Kılıçdaroğlu: Berfo Ana’nın bütün hayatı, oğlunu aramakla geçti.. Cumartesi Anneleri’nin vebali kimin boynundadır?

0

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis Grup toplantısında konuştu. Bütün vatandaşların ramazanını ve bayramlarını huzur içinde geçirmesini temenni eden Kılıçdaroğlu, inancın, insanların öznesini oluşturduğunu, insanların inançlarıyla yaşadığını ifade etti. Kılıçdaroğlu, “Ramazan Bayramı’nda ve öncesi ramazanda hep birlikte sevgiyi kalplerimize nakşetmek isteriz, güzelliklerden söz etmek isteriz, varsa kırgınlıkları gidermeye çalışırız.” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, inançlara, kimliklere, siyasal görüş ve düşünceye saygı duymanın ortak görevleri olması gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi: “Eğer insansak, akıl taşıyorsak bunu yüreğimizde hissetmek zorundayız. Yüreğimiz ne diyorsa dilimizden de aynı şey çıkmalı. Gönlümüz ile dudaklarımız aynı şeyi ifade edebilmeli. İnsanların inançları dolayısıyla ötekileştirilmesi asla kabul edebileceğimiz bir şey değildir. Her yaşam tarzına, inanca, kimliğe saygılıyız. Eğer karşınızda insan varsa, siyaset kurumunun görevi onun inancıyla uğraşmak, oynamak değildir. Onun çocuğu işsizse, geçinemiyorsa siyaset kurumunun görevi onun çocuğuna iş bulmaktır, onun inancını siyasete malzeme etmek değildir. Ramazan sofraları kuruluyor eyvallah, Kur’an tilaveti var eyvallah, dualar okunuyor eyvallah ama sonra bir kişi kürsüye çıkıyor, ağza alınmadık ne varsa her şeyi söylüyor. Bu olmaz, doğu değildir. İnanç sömürüsü bu kadar acımasız olmamalı. Sofraya gelen, orucunu tutan vatandaş ‘Ben buraya ibatede mi dostluğa mı güzelliğe mi geldim’ diye düşünürken kendisini adeta bir cehennemin ortasında buluyor.”

“CHP özgürlükçü, AK Parti yasakçı bir parti”

Kemal Kılıçdaroğlu, yasakçı değil özgürlükçü bir parti olduklarını, insanları inançları nedeniyle ayırmadıklarını dile getirdi. Karar gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren’in bugünkü yazısında, “Bugün, yani bu ramazan günü. Dünyada cezaevlerinde en çok Kur’an okunan, oruç tutulan, namaz kılınan ülke hangisi diye bakarsanız Türkiye’yi görürsünüz.” dediğini anlatan Kılıçdaroğlu, “Benim gibi inanmıyorsan ya da benim çizgimde değilsen, senin yerin hapishanedir. Düne kadar bütün bu suçlamaları CHP’ye yapıyorlardı. Ama bugün Allah büyüktür ya bütün gerçekler ortaya çıktı. CHP özgürlükçü bir parti, AK Parti yasakçı bir partidir.” ifadesini kullandı.

Kılıçdaroğlu, insanların inançlarına, kimliklerine, yaşam tarzına saygı göstermenin boyunlarının borcu olduğunu belirterek, hiçbir inancın siyasete kurban edilmemesini istedi. Kılıçdaroğlu, siyasetin ayrı, inancın ayrı olduğunu vurgulayarak, hiç kimsenin inancını siyasete malzeme etmediklerini ve bundan sonra da etmeyeceklerini bildirdi. Tek isteğinin inançların siyasete malzeme edilmemesi olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, inancın insanın manevi dünyasının zenginliği olduğunu ve bu manevi dünyaya saygı göstermeleri gerektiğini söyledi.

“Eczacılar bu mağduriyeti gidereceklerin başında geliyor”

Eczacıların, Eczacılar Günü’nü kutlayan Kılıçdaroğlu, İstanbul’da 8 bin 800 eczacı bulunduğunu aktardı. Eczacıların, 23 Haziran’da sandığa gidip oy kullanacağını, yeni bir reçeteye, güzelliğe ihtiyaçları olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “Birileri milletin iradesiyle oynadı, Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını elinden aldı. Bu mağduriyeti gidereceklerin başında 8 bin 800 eczası gelmektedir. Bu mağduriyeti gidermek için ortak çalışma yapmak zorundadırlar.” dedi.

