Veysi Dündar gitti, gördü, yazdı: Bir Yol Hikayesi, Abant’ta Kendinizi Dinliyorsunuz

0

Radyoda babalar sırayla ses veriyor. Orhan, Ferdi, Hakkı, Erkin, rahmetli Müslüm, İbrahim… Yol kesik, çizgiler gibi bir bir akıyor. Baharın pastırma sıcakları bitti, bitiyor. 

Her bölgenin kendince bir mesire, bir dinlenme, soluklanma alanı vardır. Şehrin keşmekeşliği batıda iseniz ya Maşukiye’ye ya Sapanca’ya ya Abant’a kaçırır sizi. Biz Abant Gölüne geldik.

Geziye çıkarken kendimi rahmetli Levent Kırca gibi hissediyorum. Zira elim hiç bir şeye değmeden her şey önüme konuyor, leb demeden leblebiyi getiriyorlar. Gezinin organizatörü Ayşen Güner ve Cevat Kelle donanımlı fotoğrafçımız Özgür Eken beni mesrur ettiler, sağ olsunlar.

Güzel, ıssız, birazcık zor ama çok zevkli ve de uzun sayılmayacak bir yol. Tepelere çıkarak, ovalara inerek, arada durup manzaraya bakarak, köylerden geçerek, düşüncelere dalıp direksiyon sallayarak, babaların müziğine eşlik ederek çok rahat gelinebilir. 

Gölün olduğu yer park olarak geçtiği için, girişte para isteniyor, ama illa para vermek istemiyorsanız, (ki bizden önceki araç öyle yaptı ve içerilere park etti) biz buradan Eskişehir’e ya da Bolu’ya gidiyoruz diyip kıvırmanız olası. 

Nefeslenmek, soluklanmak, genzimize oksijen dolmasını sağlamak için son sürat yol aldığımız istikamet burası oldu.

Doğanın doğaüstü sanat alanı buralar. Resimler kartpostal gibi. Yeşilin, kızıl sarının tüm tonları mevcut. Fotoğraflardan görürsünüz. Kendim de bu doğa harikasında kendimi resimleyip, anımı ölümsüzleştiriyorum.

Gölün etrafı çam, kayın, gürgen ve köknar ağaçları ile süslü, rengarenk. Geniş bir alanı kaplayan yarı bataklık, hızla genişleyerek zamanla gölün daralmasına sebep olmuş. Çalılık dolmuş. Nilüferler kıyıda birikmiş. Müthiş bir görüntü.

Özgür kardeşim seyahatin her anında deklanşöre basıp durdu. Enfes doğa manzaraları resmetti. Hele dur şurada. Şöyle geç diyerek resimledi beni. Narsist damarımı kabarttı. İkisinin yazının sonuna dahil edip sizlerle de paylaşıyorum.

Birini tanıyabilmek için ya komşu olmanız, ya seyahat etmeniz, ya da ticaret yapmanız gereklidir, denir. Ben bu gezide iki dost kazandım.

Tarife gerek kalmayan bu harikulade manzaralara kuş sesleri eşlik ediyor cıvıl cıvıl.

Abant Gölünün etrafı 7 km. Yürümek mümkün. Hayvansever birisi olarak tasvip etmediğim ama ilgi çeksin diye kullanılan ve hayvanlara eziyet veren fayton ve ata binmeniz ya da bisiklet sürmeniz de mümkün. Fayton ya da ata binmenin turu yirmi tl. Ama az ileride “atla dolaşmak yasaktır” tabelası da bir o kadar komik.

Şiddetli kışlarda göl buz tutuyor. Etrafını çevreleyen dağlar kış sporlarına elverişli olmasına rağmen bu yönde fazla bir faaliyet yok. Yeterli derecede turistik oteller, dinlenme evleri ve halka açık piknik yerleri var. Fazlası görüntüsünü bozar buraların. Yayla havası, çam kokusu fevkalade manzarası ile görülmeye değer yerler. Her mevsim gidilebilir, görülebilir.

Parkın içindeki mescidin tasarımı çok hoş. Sessizliği ayrı bir ahenk, odun kokusu da ayrı bir renk. Otantik tasarımlarla da camiyi süslemişler. Az ileride köylü hanımların katıksız doğal ürünlerini sattıkları küçücük bir pazar ve hediyelik eşya standları var. Yaylacı teyzelerle konuşursanız, şiveleriyle mest olursunuz. Onlarla alışveriş etmek ayrıca bir keyif. Her ikramı tadınca doyuyorsunuz. 

Yeni evli çiftlerin fotoğraf albümü için burası çokça tercih ediliyor, Yıldız Parkı gibi. Abant’tan ayrılınca yol kenarındaki işletmelerde durup sucuk-ekmek yemelisiniz. Bolu’ya gelip Bolu sucuğu tatmamak olmaz. 

On iki km daha ilerleyip Bolu’yu gezmeniz, oradan da on üç km daha gidip yapay göl, Gölcük’ü görmeniz de mümkün. Göle nazır kartpostallık bir ev mi, bir villa mı, bir saray mı desem, çok hoş tek başına bir şaheser yapı var. Nedir, kimindir, tesis midir, bilinmez. Perdeleri inik ve dış kapısı da kapalı olduğundan gezme imkanımız olmadı. Halk için sosyal tesise çevrilmesi çok kişinin istifade etmesine aracılık edecektir.

Doğanın ayrı bir harikası. Huzur, toprak, çam ve aşk kokuyor. Çevredeki alıç, böğürtlen, kuşburnu, çilek, mantar ve dağ çilekleri gibi bitkiler süslüyor ormanı. Cennetin yeryüzündeki ifadesi anlatımı şekli bu olsa gerek.

Tracking ve dağcılık için ideal alanlar. Kısacası hayata ara veriyorsunuz burada. Otobüs kamyon trafik gürültüsü, yürüyen metroda merdivenlerde koşan insanlar, korna sesleri, metrobüs sıkışıklığı, patronun dırdırından; kısaca karmaşa yerine sessiz ve huzurlu bir durak. Koşmuyorsunuz, kovalamıyorsunuz, kaçmıyorsunuz. O kadar sessiz ki, kendinizi duyabiliyor, dinleyebiliyorsunuz.

Bir günlük kaçamak, bir hafta imiş gibi huzur verdi. Değer mi, değmez mi diye düşünmeyin. Her adımda bin oksijen alırsınız. Mutlaka gidin. 

Tarkovsky’nin dediği gibi; “Kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin.” 

CEVAP VER