Dr Levent Bilgi yazdı: “Hakkın Hatırı Âlidir, Hiçbir Hatıra Feda Edilmez”

9

“Yeni bir dünya, yeni bir kavrayış eskisi yok olmadan gerçekleşemez” diyor düşünür.

Cumhuriyetimiz boyunca I. TBMM’den sonra iktidarı ele geçiren elitler çeşitli sebeplerle bu ülkede 27 yıl demokratik, hür, adaletli, hakkaniyetli seçimler yaptırmadılar. Bahaneleri de hazırdı; “Bu halk hürriyetlere, demokrasiye hazır değildir.”

Kurulan partileri mahkemelerle, hapishanelerle kapattılar.

Sonra gelen darbeler, darbelerin maşaları olan hükümetler, sağcıları, solcuları, dindarları, hak, hukuk, adalet diyenleri silip süpürdüler. Hapisler, işkenceler, idamlar…

Sağcılar solcuları, solcular sağcıları işlerinden attılar, hapislere koydular, şucu bucu diye ayırdılar, yaftaladılar. Bu ülkede Nazım Hikmet sadece düşüncelerinden dolayı 35 yıl cezaya çarptırıldı. Sol görüşlerinden dolayı cezaevini ziyaret etmeyen önemli yazar ve düşünürlerimiz ise hemen hemen yok gibidir. Cemil Meriç’den Atilla İlhan’a, Kemal Tahir’e kadar…

İslamcı Necip Fazıl mahkemelerin müdavimi oldu, defalarca yargılandı, hapishaneleri ikinci evi olarak kabullendi. Hapishane bavulu evinde her an hazır bekliyordu.

Said Nursi Abdülhamid’in istibdadına itiraz ettiği için tımarhaneye ve hapishaneye atıldı. İttihatçıların istibdadına itiraz edince idamla yargılandı. Cumhuriyet döneminde ise yazdığı kitaplar yüzünden 30 yılı hapislerde, mahkemelerde ve sürgünlerde geçti.

İskilipli Muhammed Atıf Efendi, Eşref Edip, Osman Yüksel Sendengeçt sağdan düşünceleri, yazdıkları yüzünden hapishanelerle dost olmuş bir kaçı…

İnönü’nün baskıları ile milliyetçi Nihal Atsız ise defalarca memuriyetten kovuldu. Defalarca yargılandı. 6 yıl ceza aldı. 1.5 yıl tutuklu kaldı, işkence gördü. 12 Mart Muhtırasından sonra tekrar yargılandı, tekrar hapishane koğuşlarında yattı.

Ülkücü Muhsin Yazıcıoğlu ise 1980 İhtilalinden sonra 5.5 yılı hücrede olmak üzere, 7.5 yıl cezaevinde kaldı.

“Yeni bir dünya, yeni bir kavrayış eskisi yok olmadan gerçekleşemez” diyor mütefekkir.

Eskisini yok etmeden yeni, daha özgür, daha rengarenk, daha barış dolu bir dünya kuramayız.

Şunu bir kabullenelim artık: Bu ülkede yaşayan herkesin başkalarına zarar vermediği müddetçe istediği gibi yaşamak, istediğini düşünmek, istediğini söylemek, savunmak insanlık hakkıdır.

Ve hak haktır. Hakkın küçüğüne büyüğüne bakılmaz.

Bu ülke tek bir grup, cemaat, tek bir renk, ırk, din, dil, tek bir düşünce değildir.

Tek parti hükümetleri zorla insanları 27 yıl tektipleştirmeye çalıştı. Olmadı

Namık Kemal’in 150 yıl önce Hürriyet Kasidesi’nde söylediği gibi;

“Durup ahkâm-ı nusret ittihâd-ı kalb-i millette

Çıkar âsâr-ı rahmet, ihtilaf-ı rey-i ümmetten”

Bi bilsek, farklılıklarımız, farklı düşüncelerimiz, farklı yaşama şekillerimiz bizim zenginliklerimizdir. Rahmet eseridir. Keşke bir zamanlar bu ülkede milyonlarcası yaşayan Rumlar, Ermeniler kaçıp gitmeselerdi, belki ulus-devletçiliği daha rahat aşabilirdik.

