Çocuklarımızı kaybetmek istemiyorsak…

0

KAYBOLAN GELECEĞİMİZ

Bir şeyi, bir partiyi, bir işletmeyi, bir ülkeyi değiştirmek istiyorsan, onu yönetmen gerekir.

İnsanoğlunun yönetim sanatı üzerinde düşünen herkes, devletlerin geleceğinin gençlerinin eğitimine bağlı olduğu konusunda ikna olmuşlardır.

Zira yaşamı en çok merak eden, çocuklardır, gençlerdir.

Genç kuşaklar X, Y, Z kuşakları olarak adlandırılmıştır günümüz araştırmalarında…

X kuşağı yeniliklere adapte olmaya çalışırken, diğer yandan sabırla iş hayatlarında kademe atlayan bir kuşaktır.

Y kuşağı iş hayatında hemen yönetici olmayı, para harcamak için çalışmayı tercih eden ve kendi görüşlerinden asla vazgeçmeyen kuşaktır.

Z kuşağı ise artık sokakta futbol, voleybol, basketbol, tenis oynamayan, asosyal ve sadece elektronik aletlerle sosyalleşen bir kuşaktır. Kayıp kuşak ve dönem farkından dolayı kopuk kuşak da diyebiliriz.

Bize acı da verse çocuklarımızla ilgili gerçeğimiz şudur: Çocuklarımız eskiden dünyaya çok meraklı idi. Şimdi çocuklarımız “Z” kuşağının noksanlık ve kopukluklarıyla yetişiyor.

Biz bu kuşağı değiştirebiliriz.

Diğer X ve Y kuşağı için değişim, dönüşüm ve devinim zamanı geçmiştir. Gerçeği öğrenmeye başladığın zaman, yas tutmaya başlarsın.

Çocukların gençlerin hatta yetişkinlerin elinden cep telefonu düşmüyor. Gözler ekranda, beyin yazışmalarda, telefondaki oyunda. Ya da sosyal medyada, facebook, instagram, twitter, snapchat gibi yazılımlarda.

Telefonda oyun oynanıyorsa ve oyun öldürmeliyse şayet daha bir agresif reaksiyon gösteriyorlar. Bu durumda daha da acı bir tablo çıkıyor karşımıza. Kendiliğinden küfürler, bağrışmalar, telefonu kırma ya da fırlatma gibi enerji patlamaları yaşıyorlar. Ve bu duyguların hepsi anlık. Gerçek duyguya ulaşamıyorlar.

Akıllarını çelen çok şey var. Dolayısıyla gerçek duyguyu üretemiyor, gerçek acıyı hissetmiyorlar. Araştırma yok. Check etme yok. Kontrol yok. Her şey anlık onlar için.
Üç beş hatta kimi zaman on defa seslenseniz duymayacak kopuklukta.

Şöyle bir sosyal deney yapabilirsiniz. Çocuğunuz sosyal medyada gezinirken misal facebook’ta; uzaktan takip ettiğinizde görürsünüz, mimiklerin onar, yirmişer saniye aralıklarla değişkenlik gösterdiğini. Güler, asabileşir, üzülür devamlı değişir surat. Gerçek duygu üretemez çocuk. O anda yaşadığı kadardır duygusu. Ekrandan çıkıldığında, hiç bir duygu ve hiç bir konu hafıza da yer etmemiştir bile.

Geleceğimizin KAYIP LİDERLERİ onlar…

Bir reklam vardı. “Kontrol edilemeyen güç, güç değildir.” diye. Güç kontrol edebildiğindir. Güç kontrol edebildiğin kadardır.

Çok genç bir nüfusumuz var. Ama kontrol edemediğimiz bir güç. Ülke olarak yumuşak karnımız, hassas bölgemiz, en önemli dip faktörümüz çocuklar.

Çocuklarımız, gençlerimiz eskiden bir şeyler yapmaya çalışılırdı. Şimdi ise; sadece biri olmaya çalışıyorlar.

Tuhaf oldu çocuklar, gençler. Yemek beğenmeme, bencilleşme, kibirlenme, maddeleşme, tatminsizlik, debelenme, istekleri olmayınca seslerini yükseltme gibi tepkiler artık adiyattan, sıradan…

Küfür, sigara, alkol, extacy, esrar müptelası olan var lise çağında, hatta kimi yerlerde ortaokul seviyesinde. Çocuklarımızın beyni eriyor…

Ancak bir afyon müptelasının hissettiği haldeler. Yalnız kendilerinin yaşadığı ve hoşlandığı, ne olduklarını bizim bilmediğimiz yani kendi deyimleriyle, başka kimselerin bilemeyecekleri hallerde; seyr-u süluktan nasipsiz yaşıyorlar.

