Veysi Dündar tiyatro sanatı üzerine yönetmen Ali Yaylı ile görüştü: “Acele Tiyatro Şurası şart…”

0

GİRİŞ:

‘Komik-i Şehir Naşit Bey’ oyununun yönetmeni, usta tiyatrocu, yönetmen Ali Yaylı İle tiyatro üzerine uzunca bir söyleşi yaptık. Bilgilendim. Görüşlerinden etkilendim. Hissiyatımı kalemimle röportajın girişine iliştirdim. “Yaşasın Sahaflar” mottosuna “Yaşasın Tiyatro” diye ekliyorum.

Naşit ailesinin tüm fertleri tiyatrocu, oyuncu. Naşit Beyin kızı hepimizin rahmetle andığımız büyük oyuncu Adile Naşit deyince, hepinizin yüzünde tebessüm oluşacaktır. Kendime ait bir anımdır. Paylaşmak isterim. Adile Naşit vefat ettiğinde çocuk yaşlarda idim ve hüngür hüngür ağlamıştım. 

“Tiyatro ile uğraşmak demek dünyanın ortasında duruyor olmak demek.. insanlar, insanlar, insanlar.. değişik çizgilerde, değişik karakterlerde, değişik dillerde, değişik ırklarda.. ama ben öyle bir yerdeyim ki, dünyanın en demokratik pencereleri var bulunduğum yerde” der Yıldız Kenter…

Tiyatro; edebi türler içerisinde en canlı; güzel sanatların diğer kollarından en fazla hayata yakın olanıdır.

Oyuncu oynarken her defasında, seyirci ise seyrettiği kadar yaşar.

Sahneye en çok yakışan şeydir tiyatro.

İnsanı, insanca, insanla anlatan en lazım sanat dalıdır. Tiyatro canlıdır, sinema ise playback. 

Yaşam için bir çift kanattır tiyatro.

Hayatın sıkıştırılmışının ta kendisidir tiyatro.

Kuralsız ya da belirli kurallar dahilinde delirme sanatıdır aynı zamanda. Bir tutkudur. Olma oyunudur. Suya yazılan yazıdır, içebilene, bardağını doldurabilene…

Tiyatroda herkesin yaşadığını yaşıyorsunuz. Herkesin hissettiğini hissediyorsunuz. Herkesin koşullarına giriyorsunuz. Ne acılar, ne heyecanlar, ne değişik aşklar yaşayabiliyorsunuz. Hayatı uzatan, katlayan, o ölçüde de yorucu bir dünya…

‘Komik-i Şehir Naşit Bey’ kara kışa rağmen kapalı gişe oynamış fevkalade bir oyun. Beklentimin epey üstünde çıktı, gitmek isteyenlere tavsiye ederim.

Hüzün ve bolca tebessüm ile Şehir Tiyatroları’nda izledim oyunu. Son derece içtendi herkes. Türk tiyatrosunun kaybolan değerlerine armağan güzeller güzeli bir oyun. Herkesin emeğine sağlık. Ayrıca oyunda Naşit Efendi’nin torunu Naşit Özcan’ın da oynuyor olması, duyguları iki katına çıkarıyor. 

Naşit Özcan (d. 1886, ö. 26 Nisan 1943) Türk tiyatrosunun ünlü tuluat ustası. “Sultan Hamid’i bile güldüren adam” olarak anılır. Yanındaki çocukları Selim Naşit ve Adile Naşit.

Naşit Özcan olmak ne kadar zorsa Naşit Özcan’ı oynamak da o kadar zor. Bora Seçkin ve Can Tarakçı çok iyi iş çıkarmışlar. Hem güldürdüler hem eğlendirdiler. Ada Alize de kantolarda çok iyiydi. Yetmedi Abdi Ağa rolünde Sinan Bengier (yapımcısı olduğum “Nekrüt” sinema filmimde oynamıştı, 2007) var. Böyle harika bir oyun izlettikleri için Gökhan Eraslan ve Ali Yaylı’ya haklarını teslim etmek lazım.