Kılıçdaroğlu, 14 Mayıs 1950’nin Demokrat Parti’nin (DP) iktidara geliş tarihi olduğunu anımsatarak, İsmet İnönü’ye, “DP kazandı ne diyorsunuz?” diye sorduklarında, “Bu yenilgi benim en büyük zaferimdir çünkü bu ülkeye demokrasi geldi.” cevabını verdiğine işaret etti. Çok partili hayatın ikinci partisi DP’nin bugün hayatta olmayan üyelerini rahmetle anmanın herkesin boynunun borcu olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, “İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit’i anmak hepimizin boyunun borcudur. Onlar bu ülkeye büyük hizmetler yaptılar. O nedenle biz demokrasiyi her ortamda savunmak, darbelere karşı çıkmak zorundayız. Demokrasi kadar güzel bir şey yok. Demokrasi, sürekli kendisini geliştiren kavramdır. 14 Mayıs 1950’yi Türk demokrasi tarihinde önemli bir milat olarak görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

“Linç kampanyasını görmezden gelme hakkımız yok”

Soma’da 301 madencinin hayatını kaybettiği maden faciasının 5. yılı olduğunu, adaletin yerini bulmadığını ifade eden Kılıçdaroğlu, Soma kazasından 2018’e kadar geçen sürede de 298 madencinin daha hayatını kaybettiğini dile getirdi. Kılıçdaroğlu, gazeteci Yavuz Selim Demirağ’ın 7 kişinin saldırısına uğradığını, öldüresiye dövüldüğünü, faillerinin bulunup serbest bırakıldığını anlatarak, “Faillerin tutuklanması için gazetecinin ölmesi mi gerekiyor? Kim azmettirdi onları? Sahte plakayla niçin geziyorlar? Bir gazeteciden ne istiyorlar?” sorularını yöneltti.

Bu olayın üstünün örtülebileceğini, faillerin yine ellerini kollarını sallayarak gezebileceğini vurgulayan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: “Demirağ’ı hastanede ziyaret ettim. Bütün ayrıntılarıyla anlattı. İktidar kanadının derhal harekete geçmesi lazımdı. Polis faillerini buldu, savcıya teslim etti, savcı serbest bıraktı. Bu savcıya sormak gerekiyor; senin başına, senin çocuklarının, eşinin başına böyle bir şey gelseydi, sopalarla dövülseydi ne olurdu? Sopayla insanları linç etmeye kalkmak, ne zamandan beri ifade alıp serbest bırakmak oluyor? Acaba savcının vicdanı sızlıyor mu? Acaba bir yerlerden serbest bırakılması için talimat mı aldı? Bunu araştıracağız. Gazetecilere yönelik linç kampanyasını görmezden gelme hakkımız yok. Her gazetecinin gazetecilik görevini yaptığı sürece başımızın üzerinde yeri vardır. Kaleminin, onurunun korunması lazım.”

Bayburt-Trabzon il sınırında yürütülen yol açma çalışmalarını takip ederken üzerine çıktığı kar kütlesi ile birlikte uçurumdan düşen Anadolu Ajansı muhabiri Abdulkadir Nişancı’nın, uzun süredir arandığını anımsatan Kılıçdaroğlu, Nişancı’ya kısa sürede ulaşılarak, ailesine kavuşmasını temenni etti. Şu ana kadar herhangi bilgi gelmediğini, aramaların sürdüğünü ifade eden Kılıçdaroğlu, ancak bir gazetecinin bu kadar uzun süre aranmasına karşı bulunmamasının da 21. yüzyılda bir başka ayıp olarak önlerinde durduğunu söyledi.

“Biz sizin hakkınızı savunuyoruz, siz karşı cepheye geçiyorsunuz”

Kılıçdaroğlu, bugünün Dünya Çiftçiler Günü olduğuna işaret ederek, AK Parti iktidarında 17 yılda 33 milyon 790 bin hektar alanın ekilmediğini çünkü çiftçilerin ektiklerinin karşılığını alamadığını, son 16 yılda 661 bin 522 çiftçinin işini bıraktığını bildirdi. Çiftçinin perişan olduğunu, geçinemediğini dile getiren Kılıçdaroğlu, kanun gereği milli gelirin yüzde 1’inin çiftçiye verilmesi gerekirken 2018’e kadar bunun verilmediğini öne sürdü.

