CHP Sözcüsü Tezcan: Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek şekilde terör yapılanmalarına destek veren bir müttefiklik anlayışı kabul edilemez

0

CHP MYK, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı. Toplantı sonrası açıklama yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, şunları söyledi:

“Sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz bölgede. Sınırlarımızın ötesinde daha önce de söylediğimiz gibi sınır bölgelerimizde, Suriye’nin kuzeyinde, Irak’ta ülkemizin güvenliğini tehdit edecek adımlara ve her türlü girişimlere karşı birlikte, cesaretle karşı koymak zorundayız. Bu mesele iktidar, muhalefet meselesi değildir. Türkiye’nin sınırlarının dibinde, Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek şekilde terör yapılanmalarına destek veren bir müttefiklik anlayışı kabul edilemez.

Türkiye’nin müttefikiyiz diyerek kalkıp yanı başımızda terör oluşumlarına verilecek desteğe yüksek sesle hep beraber karşı çıkacağız. Bununla ilgili hiçbir tereddüt yoktur. Ama bunları yaparken bir başka şeye daha dikkat edeceğiz. Diplomasiyi hamasete kurban etmeyeceğiz. Suriye’nin toprak bütünlüğü önemlidir. Bunu dinamitlerseniz Türkiye’nin güvenliğini tehdit altına sokarsınız demiştik. Ama Emevi Cami’nde namaz kılma sevdası içerisinde olanların, Süleyman Şah Türbesinde abdesti bozuldu. Türkiye şimdi böyle bir tabloyla karşı karşıya kaldı.”

Ümit Kocasakal adaylığı

Ümit Kocasakal’ın CHP Genel Başkanlığına adaylığını açıklamasıyla ilgili ise Bülent Tezcan, şu değerlendirmeyi yaptı:

“CHP’nin üyesi olan herkes aday adayı olabilir. Aday adayı olanların aday olabilmesi için delegenin yüzde 10 imzasını alıp kurultay divanına vermesi gerekir. Herkes aday adayı, aday olabilir. Ancak hiç kimse aday olurken CHP’nin pozisyonunu ve durduğu hattı kendi keyfine göre tartışmaya açma imkanına, yetkisine, hakkına sahip değildir. CHP kuruluşundan bu yana misyonu belli bir partidir. Misyonu hem CHP’nin kuruluş değerlerini koruyan hem ulusal bütünlüğümüzü koruyan hem de Kurtuluş Savaşını Kuvayı Milliye ruhunu sosyal demokrasinin evrensel ilkeleriyle buluşturan bir siyasi partidir. Partinin kimliği parti programında bellidir, açar okurlarsa kimliği net anlatılır. Bugün ki partinin yönetim anlayışı bu kimlikten zerrece sapmayan bir yönetim anlayışıdır. Buna rağmen beğenmeyip aday olanlar olabilir onun da yönetimi bellidir. Buna rağmen beğenmeyip aday olanlar olabilir bunun da yöntemi bellidir.”

Bülent Tezcan’ın açıklamasının satır başları şöyle:

Bu hafta sonu Sayın Genel Başkanımız önceki Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal’ı ziyaret edecek.

Geçtiğimiz hafta skandal sayılabilecek bir yargı uygulamasıyla karşı karşıya kaldık. Aslında Türkiye son zamanlarda buna benzer yargı skandallarıyla karşı karşıya kalmaya başladı. Anayasa Mahkemesi bir önemli dönüş yaptı kararlarında. Evrensel hukuka uygun karar verdi, tutuklu bazı gazetecilerle ilgili hak ihlali kararı verdi, tutuklanmaları hukuka uygun değildir dedi ve tahliye edilmeleri gerektiğine işaret etti. Şahin Alpay ve Mehmet Altan’la ilgili verdiği kararlardı.

Tabi bir hukuk devletinde beklenen, olması gereken şey şuydu, Anayasa Mahkemesinin bu kararından sonra derhal mahkemenin tahliye kararı vermesi. Başka bir deyişle, mahkemenin Anayasa Mahkemesinin kararına uymasını beklerdik, beklenen buydu. Üst mahkemenin kararına uymak zorundaydı ama mahkeme tutuklama kararını veren yargılamayı yapan mahkeme Anayasa Mahkemesinin kararına uymak yerine AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatına uymayı yeğledi.

Hukuka uymak yerine siyasetin emrine, iktidarın emrine uymayı yeğledi ve hatırlarsınız daha önce Can Dündar’la ilgili Anayasa Mahkemesi karar verdiğinde Erdoğan çıkıp demişti ki, “Anayasa Mahkemesi kararına uymuyorum, saygı da duymuyorum. Mahkeme de buna uymasın dirensin bu karara” demişti. Ne yazık ki o talimatı bugün mahkeme hatırladı ve dehşet verici bir şekilde Anayasa Mahkemesi kararını tanımadı. Bu suçtur, mahkemenin yaptığı suçtur. Bir kere yüksek mahkemenin kararına uymamakla suç işlemiştir.

