Meral Akşener: Kudüs’te yaşananlar bir katliamdır.. Kınamak, mevcut durumun devamını sağlamaktan öteye gitmez

0

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. “Kudüs’te yaşananlar, artık bir bölgesel sorun olmaktan, çok daha öteye, bir insanlık sorunudur, bir katliamdır.” diyen Akşener, şunları söyledi:

“Bir tarafta en büyük güç odaklarının, diğer tarafta, hiçbir gücü olmayanların, bir tarafta en ağır silahların, diğer tarafta, sadece taşların ve sopaların olduğu, bir tarafta, dünyanın en acımasız saldırganlarının, diğer tarafta eli kolu bağlanmış olanların yaşadığı, insanlık tarihinin en adaletsiz, en eşitsiz savaşı yaşanmaktadır. Böyle zamanlarda, devletlere ve devlet temsilcilerine düşen, sadece kınamak olmamalıdır.

Tıpkı ülkemiz yöneticilerin yaptığı gibi, sadece kınamak, mevcut durumun devamını sağlamaktan öteye gitmez. Ölüm dediğiniz, katliam dediğiniz durumların, sözlere tahammülü yoktur. Büyük yanlıştan büyük ders çıkarmak gerekir. Kudüs’te yaşanan, bizim acılarımızın parçası olan vahim durumun en büyük yanlışlarından biri, Türkiye’nin tutarsız ve içi başka dışı başka dış politikasıdır.

Bir yandan, Müslüman dünyanın temsilcisi, iddiasını taşıyıp, diğer taraftan, o Müslüman dünyaya, eziyet yapanlarla çıkar birliktelikleri kurmaya devam etmek yanlıştır. Her felaket durum, sözle değil fiille, aksiyonla karşılık bulmazsa, itibarlı bir politikaya sahip olamazsınız. Türkiye Cumhuriyeti’ne ve bölgeye yapılacak en büyük iyilik, ülkemizi yönetenleri, lafla peynir gemisi yürütmekten, men etmektir.

Ekran önündeki bir ‘one minute’ ile, 9 yıl idare ettiler, bu 9 yılda, binlerce Filistinli kardeşimizin katledilmesi, hiç durmadı. Bu çok acıdır. Yaşanan son vahim durum, ülkemiz yöneticilerine, artık dürüst, tutarlı ve ciddi bir dış politika ihtiyacını göstermeye yetmelidir. Filistin halkına, desteğimizi göstermek istiyorsak, bundan daha etkin ve sonuç alıcı bir dış siyaset tavrı olamaz. İlk gün söylediğim gibi, Türkiye var oldukça Filistin yalnız olmayacaktır.

Türkiye’nin çevre coğrafyasında yaşanan, yaşanacak olan her durumda, bizim dış politika anlayışımızın büyük önemi vardır. Tavır ve kararların bu sorumluluk içerisinde olması lazımdır. Bir kez daha, çocukların, masum insanların katledilmesinden duyduğum acıyı ve üzüntüyü paylaşmak isterim.

Ekonomideki gelişmeler

Deprem olması için seçimleri bekleyenler, nerede yaşıyorlar, kimlerin diliyle konuşuyorlar bilemem, ama Türkiye’de yaşamadıkları, Türkçe konuşmadıkları kesindir. Dolar aldı başını gidiyor, ülkemizin durumu, uçuruma yuvarlanacak bir otobüse benziyor. Ve maalesef, hepimizin içinde olduğu o otobüsün direksiyonunda da, yorgun bir şoför var.Yorgun şoförün direksiyon başında oturma ısrarı sorumsuzluktur. O yorgun şoför, Londra’da, yine sorumsuz, sorumluluktan uzak bir konuşma yaptı. Direksiyon o yorgun şoförün elinden alınmazsa, ülkemizin o otobüsün içinden canlı çıkma ihtimali yoktur.

Ekonomi, öngörü isteyen, aşağı yukarı tahminler yapılması gereken bir alandır. Bırakın uzun vadeli tahmin ve hedefleri, resmi ağızlardan sabah yapılan açıklamaların, akşama kalmadan geçersizleştiğine şahitlik ediyoruz.Balon misali patlayan, 2023 hedefleri bir kenara, Sayın Erdoğan ve ekibinin, 2018 yılı hedefleri, daha beşinci ayın başında, tükenmiş ve bitmiştir. Uzun dönemdir süregelen, ekonomideki sapma eğilimi, artık çözülme sürecine girmiş durumdadır.