Bu haftanın Engelliler Haftası olduğunu anımsatan Kılıçdaroğlu, onlarca yıldır engellilere verilen sözler yerine getirilmiyorsa bunun kabahatinin büyük ölçüde engellilerde olduğunu, hala AK Parti’den medet umulduğunu, “Bize imkan sağlayacaktı, kadro verecekti.” denildiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, “Vermez. Sarayın mahdumları varken size mi verecek? Bütün engellilerin birleşmesi, bir arada olması lazım. Biz sizin hakkınızı savunuyoruz, siz karşı cepheye geçiyorsunuz. ‘Biz burada duracağız’ diyorsunuz, sonra da ağlıyorsunuz. Ağlamayacaksınız, hakkınızı sonuna kadar arayacaksınız. Sizin hakkınızı kim savunuyorsa, onlarla beraber hareket edeceksiniz.” diye konuştu.

“Cumartesi Anneleri’nin vebali kimin boynundadır?”

Kılıçdaroğlu, geçen pazar günü Anneler Günü olduğunu da hatırlatarak, bütün annelerin ellerinden öptüğünü söyledi. Evlatlarıyla buluşan annelerin, dünyanın en güzel anneleri olduğunu, annelerin evlatlarının üzerine titrediğini, anne hastaysa çocuğun hasta, çocuk hastaysa annenin hasta olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, konuşmasında “Cumartesi Anneleri”ne değindi.

Kılıçdaroğlu, 24 yıldır “Cumartesi Anneleri”nin evlatlarını aradığını, burada her görüşten annelerin olduğunu belirtti. Annelerin, “Çocuklarımızın kemiklerini verin, mezarını gösterin bari başında Fatiha okuyayım.” dediğini, Galatasaray’da oturduklarında önlerinde sadece evlatlarının fotoğrafının bulunduğunu ancak biber gazı, coplarla bu annelerin dağıtıldığını söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Bu anneler çocuklarını istemeyip de ne isteyecekler? Bu annelerin talebini devlette söz sahibi olanların yerine getirmesi gerekmiyor mu? Bu anneler bizim annelerimiz değil mi? Anne bu, eline silah almadı, bir başka çocuğu dövmedi, hakaret etmedi, tek istediği evladının nerede olduğunu öğrenmek. 737 haftadır evlatlarını arıyorlar. Gittiler dönemin Başbakanı Erdoğan ile de görüştüler, faillerinin bulunacağı sözleri de verildi. Ama sözlerin gereği yerine getirilmedi. Polis copuyla dağıtıldı. İnsanda biraz vicdan olur. Berfo Ana’nın bütün hayatı, oğlunu aramakla geçti, oğlunu bulamadan öldü. Onun vebali, Cumartesi Anneleri’nin vebali kimin boynundadır? Bunu yapan iktidar sahiplerinde vicdan, ahlak, inanç, kimlik var mı? Oturmalarına bile izin verilmiyor. Hani sen demokrattın, hani demokrasi vardı, hani faili meçhullerle mücadele edecektik? Hani darbelere karşıydın?”

Eğer yargıç vicdanına göre karar vermezse ona biz yargıç değil Saray’ın adamı diyoruz

“İşsizlik yüzünden oğlun babaya, babanın oğula bakacak yüzü kalmadı.” diye Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “Bu tablodan iktidar sahiplerinin haberi var mı? İşsiz bir babanın, işsiz bir annenin, işsiz bir evladın bir evde nasıl yaşadığından iktidar sahiplerinin haberi var mı? İşsizler ordusuna her gün yeni bir işsiz katılıyor. Her evde birden fazla işsiz var, iktidar sahipleri hariç. Onların, yandaşlarının bir eli yağda bir eli balda. Eğer çalışmak anayasal bir haksa ben isyan etmeyecek miyim? Hakkımı neden teslim etmiyorsunuz demeyecek miyiz? Sadece kendin ve yandaşların için değil 81 milyon için istihdam yaratmak zorundasınız.

İntiharın eşiğine gelenler var. Bu insanların ruh halini acaba iktidar sahipleri biliyor mu? Çocuğuna pantolon alamadı diye intihar eden babanın acısını duydular mı? Çocuğuna harçlık veremeyenin ruh halini biliyorlar mı? Çocuğu yatağa aç giren bir annenin ruh halini iktidar sahipleri biliyor mu? ‘Yetki verin dolarla, faizle nasıl mücadele edileceğini göreceksiniz’ diyordu. Nasıl mücadele ettiler? Halkına yalan söyleyenden Cumhurbaşkanı olmaz.

