Sinan Eskicioğlu Köln’den AP kararının Türkiye’ye yansımalarına bakıyor ve halimizi sorguluyor..

4

 

Avrupa Parlamentosu’nda hukuki bağlayıcılığı olmayan, ancak siyasi yönü ağır basan bir tasarı oylandı ve 37’ye karşı 479 oyla kabul edildi.

Avrupa Parlamentosu’nun aldığı kararla ilgili olarak kullanılan ifadeler, verilen demeçleri hepiniz duymuş, hem Avrupa’da hem de Türkiye’de karşılıklı sarf edilen sözleri tekrar tekrar okuma fırsatını umarım bulmuşsunuzdur.

‘Avrupa Parlamentosu bize yaptırım uygulayamaz, kapıları açarız’ gibi tehditvari söylemler havada uçuştu.

Bazı söylemlerin, Türkiye’de bazı kişileri bir hayli sevindirdiğini gazetelerden ve sosyal medyadan takip ettim.

Sosyal psikoloji açısından baktığımızda; bu insanların yılların birikimini anormal şekilde ortaya çıkardıklarını görmüş oldum.

Evet, kendi açılarından tatmini yaşadılar.

Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan ve bu yolda 53 yıl geçiren bir ülkenin yöneticilerinin Avrupa Birliği’nin kararları için söyledikleri, güçlenmeyi, kendine güvenmeyi ve tavır almayı gösteriyordu. Söyledikleri, bir bakıma Avrupa Birliği’ne kafa tutmaktı.

Ve insanlar da bunu gördükleri için sevindiler, destek verdiler.

Daha ileri giderseniz, ‘sınır kapılarını açarız’ cümlesi aslında inandırıcılığı olmayan bir cümle, ama bu da insanları sevindirdi.

Cumhurbaşkanı’nın bu tavrının insanları nasıl sevindirdiğini anlamak, başka açıdan bakıldığında da çok garip aslında.

Bir tarafta AKP’ye sonuna destek verenler ve diğer tarafta da bunun tam zıddı düşünenler.

Avrupa Parlamentosu’nun söyledikleri üzerine düşünenler ve zihin yoran pek yok aslında.

Çünkü öyle bir bölünme var ki, halk siyah ve beyaz olarak ayrılmış durumda.

AKP tarafındakiler ve karşısındakiler.

Avrupa, ikinci dünya savaşını ağır bir şekilde yaşadı.

Bu savaşın çıkmasına sebep olan Hitler ve onun hırslarıydı.

Ekonomik açıdan zorluklar yaşayan Almanya, kalkınmaya başlamış ve ekonomi güçleniyordu. Bu güçlenmeyle birlikte Hitler’in konumu da güçleniyor ve insanlar ondan birçok şeyler bekliyordu. Milyonlar, onun arkasında idi ve destek veriyorlardı. Hitler güçlendikçe kendi isteği doğrultusunda kararlar alıp, tek adam olmayı kendine seçmişti.

Bunları yaşayan Avrupa, bugün bir bakıma bu endişelerinden dolayı Türkiye ile ilgili korkularını dile getirip bu tasarıyı oyluyor.

Bu noktadan bakınca taşlar yerine oturmuş oluyor.

Türkiye’deki gelişmeler ve yaşananlar da, Avrupa Birliği’ne girmek istediği için Avrupa’yı yakından ilgilendiriyor.

Türkiye’deki insanların siyah ve beyaz ayırımı sebebiyle olayları ve fikirleri konuşabilmek ve tartışabilmek çok güç.

Ülkenin içinde yaşayınca otomatik olarak bu iki farklı anlayışın kavgası içinde oluyorsunuz ve dışarıdan bakmak çok güç oluyor.

Bu iki farklı grup haricinde de olsanız, kavga üzerine yazıp çizmek zorunda kalıyorsunuz.

Ben bu durumu bir bakıma İsrail-Filistin arasındaki kavganın durumuna benzetiyorum. Üst atadan akraba olan iki topluluk arasındaki kavga bütün dünyayı ilgilendiriyor. Ve mecburen taraf olmak zorunda kalıyorsunuz. Aslında kavga bu iki kavmi, akrabayı ilgilendiren bir kavga.

Türkiye’nin durumunda da bunu görüyoruz…

Türkiye’de yaşayınca da, ya AKP ve Erdoğan tarafındasınız, yada CHP ve diğerlerinin tarafında…

Eğer AKP ve Erdoğan’ın söylemlerini, yaptıklarını eleştirel bakışaçısı ile ele alıp irdelerseniz, bu grup sizi hemen damgalıyor, çekmeceye atıyor ve söylediklerinizi anlamaya çalışmaktan ziyade karşı cevap vermek için dinliyor.

İşte sorun da burada zaten.

Konuşulamıyor.

Tartışılamıyor.

Çünkü mihenk taşları kayboldu.

Çünkü normal ve anormal birbirine karıştı…

Türkiye’yi takip eden birisi olarak; yaşananları, konuşulanları, tartışmaları buradan izleyince bazılarının ne kadar basit ve gülünç olduğunu her seferinde görüp, şaşkınlık içinde kalıyorum.

İki grubun inat ve güç savaşı…

“İnanan kesim olarak biz ezilmiştik, şimdi güç bizde ve ezme sırası da bize geçti.”

Belki çok kısa bir cümle ama görünen manzara bu.

“Yıllarca biz inançlı kesim horlandık, şimdi biz acısını çıkarıcağız.”

Durun beyler ve bayanlar…

Kendini inançlı ve müslüman olarak tanımlayan insanlar, aklınızı başınıza alın ve biraz düşünün.

Peygamber, Mekke Fethi’nden sonra nasıl davranmıştı?