Aylak aylak gezen çocuklarımız ve gençlerimiz, PKK, IŞİD ve benzeri örgütlerin taşeronu olmaya adaydır. Onlara büyük bir eleman havuzu yaratır bu başıbozuklukla.

Evren acımıza kör, üzüntümüze sağırdır. Kendiliğinden düzelecek bir durum değildir bu.

Caminin panosunda görmüştüm. Şöyle yazmıştı imam;

“Çocuklarımızın; namaz kılan bir hırsız, oruç tutan bir sapık, hacca giden bir yalancı, kurban kesen bir tefeci, şehadet getiren bir terörist olmasını istemiyorsak, önce kendimiz ahlaklı ve güzel bir örnek olmalıyız, sonra da onlara ahlaklı olmayı öğretmeliyiz..”

Bu dünyada yardımlaşma esastır.

Başkalarına yardım etmek için yollandık dünyaya. Ahiret hayatına inananlar bu dünyada malzeme toplar… Çocuklarımıza yardımlaşmayı aşılamalıyız. Bu kuşak yani Z kuşağı; “Bütün dünya, annem babam dahil bana hizmet etmek için var” diye düşünüyor ve böyle yaşıyorlar.

Bu kuşağa bir şey dikte ederek yaptıramazsınız. Şımarık oluyorlar. Zihinsel olarak kafaları çok çalışıyor. Aynı anda üç iş yapabilirler.

Bir kaç işi aynı anda organize edebilirler. Ama işin sonunu getiremezler. Ritalin ve türevleri durumunu dorukta yaşarlar. Hipekraktif olurlar. Fiziksel enerjilerini boşaltamadıkları için, her an bu durumda olurlar.

“Şehri îmar ederken nesli ihyâ etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil îmar ettiğiniz şehri tahrip eder.” der Turgut Cansever.

Denize bir bomba atarsan belirli bir süre sonra, ölü balıkların yüzeye çıktığını görürsün. Çocuklarımızın ölü balık gibi yüzeye çıkmasını bekleyemeyiz.

Selahaddin Eyyubi, savaş sırasında esir alınan çocukları azad ediyor ve ağlayarak;
“Bugün ben başkalarının çocuklarına sahip çıkmazsam, ben ölünce benim çocuklarıma da kimse sahip çıkmaz” diyordu.

Bir televizyonu, bir bisikleti, bir bilgisayarı tamir eder gibi tüm insanları da tamir edebilsek… Herkesi tamir etmek mümkün olmayabilir. Ama çocuklar tamir edilebilir, zira ağaç yaş iken eğilir.

Orkide çiçeği narindir. Dikine büyümesi için bir desteğe ihtiyacı vardır. Diğer türlü, dalını büker ve yatay uzar.

Çocuklarımız da birer orkide inceliğinde, naifliğinde, rakikliğinde, güzelliğinde, narinliğinde, dolayısıyla bir desteğe yani bize ihtiyacı var.

Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır! Onlara göre, biz büyük çocuklarız.

Çocuklarımızı tamir etmeliyiz. İlgileri, zekaları gelişsin diye bir meşgale üretmeliyiz.

Tamir, düzenleme vb. işlerde işin bir ucundan onlara tutturmak lazım. Tekniker olmaya özendirelim. Yabancı dil öğretelim. Spora yönlendirip, sporcu olmalarına vesile olalım. En azından bir müzik aleti çalabilmeleri sağlanmalı. Hiç olmazsa bir dalda ihtisaslaştırmaya yönlendirilmeli.

Sosyal sorumluluk projelerinde aktif rol almalarına imkan tanınmalı.

Bizden kopuk yaşamalarına, badi hevâ olmalarına, kuşak farkının açılmasına imkan vermemeliyiz. En önemli sosyal sorumluluk projelerinden biri de bu olsa gerek. Aileden Sorumlu Bakanlık; Spor Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı bu minvalde bölge bölge aktif çalışmalar, aktiviteler yapmalı, çocuklarımızı teşvik etmelidir.

“Z” kuşağı ve önceki X ve Y kuşağı ile olan kopukluk ciddi bir problemdir. Nasıl ki cami yaptırmak ya da cami açmakla, cemaat çoğalmıyor ve dindar sayısı artmıyorsa; bu problem de; sadece İmam Hatip okulları açmakla ya da bu okullara “Z” kuşağı öğrenci gruplarını göndermekle çözülebilecek bir problem değildir. Bu kuşağı geri kazanmak zorundayız ve bu son derece elzemdir.

Aristo der ki; “Her devinim, ne denli hızlıysa o denli devinimdir.”

Çocuklarımız için, gençlerimiz için çok hızlı bir devinime ihtiyaç var.
İletişim adresim: vdundar34@gmail.com

CEVAP VER