Aysun Saygı Köknar yazdı: Hz. Muhammed Allah’ın Elçisi – The Messenger Of God

0

Aysun Saygı Köknar

Hangi kelâm anlatabilir senin o nurânî güzelliğini; bastığı yerlerden bereket fışkıran, mübarek vücûdu gelmeden ortalığı gül kokulu meltemlerin sardığı, seni söyleyen dillerin tomurcuklandığı tüm âlemlere rahmet olarak gönderilen biricik, sevgili Peygamberim HZ.MUHAMMED (sav.)

Kasım ayının ilk haftası gösterime giren ‘Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi’ filmini İranlı yönetmen Majid Majidi çekmiş. Senaryosunu Kambozia Partoei ve Majidi birlikte yazmış. Hayata geçmesi için yedi yıllık bir zaman dilimi emek sarfedilen film; 40 milyon dolarlık bütçesiyle hem İran’ın hem de tüm Müslüman âleminin en yüksek ödenekli yapımı olmuş.

Sevgili Peygamberimizin hayatını üç bölümde anlatmayı planlayan ünlü yönetmen Majidi, vizyona giren ilk bölümde Hz. Muhammed’in (sav.) doğumundan itibaren başlayıp on üç yaşına değin başından geçen olayları ve yaşanılan siyasi dönemi konu almış.

Yönetmen, filmin başladığı ilk andan itibaren yakaladığı şiirsel anlatımı, yüksek görsel efekt kalitesini, Avrupa standartlarında müzikalite ve naif bakış açısını son dakikaya kadar sürdürmenin üstesinden kolaylıkla gelebilmiş. Majidi’nin Peygamber Efendimizin kadın ve kız çocuklarına verdiği değeri beyazperdeye aktarırken birkaç yerde altını çizmiş oluşu ise ayrı bir sevinç kaynağı oldu benim için. Küçücük kız çocuklarının değersiz bir ‘eşya’ gibi kocaman adamlara satıldığı. Her yeni gün farklı bir kadın vahşetinin yaşandığı coğrafyanın insanı olarak, kendisine teşekkürü bir borç bilirim. Genel olarak Müslüman âleminin hassasiyetleri konusunda dikkatli davranıldığını düşündüğüm yapım için tek eleştirim; ‘Keşke sevgili Peygamberimizi saç, el ve siluet olarak dâhi tasvire yeltenilmeseydi.’ olabilir.

Diyanet’in filmle ilgili yaptığı basın açıklamasında senaryonun daha çarpıcı olması için diğer peygamberlerin başından geçen olayları bizim peygamberimize mâl ettikleriyle ilgili bir bilgi vardı. Konunun uzmanı olmadığım için, bilhassa bu hususta yorum yapmamın asla haddim olmadığını belirtmeliyim sevgili arkadaşlar. Ancak, naçizane görüşüm yapımın dünyada son yıllarda bir çığ gibi tırmanan islamofobiye başarılı bir şekilde ilk neşteri attığı oldu. Eksikleri olsa da, her kim ki sevgili Peygamberimizi dünyaya anlatmak için bir adım atıyorsa Allah onun yardımcısı olsun.

Seansın tüm biletleri satıldığından eşimle en arka sırada yer bulabildiğimiz bu yüzden kuşbakışı genele hâkim olarak izlediğim filmde; salonu saran o vâkûr havadan da bahsetmeden veda etmeyeceğim sevgili arkadaşlar. Baştan itibaren zaman zaman tüylerim ürperip, gözlerim yaşararak seyre daldığım film boyunca (2 saat 51 dak.) tüm salon da yerinde hareket dahi etmedi/edemedi desem yeridir. Çıldırmış olduğumu düşünmeyeceğinizi bilsem; ara ara sümbül desem sümbül değil, hanımeli desem o da olmayan daha önce hiç duymadığım dünya dışı bir kokunun dağ yeli misali burnuma çalındığını hissettiğimi söylerdim, ama… Neyse siz bunu kendimi iyice kaptırmama verin ve iyisi mi bence unutun. Sonra, yukarıdan bakıldığında bir iki türban takmış hanımefendi dışında çoğunluğu başı açık kadın ve erkek izleyicilerin doldurduğu salonda gösterim bittiğinde insanlar (birkaç hiperaktif dışında) , yerinden bile kalkmakta zorlandı. Herkesin üzerine çöken uhulet ve suhuletle dolu tarifi mümkün olmayan o hava merdivenlerden inip salonu terk ederken dahi hissediliyordu. Gösterimden kaldırılmadan belki izlemek istersiniz diye düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Üçlemeye tamamlanacak filmin devamını sabırsızlıkla bekliyor ve İslam kültürünü hakkıyla anlatacak benzer kalitede yapımların artmasını canı gönülden diliyorum.

gül fotoğrafı: Fivehundredpx

CEVAP VER