Aslında insanları tektipleştirmeye çalışmak Rum Suresindeki; “Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O’nun ayetlerindendir” vahyine zıttır.

Bu ülkede bırakalım artık dindar dindarlığını, dinsiz dinsizliğini, Alevi Aleviliğini, Müslüman, Hristiyan, Yahudi kendi dinini, ateist dinsizliğini, Türk Türklüğünü, Kürt Kürtlüğünü istediği gibi, inandığı gibi yaşasın. Kimse kimseyi inançlarından, düşüncelerinden, yaşama şeklinden, söylediklerinden dolayı kınamadığı, müdahale etmediği, rengarenk yaşanılan bir Türkiye kuralım.

Haklarda, hukukta, demokraside, özgürlüklerde ve adalette birleşelim.

‘Hak’ Allah’ın isimlerinden biridir. Kur’an-ı Kerim’de 247 yerde geçmektedir. Hak kimde olursa olsun değerlidir ve kendisine teslim edilmelidir. Artık şu insanları tektipleştirme, insanları kendimize benzetme ilkelliğinden kurtulmalıyız. Güzel bir düşüncen, hak bir fikrin varsa buyur, en güzel bir şekilde anlat. İletişim araçlarını kullan savunduklarını yay. Ama kimseyi bunlara inanmaya, senin gibi yaşamaya zorlama.

“Bir şeyi hak edenden esirgemek de, hak etmeyene vermek de haksızlıktır” diyor Nazan Bekiroğlu.

Madem ki Allah insanlara irade denilen bir özellik vermiş. İnsan hür iradesini istediği gibi kullanabilmelidir. İnsanların dinli, dinsiz, sağcı, solcu, putperest, ateist vs. vs. olma ve yaşama tarzını seçmeleri onların insan olma haklarıdır. Bu hak en önce insanlara Allah tarafından verilmiştir. Allah insanlara iradelerini kullanarak dinsiz olma hakkını bile vermiştir, biz kim oluyoruz ki onların iradelerine karışıyoruz?

“Hak yenir ama hazmedilmez” demiş bir Yunan atasözü.

“Hak bildiğin yolda yalnız da olsan yürüyeceksin” demiş Fikret.

Hak, adalet, demokrasi, hürriyet, beraber farklı kültürlerimizle yaşamak gibi güzeli var mı?

Namık Kemal’in çıkardığı Hürriyet gazetesinin logosu; “Ve işlerde onlarla istişare et” âyetidir. Bu Allah’ın emridir, yapsanız da yapmasanız da olur değil. Devlet milletin hizmetkârıdır. “Halkın efendisi, ona hizmet edendir” meşhur hadistir.

Devlet farklı farklı düşüncelere, inançlara, yaşama şekillerine sorar: Kendi ülkenizde, bu ülkenin sahipleri olarak daha huzurlu, daha mutlu yaşamak için benden ne istersin?

Devletin, siyasetçilerin görevi bu topraklar üzerinde yaşayan her renkten insanların daha güzel yaşamalarına hizmet etmektir. Devlet olmak efendi olmak, insanlara hükmetmek, devlet imkanlarını kendi menfaatleri, ideolojileri için kullanmak; insanları kendi düşüncelerine benzetmeye çalışmak değildir. Devletin ideolojisi olmaz. Devlet sadece hakemdir. Ne güzel söylemiş Akif:

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem…
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir, âşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!”

Hakkı, hukuku, adaleti, hürriyetleri, demokrasiyi, insan haklarını savunmak; kendi ideolojilerimizi, kendi düşüncelerimizi, yaşayış şeklimizi savunmaktan önce gelmedikçe bu ülkeye gerçek barış, kardeşlik, huzur gelemeyecektir.

Nazım’ın dediği gibi;

“Ben yanmazsam, sen yanmazsan, biz yanmazsak

Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa”

“Yeni bir dünya, yeni bir kavrayış eskisi yok olmadan gerçekleşemez.”