Ayrıca hürriyeti tahdit suçu işlemiştir. Açıkça hukuka aykırı bir şekilde, tahliye etmesi gereken kişileri tahliye etmediği için hem görevini suiistimal etmiştir, hem hürriyeti tahdit suçu işlemiştir. Ve aradan geçen zaman içerisinde bakıyoruz Hakimler Savcılar Kurulu hala bu konuda bir adım atmış değil. Mahkemenin gerekçesi çok ilginç, mahkeme diyor ki, “Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır, ama Anayasa Mahkemesinin hukuka uygun verdiği kararlar bağlayıcıdır. Hukuka aykırı verdiği kararlar beni bağlamaz” diyor yetkisini aştığı.

Yani ben Anayasa Mahkemesinin kararlarının hukuka uygunluk denetimini yapacak merciiyim diyor. Sen kimsin, mahkeme olarak sen kimsin? Anayasa Mahkemesinin kararlarının hukuka uygunluğunu denetleme yetkisi sende yok. Böyle bir hukuk düzeni olur mu? Yarın aynı rahatlıkla bu mahkemeler Yargıtay’ın da hukuka uygun kararlarına ben uyarım, direnme kararını bozsa bile hukuk genel kurulu Yargıtay’ın hangi organı olursa olsun hukuka uygun görmediğim kararlarını uygulamam deme yetkisi var mı?

İdare Mahkemelerinin, Danıştay’ın hukuka aykırı kararlarına uymam deme yetkisi var mı? Böyle bir hukuk düzeni olur mu? Olmaz. Hukuk düzeninin olmadığı yerin adı darbe düzenidir. Türkiye hukuk düzeni altında değil, darbe düzeni altında yaşıyor. Bu kararın çok açık göstergesi 20 Temmuz darbesinin Türkiye’sidir. Bu tablo 20 Temmuz OHAL darbesinin, 20 Temmuz OHAL düzeninin yarattığı bir tablodur. Biz iktidarın hukuka uygun sınırlara çekilmesini beklerken, iktidar hukukun sınırları içerisine çekilsin diye bir umut içerisinde mücadele ederken görüyoruz ki; yargı, hukuk sarayın sınırları içerisine hapsolmaya başlıyor.

Mahkeme kendini sarayın sınırları içerisine hapsetmiştir. Türkiye’de yargı, bu kararla artık kendisini sarayın sınırlarına hapsetmiştir. Hakimler ve Savcılar Kurulu bu konuda alması gereken önlemi almamakta ısrar etmekle Türkiye’de yargıyı ve hukuku sarayın sınırları içerisine hapsetmişlerdir. Hukukun iktidarın sınırlarına hapsedildiği düzen sarayın sınırlarına hapsedildiği düzen darbe düzenidir. Türkiye darbe düzeni altında yaşıyor. Bu tabloda Enis Berberoğlu’yla ilgili hala mahkeme tutukluluğun devamı kararı vermiş, İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nu tahliye etmemiştir. Türkiye’de hızla hukuk düzenini tesis etme zorunluluğumuz var. Bunu yapmadığımız sürece hiç kimse kendisini güven altında hissedemeyecektir.

Türkiye’de hukuk düzenini tesis edebilmenin, darbe düzeninden çıkmanın birinci koşulu da olağanüstü halin derhal kaldırılmasıdır. Türkiye OHAL şartları altında sıkışmıştır. Türkiye OHAL şartları altında hiçbir problemini çözemez hale düşmüştür. Türkiye OHAL şartları altında bir darbe düzeni içerisinde yönetilmektedir ve dünyada, modern, demokratik dünyada yalnızlaşmıştır.

Uluslararası ilişkilerinde yalnızlaşmıştır. Türkiye dünyada özgür ülkeler sınıfında değildir, yarı özgür ülkeler sınıfında olması bile Türkiye’ye layık görülmemiş ve en son özgür olmayan ülkeler düzeyine düşürülmüştür Freedom House’un son raporunda. Böyle bir tabloya Türkiye’yi getirdiler, mahkum ettiler. Şimdi TBMM’ye indirecekler, kısa bir süre için getiriyoruz dedikleri OHAL’i 6. kez uzatmanın hazırlığını yapıyorlar. Bugün o tavsiye kararını muhtemelen yeniden alacaklar, ilan ettiler zaten ve parlamentoya bunu indirecekler. 18 aydır Türkiye OHAL şartlarında yaşıyor. Bu iktidar uyuşturucu bağımlısı gibi OHAL bağımlısı olmuştur.