Bir dönemi anlatıyor, dönemin insanlarının batılılaşma hevesinde tuluat sanatına sırt çevirişini sahne arkasında sinemanın küçük adımlarıyla anlattığı gibi kısa yoldan para kazanmanın hevesindeki küçük insanların yanına yamacına yaklaşan sanatı ve sanatçıyı da dillendiriyor.

Usta oyuncu, yönetmen, senarist Ali Yaylı’yla buluştuk. Tiyatro ile başladık, memleket meseleleri ile bitirdik. Çok keyifli bir sohbet oldu. Tiyatrocu dediğin dolu dolu olur, donanımlı olur. Tıpkı Ali Yaylı gibi… Röportajdan çok faydalanacağınızı garanti ederim. 

Veysi Dündar (VD): İşimize gelmeyen bir gerçekliği çıplak gözle görme ve sorgulama imkanı sunuyor bu oyun. Kültürümüzün yozlaşma süreci de satır aralarında bariz bir şekilde yer alıyor. Neler yozlaşmadı ki hayatımızda?

Önce yönetmenliğini yaptığınız oyundan bahsedelim. Oğlunuz Emrah Can Yaylı da görev alıyor. Komik-i Şehir Naşit Bey, biyografik bir oyun mudur?

 

Ali Yaylı (AY): İBB Şehir Tiyatrosunda misafir yönetmen olarak sahneye koyduğum Komik-i Şehir Naşit Bey biyografik sayılabilir. Yazarı Gökhan Erarslan; yitip giden bir özgün tiyatro ve o tiyatronun icracılarını ve onların en önemlilerinden Naşit’i yazdığında, bu duyarlılığa kayıtsız kalamazdım. Bunun sebebi herhangi bir tiyatrocu gibi bakmadığım içindir. Malum ben halkbilimci bir tiyatro adamıyım ve bize ait olan tiyatro ile ilgiliyim.

(Gerek köy seyirlik gerek kente taşındığı biçim olan orta oyunu vs. gerekse B. Brecht’in “Epik” adını verdiği biçimiyle.) 

Bu oyunu sahneye koymayı bizzat Komik-i Şehir Naşit Bey’in torunu, gençlikten bu yana arkadaşım dostum Naşit Özcan önerdi. Bu heyecan verici bir fedakarlıktı. Kendisi de dedesinin oyununu sahneye koyabilirdi.

Bu oyun özel bir oyundu. Ancak sahnelenmesi aşamasında çok zor olacağını araştırmalarım esnasında fark ettim. Öyle ya, bir dönem Charlie Chaplin ile mukayese edilen büyük bir usta. Devrine damga vurmuş bir virtüöz oyuncu, ama hakkında çok az bilgi var. Adeta yok sayılmış bir “Tiyatro Savaşçısı”. 

Elbet bir bedeli olacaktı. Önce akıl sağlığını sonra beden sağlığını yitirip yatağa düşüyor ve kan kusa kusa hayata veda ediyor. 

Bu çok zor projede önce seni anlayacak ve yaptığın tiyatroyu bilecek tiyatro adamlarına ihtiyaç olur. Oyuncu kadrosunu oluştururken epeyce titizlendik. (Naşit Özcan’ın katkılarına tekrar teşekkür ederim.)

Oyunun müziklerini oğluma teklif ettiğimde zaten epeyce hazırlık yaptığını bilmiyordum. (Emrah Can Yaylı, Şehir Tiyatrosu oyuncusudur. Aynı zamanda çok iyi müzik eğitimli bir müzikolog/kompozitördür.)

Müziklerini dönemin müzik anlayışına uygun besteledi ve rollerden de bir kaçını üstlendi. Oyunun oyuncu ve teknik kadrosu gerçekten çok içtendi bu oyunda. Çünkü hepsi bu oyunun anlattığı Naşit’i kendi hikayesi olarak gördü. Bu anlamda “Naşit” için en yukarıdaki yönetimden en aşağıdaki görevlilere sonsuz şükran.

