Genç yazar Ahmet Doğan’dan öneri: “Düşünün, ama bir bütün olarak düşünün”

2

Henslin’in, sosyal bilimlerin farklı dallara ayrılmasını gösteren çok tanıdık bir fil hikayesi vardır.

Hikayeye göre, gözleri bağlanmış Psikolog, Antropolog, Siyaset Bilimci, İktisatçı ve Sosyologdan oluşan beş kişiye bir file dokunarak neler gördüklerini açıklamaları istenir. Filin başına dokunan Psikolog, “bu kısım en önemlidir; tüm düşünce ve duygular burada yer alır; hayvanı en iyi anlamak için sadece burayı çalışın” der.

Filin hortumuna/ gerdanına ve dişlerine şefkatle dokunan Antropolog gülümseyerek, “bu gerçekten ilkel; burada kendimi çok rahat hissediyorum; burada yoğunlaşın” der.

Filin dev kulaklarına dokunan Siyaset Bilimci, “burası güç merkezidir, burası diğer tüm hayvanları denetler, çalışmalarınızı burada yoğunlaştırın” der.

Filin ağzını yoklayan İktisatçı, “bu kısım en önemlidir; her şey bedene buradan yayılır; çalışmalarınızı bu dağılımın üzerinde yoğunlaştırın “der .

Son olarak sıra Sosyoloğa gelince, o filin tüm bedenini yokladıktan sonra, “hayvanı en iyi ancak bir parçası üzerinde yoğunlaşarak anlayabilirsiniz; fakat bunlar bir bütünün birer parçasıdır; baş, boyun, dişler, kulakların hepsi önemlidir; ama onların bütünün parçası olduğundan hiç söz etmediniz; biz gözlerimizdeki bağı kaldırarak resmin tümünü görmeliyiz; hayvanı oluşturan tüm parçaların birlikte nasıl çalıştığını görmemiz gerekir” der.

Daha sonra Sosyolog, “bu yaratığın diğer benzer yaratıklarla nasıl etkileştiğini; grup içinde davranışlarının nasıl değiştiğini de görmemiz gerekir” der.

Ancak Sosyoloğun önerdiği gibi olmaz.

Hiçbiri gözlerindeki bağı çözerek bir araya gelme ve yaratığın tümünü birlikte incelemeyi kabul etmez. Bunun yerine onların, “baş kısmı benim, ondan uzak durun”; “gerdanına dokunmayın”; “ellerinizi kulaklardan çekin”; “ağız benim alanım, ondan uzak durun” dediklerini duyar gibi oluruz.

Şimdi bu hikayeyi biz kendimiz olarak ele alalım.

Önce dünyayı, ülkeleri düşünün. Ülkeler arasındaki ilişkileri düşünün.

Daha sonra biraz daha daraltın, Ortadoğu’yu düşünün. Ortadoğu arenasında savaşan ülkeleri düşünün.

Biraz daha daraltıp Türkiye’yi düşünün,  Siyasi partileri düşünün.

Kendi iş dünyanızı , aynı sektörü düşünün.

İş yerinde çalışma arkadaşlarınızı düşünün.

Kendi ailenizi, yakın akrabaları düşünün.

Küçük ailenizi düşünün.

Benzer hikayeyi hemen hepsinde görürsünüz değil mi? Herkes olaya kendi açısından bakar, başkasının gözünden bakmayı akıl etmez, edemez.

En iyi doğru benimkisi, diğerleri yanlış diye düşünür.

Benden olmayan, düşmanımdır düşüncesi ağır basar.

Tıpkı partiler gibi, cemaatler gibi.. Kendinden olmayana tahammül edemez. Bütünü görmek istemez. Benden olmayan da yaşasın ki ben de yaşayayım düşüncesini benimsemez.

Peki ülkemizde bu tarz konuların tartışmaya açılmasını engelleyen nedir? Çözüm bulmaya bilim adamlarımız, akademisyenlerimiz neden uğraşmazlar? Ülkeyi bir bütün olarak düşünmeyi engelleyen nedir? Kürt, Türk, Alevi, Başörtülü, Solcu diye ayırt edip mozaik taşları gibi keskin sınırlar koyan nedir?  Ebru sanatında olduğu gibi, tüm renklerin bir araya gelip güzel bir ülke oluşturmasını engelleyen nedir?

Hikayede anlatılan ile bizim ülkemizde yaşanan arasında ciddi bir fark var. Hikayede herkes kendi fikrini özgürce ve rahatça anlatabiliyor. Ama aynısını ülkemiz için maalesef söyleyemiyorum.

Peki bunun çözümü ne?

En iyi yol diyalogdan geçer. Karşılıklı konuşmaktan geçer. Medyada çok seslilikten geçer. Suçlanan kişilerin kendilerini savunabilecek ortam bulmalarından geçer. Aynı fikirde olmadığımız kişiyi olduğu gibi sevmekten geçer. Ötekileştirmemekten geçer. İnsan olduğu için sevmekten geçer.

Alman düşünür Karl Jaspers‘in savaşa ve yıkımlara uğramamak, barışı oluşturmak için sunduğu çözüm şuydu: “Geçmişimizle barışmalıyız, onunla yüzleşmeliyiz. En önemlisi de acil olarak ötekileştirdiğimiz, düşman bellediğimiz ile konuşmalı ve onu dinlemeliyiz. Birbirimizi tanımalı ve farklılıklarımızı kabul etmeliyiz. Başka türlü olmayacak bu iş, barışamayacağız.”

Aslında beklediğimiz hayatı, olmasını dilediğimiz hayatı yıllar önce ne güzel özetlemiş Nazım Hikmet;

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.”

 

 

 

2 YORUMLAR

  1. Tespitler harika ama çözüm konusunda yeterli fikirler olduğuna inanmıyorum. Çünkü insanlarla diyalog kurulabilmesi için toplumun yada bireyin eğitim seviyesinin olması gerekiyor. Ne yazık ki ülkemizde eğitim yerin çok dibinde. Evrenselliği yakalama noktasında yeterli değil. Ve tabii ki bağımsız özgür medya basın gerekiyor. Tüm kanallar ideolojik silah gibi kullanıyor ülkemizde… Saygılar ahmet doğan

    • Eğitim konusunda kesinlikle haklısınız. Ama eğitim seviyesi düşük diye vazgeçemeyiz. Herkes taşın altına elini koymalıdır. Saygılar efendim.

CEVAP VER