Dr. Levent Bilgi yazdı: YOLLAR VE MUCİZELER

1

Karışığız, karmakarışığız

Dağılmış; bir oraya, bir buraya saçılıp durmuşuz.

Hayat; istediğimiz gibi gitmiyor bir türlü.

Gitmiyor; hiç de gitmeyecekmiş gibi geliyor bize.

Sanki her şey darmadağın,

Kopmuş; olması gereken yerde değillermiş gibi.

Hep bir mucize bekliyoruz. Bizi alsın götürsün buralardan.

Uzaklara, taa uzaklara.

 

Yollara bakıyoruz geceler boyu. Haşim’in yollarına:

“Yollar

Ki gider kimsesiz, tehî, ebedî,

Yollar

Hep birer hatt-ı pür sükût oldu

Akşamın sine-i gubârında.

Onlar

Hangi bir belde-i hayâle gider,

Böyle sessiz ve kimsesiz şimdi?”

Ah o hiç bitmeyen, ve hiç gidemeyecekmişiz gibi hissettiğimiz yollar.

 

Beklediğimiz mucizeler bir türlü gerçekleşmiyor. Beklediğimiz el uzanmıyor bir türlü, hiç uzanmayacakmış gibi geliyor bize.

Günler birbirini kovalayıp duruyor, belirsiz zaman denizinde kaybolup gidiyoruz bir ömür gibi. Bir gün daha bitiyor. Gizemli bir sessizlik içinde kaybolup gidiyor.

Hafiflemek istiyoruz, melekler gibi, rüzgarlar gibi. Ama bir şeyler bizi kendine, bizi toprağa çekip duruyor. Ağırlıklar giriyor bir yerlerden kalbimize. Damla damla dökülüyor hayat avuçlarımızdan. Biz sadece seyrediyoruz ağlayan gözlerle. Eksikliğimizin, faniliğimizin acısını taa yüreğimizde duyuyoruz. Ağır olan biz miyiz, toprak mı, hayat mı? Yoksa kalbimiz mi ağırlaşıyor yaşlarımız ilerledikçe? Ruhlarımız mı çekiliyor bir yerlerden? Ağlamayı biliyor muyuz? Ağlamayabiliyor muyuz?

Oysa sadece insanız. Bizim olan ve olmayan her şeyle insan. Tüm yollara koyulmuşluğumuzla, her gün gidip gelişimizle, bizi bekleyenlerle. Hiç bitmeyecek olan yolculuğumuzla.

Her gün evlerimizden bir hışımla sokaklara atıyoruz kendimizi. Bir yerlere varmak istiyoruz. Kopmak, kaçmak, uzaklaşmak istiyoruz. “Ağır ağır çıkıyoruz merdivenleri” Şair gibi.

Düşe kalka yürüyoruz hayat yolumuzu. Ruhumuzun ağırlığı bizi toprağa çekiyor. Oysa biz ufuklara kanatlanmak, oysa biz melekler gibi ruh olmak, oysa biz topraktan kurtulup insan olmak istiyoruz.

Mucizeler bekliyoruz avuçlarımızı açarak; gökten inecek eli özlüyoruz. Birileri gaybdan bize gülümsesin diliyoruz.

Vehimler sarıyor her yanımızı, vesveseler, acabalar, olmazlar, yalanlar, keşkeler…

Nerede boğulduğumuz dehlizden bizi çıkaracak mucize? Nerede ağladığımız gecelerin derin sancısı? Nerede kalbimizin rikkatine dokunacak melodi?

Toprak beni çekiyor ayağımı yere bastığım her seher vakti. Klakson sesleri, araba gürültüsü, fabrika dumanları deliyor kalbimi her çığlığın ötesinde.

İnsan mıyım, makine mi anlayamıyorum koşuşma saatlerimde. Yoksa biz robotlarız da insan rolü mü oynuyoruz?

“Aksam, yine aksam, yine aksam,

Bir sırma kemerdir suya baksam;

Aksam, yine aksam, yine aksam,

Göllerde bu dem bir kamış olsam!”

Ah o Haşim’in akşamları da olmasa insan olduğumuzu nasıl hatırlayacağız?

 

Her yer kararmış akşamın kızılca kıyametinde. Benim karanlık gözüme beyaz mucizeler dolmuş usul usul. İşte tam gözlerimin önünde. Karanlık ve beyazın tam ortasında aydınlık bir mucize nakşedilmiş gözbebeklerimize. Akşamlarda her şey görünmez olmuş, ama benim karanlık gözbebeğim hakikati görür olmuş.

Bu sabah durup dururken uyandım hayata. Gözlerimi açtım, ve ben vardım. Var olmanın mucizeliğini tattım damarlarıma kadar. Damla damla döküldü hayat gözbebeklerime. Tüm hüzünleri, acıları ve sevinçleri içime çektim.

Başka bir dünya, başka bir hayat mümkün?

Kalpler rikkate, merhamete, gözler güzelliği görmeye, ruh aşka ve aşkınlığa, ağlamalar ötelere açılınca başka bir insanlık mümkün!

Damla damla döküldü hayat avuçlarıma. Toprağın ağırlığından kurtuluyorum yavaş yavaş. Kalbimde, ruhumda ne varsa hepsine açıyorum kendimi. Acısıyla, tatlısıyla, hüznüyle, karmakarışıklığıyla…

Hayat benim, ben hüzünlerimim! Şairin “Hüzün ki en çok yakışandır bize” demesi gibi. Hüzünlerini reddedenler, hayatlarını da reddederler!

Ruhlarımızın hüznüne açıp kalbimizi, toprağın ağırlığından kurtulamaz mıyız? Veya toprağı hüzne, sevince, yeniden doğuşa dönüştüremez miyiz?

Yollar; uzun, ince hüzünlü yollar. Beni benden alıp, kendine çağıran yollar. Haşim’in yolları:

“Yollar

Ah ey kimsesiz giden yollar,

Yolların ey sükût-ı hüzn-eseri,

Bugünün inmeden şeb-î kederi,

Meâbid-i emel ü histe sönmeden bu ziyâ,

Ölmeden onların ilâheleri,

Ah gitmez mi, kimsesiz, sessiz

Yollar,”

 

Mucizeleri içimize, ruhumuza açan;

bizi makinalaşmaktan çıkarıp insan yapan, irfan yapan yollar.

1 YORUM

  1. Beş yıldızlik bir yazı.Herşeyi ne kadar güzel anlatiyor,duygu ve keder dolu.İnşAllah aydınlik günler yakındır.Allahim bizleri kendi merhametine laik kullarından eylesim.

CEVAP VER