VD: Hani bazı oyunları yalandan ayakta alkışlarız, sırf herkes ayakta diye biz de kalkarız. Ama bu oyun var ya bu oyun, can-ı gönülden ayakta alkışlanacak bir oyun mu?

AY: Ben canı gönülden alkışladım. Seyircinin de canı gönülden alkışladığını gözlemliyoruz. Ama asıl bir oyun çıkışında seyirciye sorulursa daha iyi anlamış ve anlatmış oluruz. 

VD: Tiyatro oyununu izlenir kılan, performanslar kadar dekordur da. Sahne dekoru konusunda benzer başarıyı görmedim sanki?

AY: Dekorda aynı başarıyı görmemişsiniz. Bu ne beklediğinize bağlı. Bakın tiyatronun olmazsa olmazı, oyuncu ve seyircidir. 

Mekan, dekor, kostüm, ışık, oyun metni olmasa da olur. Ancak bizdeki tiyatro anlayışı “Batı Tiyatrosu” olduğu için dekor/kostüm vs bolca kullanılmaktadır. Gene şehir tiyatrosunda bir kaç yıl önce yönettiğim Hıdrellez adlı oyunda dekor seyirciyi büyülüyordu. O oyunda o dekor gerekiyordu. Bu oyunda da bu dekor.

VD: Yönetmenlik mi, oyunculuk mu zor? Tiyatroda, sinemada ve dizilerde görev aldınız. Hangisi daha keyifli? 

AY: Yönetmenlik de oyunculuk da kolay. Zor olan “tiyatronun varlığı ve yaşaması”. Bizi zorlayan şartlar. Enerjimizin çoğunu bu şartlar çekiyor içimizden. (Ödenekli tiyatrolar bizden biraz daha ama biraz daha iyi durumda.)

VD: Naşit Bey özelinde oyunu yönettiğiniz için soruyorum. Bu milletin komedi anlayışı hakkında ne tip tespitler edindiniz?

AY: Milletimizin komedi anlayışını şuna benzetiyorum. Portakal bahçesinin içinde ikamet eden sarı gazoz (fanta vs) içirilmeye çalışan insanlar gibiyiz. 

Şimdiki bize, önceleri tvler, şimdilerde bazı sinema fimleri, tiyatro ve sanal alemde kabul ettirmeye çalıştıkları (fast food yiyecekler gibi) ıvır zıvırı komediden saymak dedelerimize hakarettir. O dedelerimiz;

Bekri Mustafa

Heccav Şair Eşref

Kaygusuz Abdal

Hayyam

İncili Çavuş 

Nasreddin

gibi dünyayı güldürmüş büyük zeka / hazırcevap/ filozof ustalardı. Bunların özellikleri ne idi; her gülmecesinde bir ‘söz’, bir ‘ders’, bir ‘anlam’ vardı. Derin ve etkileyiciydi her ürettikleri. Boşa komiklik lafazanlıktı onlara göre. Oysa şimdi dayatılan her şey, sadece güldürmek, vakit geçirmeye, unutturmaya çalışmak, yani kültür emperyalizminin bize ait (belki de) onbinlerce yıllık halk birikimi yani kültürümüzü yok etmeye /en azından/ yozlaştırmaya yönelik çabanın (uygulayanlar bugün var yarın olmayacak figürlerdir) sonucudur. 

Bu taa 200-250 yıl önce başlayan bir operasyondur. Mesela ben Tv’yi kültürümüze sokulmuş “Emperyalist Kültürün Truva Atı” olarak görürüm. 

VD: “Ayrıca ülkemiz seçkinlerince her zaman insanlar üzerinde terör estirme malzemesi olarak istihdam edilmiştir. Almanlar 2. Dünya Savaşı sonunda ilk önce tiyatrolarını tamir etmişlerdir. Oysa biz tiyatro sevmediğimiz için, ülkemizde tiyatro sayısı az olduğu için hep böyle geri kalmaya mahkumuz. Bunun için devlet opera ve balesi gibi her yerde tiyatrocular maaşa bağlanmalı halka da zorla tiyatro seyrettirilmelidir.” deniyor. Tiyatronun daha izlenir olması için neler yapılmalıdır?