 

 

9 YORUMLAR

  1. Güzel ve bugünlerde çok ihtiyacımız olan bir gerçek. Daha sıklıkla dile getirmeli. Cemiyetimizde hakim olan düşünce “benden olsun, isterse çamurdan olsun! ” fikrine son verilmeli.
    Ancak o zaman daha anlayışlı ve huzurlu bir topluma kavusabiliriz.
    ?

  2. Kesinlikle üstünde düşünülmesi gereken bir yazı olmuş. Asırlardan beri süregelen ve hatta sistemlesmis bir hakimiyet arzusu,en iyi ben zihniyeti.Oysaki hak kuvvette değil kuvvet Hakk’dadir.Kabul edelim artık.

  3. Ne kadar da bilgisini BİLGE’ce aktaran bir L.BİLGİ??Tüm karşıt fikirleri ne kadar da kardeşçe kucaklayan bir yazı. Çok sevgili Üstad; bir şeyi hak edenden esirgemek de, hak etmeyene vermek de haksızlıktır demiş ya Bekiroğlu bu güzel yazıdan naçizane yorumlarımızı esirgemek de övgüleri hiç hak etmeyene söylemek kadar büyük haksızlık olurdu. Kalemin haksızlık da zeval de çekmesin… Kelimelerim AYAKTA alkışlıyorum ??

  4. Çok güzel bir yazı. Bu tür yazıların devamının gelmesi temennisi ile şu eklemeyi yapmak isterim: Rum ve Ermeniler keşke kaçmasalardı demişsiniz. “Hakkın Hatırı Âlidir, Hiçbir Hatıra Feda Edilmez” düsturuyla şunu demek gerekir; Rum, Ermeni ve diğer azınlıklar kaçmadı. Acımasızca sürgün edildi.

  5. Her geçen gün daha fazla hissettiğimiz, yaşadığımız bir toplumsal yarayı /sorunu teşhis edip çözümünü dile getiren değerli yazarımız Levent Bilgi Hocamı tebrik ediyorum. Altına aynen imzamı atıyorum. Herkesin bu yazının altına imzasını atabildiği ve buna göre davrandığı / yaşadığı günün; ülkemizin huzur ve saadetinin, gerçek bayramının geldiği gün olacağını düşünüyorum. İnşaallah milletimiz en kısa zamanda, başkalarına tahammül edebilerek birlikte yaşama sanatını öğrenecek ve icra edecektir. Çok teşekkürler Levent BİLGİ hocam.

  6. Herkesin kendisinden olmayananın en küçük hakkına da sahip çıktığı gün; Herkesin haklı ve mutlu olduğu gün olacaktır inşaallah.

  7. “Az şey mi barış içinde yaşaması bütün halkın…” diyor Homeros. Levent Bilgi, tam da (bu insanlik icin vazgeçilmez) bu hakikati anlatiyor kendisine özgü üslubuyla. Kanaatimce uzaklara seslenmiyor. Muhatap birinci derecede nefsimiz ve bizim insanımız. Kisileri hedef almadan, kırıp dokmeden milliyetçilik illetiyle allak bullak olmuş zihinlerimizi tevhide/selama/barışa davet ediyor. Yüreğine sağlık hocam!..Eksik olma güzel insan !…

  8. Yazınızı bir solukta okudum. Sonuna geldiğimde, galiba gözümden kaçtı diye tekrar baştan okudum. Evet geçmiş iktidarların yaptığı haksızlıkları anlatıyorsunuz. Haksızlığa uğrayanların bir kısmını isimleriyle anıyorsunuz. Çok yerinde. Ama şu anda hapiste yatan yüzün üzerindeki gazeteci ile ilgili bir kelime yazmıyorsunuz. Birisinin bile ismini yazınızda göremedim. Neden? Günümüzde gazetecileri hapse koyan iktidar bir çok gazeteciyide işinden etti. İşin ilginç tarafı, yazınızı yayınlayan bu gazetenin sahibi de bunlardan birisi. Sayın Fehmi Koru Habertürk’te hala yazabilseydi, bu gazete bugün olmayacaktı.

CEVAP VER