkıbeler bulunmaktadır. Ancak Kur’an diyorsa, orada bizlerin söyleyeceği bir şey bulunmamaktadır. Ayrıca Peygamber Efendimiz bir hadisinde “ Süleyman’a diğer insanlara verilmeyen üç özellik verilmiştir buyuruyor: Allah’ın (cc) hükmüne muvafık gelecek hüküm verme kabiliyeti. Kendisinden sonra hiç kimsenin ulaşamayacağı saltanat (İnsanlara, cinlere ve diğer mahlukata hakimiyet). Üçüncüsünü de verdiğini ümit ediyorum, o da; yaptırdığı bu mescitte ibadet maksadıyla gelenlerin anasından doğduğu gün gibi günahlarından sıyrılması (Ahmed b. Hanbel).

VD- Mescidi Aksa’nın altında yapılan kazılarda Eski Ahit Sandığı’nın arandığı dillendiriliyor. Ahitte aşağıdaki On Emir’in yazılı olduğu, serlevhanın olduğu da dillendiriliyor.

YD- On Emir:

Benden başka Tanrın olmayacak.

Put yada hiçbir şeyin resmini yapıp tapmayacaksın.

Tanrı’nın adını boş yere anmayacaksın.

Cumartesi gününü kutsal bilecek, o gün dinleneceksin.

Babana ve annene hürmet edeceksin.

Öldürmeyeceksin.

Zina etmeyeceksin.

Çalmayacaksın.

Yalancı şahitlik etmeyeceksin.

Komşunun eşine, cariyesine, kölesine, eşeğine, öküzüne hiç bir şeyine göz dikmeyeceksin.”

VD- Aranan materyal nelerdir? Buradaki Hz. Süleyman’ın yüzüğünün sırrı nedir?

YD- Yahudilik’te Ahit Sandığı meselesi önemli bir inanç öğesidir. Hz. Musa zamanından beri o Ahit sandığı vardır ve Kur’an da buna işaret etmiştir (Tabut, Sekine). İçinde Tevrat nüshası, Hz. Musa ve Hz. Harun’un asaları ve sabah yiyeceği, bala benzer bir tatlı vardır (Kur’anın ifadesine göre Selvâ). “On Emir”e  Kur’anda İsrâ suresinde de benzer atıflar vardır.

Hz. Süleyman’ın yüzüğüne İslâmi kaynaklarda da yer verilmiştir. Cebrail’in  (as) üzerinde bir sembol olan yüzüğü önce Hz. Adem’e cennetten getirdiği, vefat ettikten sonra, aradan bin yıl sonra da Hz. Davud’a aynı yüzüğü verdiği ve yanında on soruyla birlikte getirdiği ve soruları hangi çocuğu bilirse bu yüzüğü ona vermesini söylediği rivayetleri vardır. Bu sorulara en küçük oğlu Hz. Süleyman’ın, bir karıncanın yardımıyla doğru cevaplaması üzerine yüzüğü ona verdiği ve yerine kraliyete geçirdiği rivayetleri vardır ki bu yüzük sayesinde cinlere ve diğer mahlukata hakim olduğu söylenmektedir. Onun bir mühre de benzediği söylenir. O sebeple “Mühür kimdeyse Süleyman odur” gibi bir darb-ı mesel de Anadolu’da söylenir.

VD- Hz. Süleyman’ın dillere pelesenk olmuş bir sarayından bahis edilir. Bizi bilgilendirir misiniz, nasıl bir saraydı? 

YD- Hz. Süleyman’ın Yemen Melikesi ile aralarında hediyeleşme ve Melike Belkıs’ın Kudüs’ü ziyaret etmesi, bazı farklılıklarla Kur’an’da da bahsedilmiştir. Hz. Süleyman’ın sarayını ziyarette, mimari şaheserde yapılmış salonunda, Hz. Süleyman’ın huzuruna alındığında, salon tabanında “su” zannederek eteklerini sıvadığı şeklinde görüşler bulunmaktadır. Neml Suresinde detaylı bilgiler de verilmiştir. Hatta İslami kaynaklarda Hz. Süleyman’ın Yemen (Sebe) Melikesi Belkıs ile evlendiği ve onunla Yemen taraflarına gittiği ve mezarının da Yemen/Mekke arasında bir yerlerde olduğu rivayetleri vardır. Ancak böyle bir bilginin zayıf olduğu düşünülmektedir.

VD- Süleyman Mabedi ne zaman ve nasıl inşa edildi. Kaç defa yıkıldı? Son inşasında tamamlandığında kıyametin kopması söz konusu mudur?