Tekraren söyleyeceğiz bonzai bağımlısı gibi OHAL bağımlısı olmuştur bunlar. OHAL’siz yönetemez hale gelmişlerdir, OHAL’siz iktidar sürdüremez hale gelmişlerdir. Türkiye’nin bunların uyuşturucu müptelası gibi OHAL müptelası olmaları bu milleti bir cendere altında tutmaktadır. Derhal buna son vermek zorundayız. O yüzden parlamento kendi işlevini haklı ve doğru bir noktada tutmak istiyorsa bu oylamada OHAL’i uzatmamalı ve yetkilerine sahip çıkmalıdır. Yetkilerine sahip çıkmaz ise bu parlamento, OHAL uzasın diye oy verenler tarih karşısında bu ayıbın altına imza atmış olacaklardır. Milletvekillerine buradan çağrıda bulunuyoruz.

Kendisini yakmak zorunda kalan vatandaşı haber bile yapamadılar. OHAL düzeninin getirdiği tablo böyle bir tablodur. Tabi bu gürültü patırtı içerisinde Sayın Erdoğan sanıyor ki, cevap beklediğimiz bazı soruları unutturacağını sanıyor. Hatırlarsınız Man Adası belgelerini açıklamıştık. Bununla ilgili bir para transferi vardı. 1 poundluk şirket 15 milyon dolarlık ticaret yapıyordu. Yani 5 lira sermayesi olan şirket 60 milyon liralık bir ticaretin merkezindeydi. Sayın Erdoğan çıktı bu şirket Sayın Erdoğan’ın yakınlarına dönük ticaretti bu. Sayın Erdoğan çıktı kendisi söyledi “Benim yakınlarım, akrabalarım şirketlerini sattılar” dedi.

“O 15 milyon dolar yani 60 milyon lira, 60 trilyon bugünkü eski parayla benim akrabalarımın sattığı şirketin bedeliydi” dedi. Soru sorduk, aradan 2 aya yakın zaman geçti. Sayın Erdoğan, belgelere sahte dediniz savcılığa verdik. Dün de savcılığa bir dilekçe daha verdik, o dilekçede de ayrıntılı olarak şikayetlerimizi bildirdik ve dedik ki, bunlar araştırılsın tek tek. Bu ticaret neyin ticareti, bu şirketler nasıl kurulmuş? Kalem kalem nelerin araştırılması gerektiğini, dün uzun bir dilekçeyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verdik. Belgeleri teslim ettiğimiz o sahte dedikleri belgeleri, gerçek belgeleri teslim ettiğimiz savcılığa taleplerimizi de ileten dilekçeyi verdik.

Şimdi kamuoyu önünde Erdoğan’a bir kere daha soruyorum unutturmaya çalıştığı soruyu soruyorum. Kendisinin kamuoyu önünde söylediği, arkasını getirmediği soruyu soruyorum. Sayın Erdoğan, yakınlarınız hangi şirketi satmıştır? 15 milyon dolarlık şirketin adı nedir, ne zaman kurulmuştur, bilançosu ne kadardır, 15 milyon dolar edecek malvarlığı nedir, ne kadar vergi ödemiştir, ne kadar zamanlık bir ticari faaliyeti vardır? Bunların tamamı cevaba muhtaç. Çünkü sen Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden birisisin ve sen AK Parti Genel Başkanısın, yetkili bir noktadasın. Olağanüstü hal, kanun hükmünde kararnameler senin iki dudağının arasından çıkan sözler. Memleketi padişah fermanıyla yönetir hale geldiniz 21.yüzyılda. Şimdi o zaman bunu açıklamak zorundasın. Millete borcundur bunu açıklamak. Hangi şirketi sattınız Sayın Erdoğan? Akrabalarınız hangi şirketi sattı, bu şirketin 15 milyon dolar edecek neyi vardı, ne zaman bu malvarlığına kavuştu, nasıl kavuştu? Bu soruların cevabını bekliyoruz.

ARŞİVLERDE BOĞULURSUNUZ

Erdoğan bu soruların cevabını vermek yerine bizim İl Başkanımızla uğraşmanın peşinde. Çünkü başka türlü çıkış yolu bulamıyor kendisine. Eğer geçmişte bir şeyleri dönüp araştırmaya kalkacaksanız Sayın Erdoğan, bizim hiçbir partilimize söyleyecek bir sözün yoktur. Çünkü senin yanağında hala Hikmetyar’ın dizinin sıcaklığı vardır. Hikmetyar’ın dizinin sıcaklığı şakağında duruyor daha, şakağının sıcaklığı soğumadı. Geçmişteki fotoğrafları eğer arşivlerden indirecek olursak arşivlerde boğulursunuz. Türkiye Cumhuriyetinde Başbakanlık yapmış, şimdi de Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden birisine yakışan fotoğraflar mıydı o fotoğraflar! Devleti bir çeteye teslim ederken, devletin harimi ismetine, silahlı kuvvetlerin harimi ismetine kozmik odaya bu çeteyi sokup tarihimizin en büyük casusluğuna yardım ve yataklık ederken hükümetin başında siz vardınız siz! Siz soktunuz o çeteyi Türk Silahlı Kuvvetlerinin kozmik odasına. Arşivlerde boğulursunuz. Onun için önümüzdeki günlerde bu soruların cevabını kendisinden bekliyoruz. Arkasını bırakmayacağız.

CEVAP VER