AY: Tiyatro zorla seyrettirilemez. Tiyatro gönül işidir. İzleyen için de, icra eden için de… Kaybolmaya yüz tutan ve adına ‘tiyatro’ denen etkinlik (!) halkın sevmediği benimsemediği bir tiyatro anlayışının ürünüdür. Yapılan her abuk sabuk şeyin tiyatro olarak nitelenmesi ve halkın izlemesi gerektiğini düşünenler (ne yaptığını bilmedikleri için) seyircinin gelmediğini görünce sinirlenip halkın cahil/duyarsız vs. olduğunu iddia edip suçu kendi üzerlerinden atmaya çalışırlar. Daha da ileri gidip onların zorla tiyatroya getirilmesini isteyecek kadar küstahlaşabiliyorlar. 

Hatta tüm tiyatrocuların maaşa bağlanması gerekir gibi vecizeler yumurtluyorlar. Eh be dangalaklar, hem siyasi iradenin sana lütfettiği maaşı istiyorsun, hem de ‘tiyatrocu (sözüm ona) muhaliftir’ diyorsun. Ben sana ne diyeyim?

Doğrusu şudur: (İBB Şehir Tiyatrosu, Devlet Tiyatrosu vs) Ödenekli tiyatrolardakiler devletten maaş alırlar. Onların durumu farklıdır. Ancak özel tiyatro dediğimiz büyük kesim çok mağdur ve zor durumdadır. Yasaları yoktur. Bu yüzden;

a- Maaş garantileri yoktur.

b- İş garantileri yoktur.

c- Sosyal güvenlikleri yoktur.

d- Özlük hakları yoktur.

e- Tiyatrolar ya tek kişi veya bir kaç ortakla kurulur. Bunlar hem işveren hem de işçi durumundadır. 

f- Gelir vergileri sanayiciler gibidir.

g- Kdv vs lüks tüketimle eşdeğerdir.

h- Oyunları oynayacakları salonlar genellikle özel sektör (çoğunluk AVM’lerin içinde) insafına bırakılmıştır. Çok pahalıdır. 

Devletin/Belediyenin elindeki salonlardan yararlanamamaktadır. Bazı belediyeler salonlarını açsalar bile, keyfi olduğu için garantisi yoktur. Bir nevi aspirin tedavisi gibidir. 

Sözün özü bu bize dayatılan tiyatro anlayışı tıpkı montaj sanayi gibi tükenmeye yüz tutmuştur. Bir tiyatro şurası ile bugüne kadar oluşmamış ya da oluşturulamamış bir “Türk Tiyatro Üslubu” oluşturulmasının adımları atılmalıdır. Tıpkı Milli Sanayi gibi…

Aksi taktirde böyle özenti tiyatro uğraşı, oyuncu, yönetmen, yazar, müzisyen ve diğer branşların önce gardını düşürüp, sonra hasta edip sonra biçare olarak ölüme mahkum etmeye devam edecektir. Tıpkı Komik-i Şehir Naşit Bey örneğinde olduğu gibi…

VD: Tiyatro ile anlatılabilir ne çok konu var normalde. Tiyatro ve etkisi üzerine ne söylenebilir?

AY: Tiyatro, içeriğinde edebiyat, resim, heykel, müzik, (zaman zaman) fotoğraf, film, dans vs. barındıran tek sanat dalıdır. Yani sanatın bileşkesidir. Göze kulağa somut, beyne ve yüreğe soyut etkisi olan ve sanatların anası sayılan bir yapıdadır. 

İnsanla oluşturulur, insanla icra edilir. İnsan dışındaki her şey yardımcı elemandır. Bu yüzden insanla beraber ortaya çıkan, insanla beraber yok olur. 

Son sözüm; “Kul olayım kalem tutan ellere” diyen ozanları yaratmış bir kültürün torunlarıyız. Her şeye rağmen o bayrak eldedir. Düşmemiştir, düşmeyecektir. 

CEVAP VER