“Siz beni yurdumdan attınız ve hepinizden acısını çıkaracağım” mı demişti, yoksa Mekke fethi gerçekleşince “Kim elinden silahını atarsa, evinde kalırsa, ona eman verilmiştir. Kim Ebu Sufyan’ın evine sığınırsa, ona da eman verilmiştir” mi demişti. Ki Ebu Süfyan Peygamberle yirmi yıl boyunca mücadele eden birisiydi.

Peygamber, kendi fikirlerini mi, yoksa sistemi mi düşünmüştü?

Neden dini motiflerle sormak istediğimi herhalde anlamışsınızdır.

Çünkü Sayın Erdoğan bazı zamanlarda insanların huzurunda Kuran tilavet ediyor. Bunu yapan inançlı bir insanın, çok daha affedici, çok daha arabulucu, çok daha hoşgörülü, çok daha yumuşak olması gerekir.

Bir bakıma benim ifade etmek istediklerim de işte tam burada başlıyor.

İslami kesimi çok iyi bilen biri olarak, anlamakta güçlük çekiyorum.

Ne oldu sizin Medine Vesikası düşüncenize?

Ne oldu sizin ‘önemli olan azınlıkta olanların hakları ve düşünceleridir’ düşüncenize?

Ne oldu hukuk mantığı, ne oldu İslam’ın değerleri?

Ne oldu Peygamberin örnek hayatı?

Maalesef gün geçtikçe Türkiye’yi ve Türkiye’deki insanları anlamak güçleşiyor.

Ekonomik kalkınma ile gelişmişlik gelmesi gerekirken, teknoloji müptelası, kavga çıkartmak için bahane arayan insan topluluğu durumuna gelindi.

Ya Erdoğancısın, ya karşısındasın durumuna gelindi.

Elimizi başımızın arasına alıp tekrar tekrar düşünmemiz gerekiyor…

Ne için yaşıyoruz?

Neden kavga ediyoruz?

Neden ya o ya bu olmak zorunda kalıyoruz?

Neden aklını kiraya vermiş insanlar yığını gibi davranıyoruz?

Kendini müslüman olarak tanımlayan bizler, daha Sıffın savaşını çözemedik, sonuca ulaştıramadık ve bu yüzden birçok sorunlar yaşadık.

Bu yetmezmiş gibi, neden hala başka savaşlar çıkartıyoruz?

Zaman gerginlik zamanı değildir.

Zaman uzlaşı ve karşısındakini anlamaya çalışma zamanıdır.

Zaman neyin normal, neyin anormal olduğunu ortaya koyma zamanıdır.

Zaman şucu bucu olma değil, sistem fikrini anlamak ve özümseme zamanıdır.

Zaman Kemalizme küfredip, başka bir izm üretme zamanı değil, izmlerden arınıp, aklıselim ile düşünme ve sistem kurma zamanıdır.

İnsani, hukuki, çoğunlukçu, empatiyi destekleyici, quantum fiziğindeki gibi siyah-beyaz’ın haricinde grıyi gören, insanların kendi zihinlerini kullanabildikleri ve hatta kişisel dini kararlar verecek kadar özgürlükçü olmayı mümkün kılan sistem kurma zamanıdır.

Kişilerin değil, sistemlerin konuşulduğu dünyanın kurulması dileklerimle…

Sevgiyle kalın.

 

 

 

 

 

4 YORUMLAR

  1. Sayın Sinan Bey,

    Söyledikleriniz çok güzel lâkin insanlar çığırından çıkmış durumda, islami değerleri görmeyi bırakın birbirini görmeye bile tahammülleri yok. Bu durum sadece Türkiye için geçerli değil tüm dünya insanlıktan koşar adım uzaklaşmakta.. Ve zifiri karanlığa doğru yol almakta, sonuçta olan masumlara oluyor bizler sadece yazıp çiziyoruz şöyle olsun böyle olsun diyoruz… Ümitsizliğim daha da karanlığın geldiğinin görülmesi birşey yapılamaması, tek ümidim de karanlıktan sonra gelecek aydınlık..belki yazdıklarım okunmayacak ama sadece söylemek istedim..

    Selamlar..

  2. Allah razı olsun.Çok anlamlı ve güzel bir yazı.Bazı insanlar kendi gerçek amaç ve yüzlerini saklayarak istediği yere gelmeyi başarır, başardiktan sonrada, gerçek gaye ve yüzleri ortaya çıkar.

  3. Ülkenin içine düştüğü durumu çok iyi dile getiriyorsunuz. Size katılıyorum ama şu cümlenize takıldım kaldım.
    „Kişilerin değil, sistemlerin konuşulduğu dünyanın kurulması dileklerimle…“

    Ülkenin durumundan sorumlu kişileri, daha doğrusu kişinin ismini bile yazmaktan çekinirken, sistemi konuşmak fayda getirir mi, bilmiyorum.
    Yüzbinden fazla insanın kanun hükmündeki kararnamelerle işten atıldığı, otuz binden fazla insanın tutuklu olduğu, maaşları kesilen, varlıklarına ve banka hesaplarına el konulan insanların çocuklarımızı besleyemiyoruz diye haykırdığı bir ülke oldu Türkiye.

    Ülkemin geleceğinden korkuyorum…

  4. Sayin Hüseyin Bey,
    Kisileri konusmamak icin dile getirmek istemedim. Yoksa yazilarimda acikca da ifade ediyorum.
    Önemli olan Adaletin oldugu, hukukun tesis edildigi, aslolan sistemdir dendigi bir yapi gerekiyor. Sistem kurulmasi icin de, genis katilim, huukuk mantigi, azinlik haklari ve kisisel-toplumsal ve devletsel hukuk anlayisi gerekli.
    Umarim bu yolda ilerleme kaydederiz.
    Sevgilerimle

CEVAP VER