YD- Yahudi kaynaklarına göre bir “Mabet” yaptırma emri Tanrı Yehova tarafından Hz. Davud’a verildiği, Hz. Davud’un Yebusi Aravna’dan (Filistinlilerin Ataları) bu günkü Kubbetü’s-Sahra ve Kıble Mescidi’nin de bulunduğu 144 dönümlük Moriya tepesinde bulunan arsayı satın alarak, gereken inşaat malzemelerini temin ettiği anlatılmaktadır. Sonradan Tanrı Yehova’nın bundan vazgeçtiği ve Hz. Davud’a “Benim önümde çok kan döktün, bu mabedi sen yapmayacaksın, oğlun Süleyman yapacak” dediği nakledilmiştir. Hz. Süleyman M.Ö. 950 yıllarında bahsedilen mabedi yaptırmıştır. İhata duvarlarının haricinde, mabedin ölçüleri aslında büyük de değildir. Uzunluğu 23 m. genişliği 9 m. yüksekliği 13.5 m.’dir ve üç bölümdür. Birinci bölüme İsrailliler girebilir. İkinci bölüme idareciler ve Hahamlar girebilir, üçüncü bölüme (Ahit Sandığı’nın bulunduğu bölüm) ancak Başhaham girebilir. İslamiyette “İsrailiyyat” denilen uydurma bilgiler bir tarafa bırakılırsa, bu gün dünya kamuoyu ve Yahudiler’in anlattıkları gibi görkemli bir yapı değildir. Ancak Yahudilik’te fevkalade ehemmiyeti olan bir yapıdır. Çünkü bu mabet olmadan ibadetlerini yerine getiremediklerini iddia etmektedirler. Ancak bu kadar ehemmiyet atfettikleri bu mabedi koruyamamışlar, M.Ö. 587 yılında Babil Kralı Buhtunnasır (Nabukatnazzar) tarafından yıkılmış, Yahudiler esir olarak Babil’e (Irak) götürülmüşler. M.Ö. 515 yılında esaretten kurtulup tekrar Kudüs’e dönerek Mabed’i tekrar inşa etmişlerdir. Bu ikincisi de M.S. 70 yılında Romalı komutan Titus tarafından yıkılmış ve Yahudiler Kudüs’ten tamamen çıkarılmışlardır. Şimdi üçüncü defa inşa etmek istemektedirler. Ancak bu mekanda İslamî eserler vardır, nasıl inşa edeceklerdir!? Çünkü mabet inşa edilmeyince bekledikleri Mesih gelmeyecek, dünya krallığı kurulamayacaktır. Dolayısı ile Tanrı Yehova kıyametle beraber Yahudiler’i mükafatlandırmayacaktır. Yani Yahudi/Hıristiyanlar’ın (Evanjelistler) bekledikleri kıyamet de kopmayacaktır ki, onlar da aşırı bir iştiyakla bu mabedin üçüncü defa inşa edilmesini beklemektedirler. Evet İslâm Âlemi’nin böyle darmadağın olduğu bir  zamanda bu isteklerini gerçekleştirebilirler mi! Maalesef “evet”! Onun için bütün gözler, Filistinli bilim adamları, din, idareciler, hepsi Türkiye’ye yönelmiş bulunuyorlar. Yıllardan beri ziyaretlerimizde bunu görüyoruz. Çünkü ne zaman Kudüs’ü ziyaret proğramına gitsek, maalesef tanıdık/bildik, dost, ahbaplarımız hep oraların “tehlikeli” olup olmadığını soruyorlar. O nedenle 2014 rakamlarına göre Kudüs’ü altı milyon kişi ziyaret etmiş ; beş milyon dokuzyüz bini Yahudi/Hıristiyan, ancak yüz bini Müslüman. 2015 yılında, altıyüz bin Amerikalı, dörtyüz bin Rus, üçyüz bin Alman ziyaret etmiş, diğer İslâm ülkelerini bilmiyorum, ama Türkiye’den sadece yirmialtı bin kişi ziyaret etmiştir. Kudüs’e sahip çıkılması gerekir.

VD- Yahudilerin Ağlama Duvarı’ndaki, inanışlarının kökeni nedir, neden ağlarlar?