Erdoğan, ‘Türkiye ekonomisinin sorumlusu benim’ diyor. Efuliyle beslenirsin, fakir fukara kuyruğa girer. Ona da varlık kuyruğu dersin. Millet bunun hesabını sormaz mı? Ne zaman söyleyeceğiz? Haziran ayında söyleyeceğiz. Milyonlarca işsizin vebali senin boynundadır. Londra’da faizcilere 165 milyar dolar faiz ödüyor. Sonra 50 milyar dolar bulamadım diye tank palet fabrikasını satıyor.

Merkez Bankası rezervlerinin kar gibi eridiğini gördük. Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’nın Katarlılara pazarlandığını gördük. Sosyete damadın ve sarayın kibir abidesinin memleketi yönetemediğini gördük. Adı ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’ ama ne adaleti kaldı ne kalkınması, kara bir parti oldular. Seçmenlerine söylemiyorum, yöneticilerine söylüyorum. AK Parti dediler ceplerini doldurdular, yüz binlerce fakir var. Adalet dediler, hangi adaletten bahsediyorlar?

Barış Akademisyeni Füsun Üstel hapse girdi, neden? Barış istediği için. Hani bizim ülkemizde demokrasi vardı? TTB yöneticilerine 10’ar ay hapis cezası verdiler. Savaşın bir insanlık dramı olduğunu bilmiyor mu bu beyler? E tabii beyler çocuklarını askere göndermedi. Fakir fukaranın eline verdiler silahı. Beyler, saraylarında oturdular. Biz şehit cenazesine gidince de ‘nasıl gidersin’ dediler. Ben giderim.

Akademisyen Haluk Savaş KHK ile ihraç edildi, barışı savunduğu için. ‘Sen davayı kazandın, yasakları kaldırıyorum’ dedi mahkeme. Haluk Bey emniyete gidip pasaport istedi. Kanser olduğu için mahkeme kararı da bulunuyor. ‘Hayır vermeyiz’ dediler. Şöyle diyor; kanser olduğunuz raporlarla birlikte CİMER’e yazacaksınız diyor. ’39 ay ömrün kaldı’ demiş doktorlar. ‘Bunun 30 ayı geçti. 9 ayını devletin birimleriyle yazışarak geçireceğim’ diyor. Adalet dediğimiz kavramın unutulduğunu hepimiz biliyoruz. Adaleti yok eden yargının ta kendisidir. Eğer yargıç vicdanına göre karar vermezse, hukuku katlederse ona biz yargıç değil Saray’ın adamı diyoruz.

YSK, hakimlerden ve yüksek hakimlerden oluşuyor. ‘Hile yapılmıştır’ diyerek seçim sonuçlarına itiraz ettiler. Bakıldı, ‘geçersiz oyları sayacağız’ dediler, bir şey çıkmadı. 6 ilçede saydılar, bir şey çıkmadı. 22 ilçenin 57 sandığına sondajlama yapıldı, sonuç değişmedi. ‘41132 kısıtlı seçmen var’ dediler, sonuç yine değişmedi. YSK’nin bazı hakimleri AK Partililere telefon etti ve ‘Böyle bir dilekçeyi zamanında verirseniz bunu iptal ederiz’ dediler. Bunu söyleyen YSK’deki 7 kişiden biri, çete reisi. YSK’deki o 7 kişiye soruyorum, sizde ahlak, haysiyet varsa istifa edecek misiniz?

YSK ‘Bu 4 pusuladan sadece büyükşehir belediye başkanlığı pusulasında sorun var’ diyor. Akıl sağlığı olan biri böyle düşünebilir mi? Haysiyetini, onurunu kiraya verenler ancak böyle düşünürler. ‘Tamamını iptal edin’ diye dilekçe verdik, olmaz dediler. Yedili çeteye söylüyorum, haysiyet ve onur varsa istifa edersiniz. Size acımıyorum, çocuğunuza eşinize acıyorum, ‘Benim babam böyle bir karar vermiş’ diyecekler. Yüzde 70 oy ile seçimi kazanan adaya ‘KHK’lı’ diye mazbatayı vermediler, diğer adaya verdiler. Eğer sizde vicdan varsa sadece bu olay nedeniyle istifa etmeniz lazım.”

CEVAP VER