Son birkaç yıldır, yerli ve yabancı bütün analizler, Türkiye’nin, en kırılgan ekonomilerin başında geldiğini, ortak kanaat olarak vurguluyor. Enflasyon ve faiz sarmalı, tekrar ortaya çıkmıştır. Devam etmesi yıkıcı etkilere yol açacaktır. Sayın Erdoğan’ın yurtdışında, ekonomi konusunda, yaptığı konuşma, Türk ekonomisinin sahipsizliğini, hatta ondan öte, temel ekonomik realitelerden bile kopuk bir anlayışla zorlandığını, dünya kamuoyuna göstermiştir. Kimse, ülkesinin ekonomisini, hem de uluslararası bir ortamda, kendi şahsında toplayamaz. Aklı başında hiç kimse, bağımsız olması gereken kurumlara, seçim sonrası müdahale edeceğini söyleyemez ve halkı korkutmaktan beslenemez.

Türk Lirası, yılbaşından bu yana, yüzde 12 değer kaybetmiş. Krizdeki Arjantin Peso’sundan sonra, en fazla değer kaybeden para birimine sahibiz. Gecen Eylül ayında, 3.40 olan dolar, bugün neredeyse 4.5 Lira. Eğer, bir şeyler yapılmazsa, çok yakında 5 lira olacak. Paramızın değer kaybetmesi, ithal ettiğimiz gübreyi, mazotu pahalılaştırıyor.Yediğimiz ekmeği, sebzeyi, evimizde kullandığımız elektriği, arabamıza aldığımız benzinin fiyatını artırıyor, artırmaya da devam edecek. Yani diğer bir deyişle enflasyonu artıracak. Enflasyonun artması demek, fakirleşiyoruz demektir. Dış borç ödemesi olan şirketlerimizi zor duruma düşürecek. Dövizin artması ithal girdi kullanıp üretim yapan şirketlerimizin girdi maliyetini artıracak, üretimlerini zora sokacak. Bu şirketler, ya işçi çıkaracaklar, işsizliğe yol açacaklar, ya da fiyatlarını arttıracaklar ve bu bize, enflasyon olarak tekrar geri dönecek. Fakirleşme hızımız artacak.

Öncelikle ekonomiyi işinin ehli kadrolara teslim edeceğiz. Biz, Merkez Bankamızın bağımsız hareket etmesini sağlayacağız. Biliyoruz ki bağımsız hareket edebilirlerse, piyasalar da Merkez Bankası’nın doğru zamanda, doğru kararlar alacağını bilirler. Böylece Bankaya olan güven artar. Bugün Merkez Bankası’nın hem paramızın dolar karşısında değer kaybetmesini engellemesi, hem de enflasyonu düşürmek için, paramızın fiyatı olan faiz oranlarını ekonominin gereği şeklinde düzenlemek gerekmektedir. Merkez Bankası’nın, enflasyon ile mücadelede kararlı olması, enflasyonu düşürecek, paramızı güçlendirecek ve orta vadede faiz oranlarının da, beraberinde düşürülmesine imkân verecektir.

Bunu yaparken, maliye politikasında da, istikrarı tekrar tesis etmek ve bozmamak gerekmektedir. Biz vergileri tabana yayarak, daha fazla vergi geliri yaratmayı, böylece vatandaşın üzerindeki vergi yükünü azaltmayı planlıyoruz. Ayrıca, bütçemizdeki gereksiz harcamaları kısıp, geri kalan harcamaların da, doğru alanlara harcanmasıyla, maliye politikamıza, tekrar güveni tesis edebileceğimize inanıyoruz. Bir devlet başkanının işi, ekonomiyi yönetmek değildir. Burada da yamuk bir bakış açısıyla karşı karşıyayız. Onun işi, ekonomiyi yönetenleri yönetmek ve güveni tesis etmek olmalıdır.”

CEVAP VER