YD- Ağlama Duvarı, Süleyman Mabedi’nin batı ihata duvarıdır. Yahudiler’e göre burayı tahsis eden Kanuni Sultan Süleyman’dır. Aslında bu duvar da orijinal değildir. Ancak Yahudiler Hz. Süleyman zamanından kaldığına inanmaktadırlar. Batılı literatüre göre “Ağlama Duvarı” olarak bilinmektedir. Yahudiler güya bu duvar önünde Hz. Davut zamanındaki imparatorluk ve ihtişamlarını kaybettiklerine ağlamakta oldukları şeklinde yorumlanmaktadır. Tekrar inşa edebilmek için dua etmektedirler. Gerçekte bu bölüm Fas/Tunus/Cezayirlilerin mahallesi iken 1967 harbinde bunların evlerini camilerini zaviyelerini yıkarak geniş bir bölüm açmışlardır. Kontrolsüz girişe müsaade etmemektedirler. 

VD- Tüm inanışlarda Hz. Mesih’in hiç bir durumu ile ilgili ortak kanaat yoktur. Ne dini üzere nereye ineceği ve ne zaman geleceği ile ilgili. Konunun bütünü hakkında bizi aydınlatır mısınız?

YD: Hıristiyanlık’ta, Yahudilik’te ve İslâmiyette de “Mesih” inancı vardır. Yahudiler Hz. Davud soyundan bir Mesih gelecek diyorlar. Aslında o Mesih gelmiş ve fakat kabul etmemişler, o da Hz. İsa. Hz. İsa Hz. Davut soyundandır. Çarmıha gerilerek idam edilmesine (Kendilerine göre) sebep olmuşlardır. Onlara göre Mesih Kudüs’e gelecektir. Hıristiyanlar da Mesih olarak Hz. İsa’yı beklemektedirler. Bekledikleri Mesih de Kudüs’e gelecektir. Hatta Mescid-i Aksâ’ya gireceği kapı bile bellidir; Altın Kapı ki, Mescid-i Aksâ’nın kapılarından biridir. İslâmiyette de Hz. İsa’nın geleceği yönünde haberler vardır, ancak kuvvetli delilden yoksundur.

VD- Hz. İsa’nın hayatıyla ilgili spekülatif bilgiler var. Hemen hemen herkes farklı bir izahatta bulunuyor. Hz. İsa çarmıha gerilmiş midir? Öldürülmüş müdür? Tekrar dünyaya indirilecek midir? İslam’da bu konuda neler buyurulur?

YD- Hz. İsa çarmıha gerilmemiştir. Öyle zannetmişlerdir. Çünkü Cenab-ı Allah “Onu (Hz.İsa) öldürememişler, çarmıha gerememişler, onlar öyle zannetmişlerdir” buyuruyor. Esasen Hz. İsa ve hayatı ile ilgili pek çok batıl/hurafe bilgiler üretilmiştir. Zaten 33 yaşında vefat etmiş, üç yıllık bir peygamberlik hayatı vardır. Ancak bu kadar bilgi/belge üretilmiş, her şey birbirine karışık görükmektedir. Aslında Hz. İsa’nın  gelmesine de gerek yoktur. Çünkü ilahi kelam Kur’an her şeye kafidir.

VD- Hz. Muhammed’in Peygamberliğini müjdeleyen Barnabas İncili’nden bahseder misiniz? Bizde midir? Kutsal emanetlerde neleri muhafaza ediyoruz?

YD- Barnaba isimli şahıs Mısırlı’dır. Herşeyini satarak Hz. İsa’nın yolunda harcamak üzere vakfetmiştir. Onun da yazdığı bir İncil vardır ve Hakkari’de bulunmuştur. Fakat Hıristiyan dünyası kabul etmemektedir. Tek sebep Peygamber Efendimiz’in geleceğini haber vermesidir. Çünkü Hz. İsa, kendisinden sonra ismi “Ahmed” olan bir peygamber gelecek diye haber vermiştir. Bu haber Barnabe İncili’nde de vardır. Bu İncil de bizim arşivlerimizdedir ,İbranice harflerle eski Arami dilinde yazılmıştır.

VD- İsra ve Miraç mucizelerini bize anlatır mısınız? Konuya metafizik gerilimle mi yaklaşmak lazım, yoksa gerçekten gerçekleşen bir hadise midir?

YD- İsra ve Mirac’a metafizik açıdan bakılamaz. İslâm’ın görüşü “Ruh Maa’l-Cesed“ gerçekleşmiştir. Yani bedeniyle ve ruhu ile gerçekleşmiştir ve bir mucizedir. Kur’an’da İsra ve Necm surelerinde de yeteri kadar açıklama vardır. Peygamber efendimizin hadislerinde de bu gerçek açıklanmıştır.

 

CEVAP VER