Veysi Dündar’dan Haftasonu Ocakbaşı (10 – 16 Aralık 2018)

0

HAFTANIN MANA OCAĞI

Bazen sözcükler anlamını yitirir ya tam da böyle bir beyan. Ulaştırma bakanından. Hep diyorum: George Orwell 1984 romanını yazarken tam da 2018 Türkiye’sini tarif etmiş.

HAFTANIN İKRAR OCAĞI

Başkası dese hain olur. Devlet deyince ne olacak peki. Koşullar kötü, ama şikayet etmek yasak. İleri demokrasi tam da bu işte.

HAFTANIN İÇ ISITAN OCAĞI

Ne diyordu Sn. Bakan et fiyatları artınca? Kırmızı et zaten zararlı. Bu defa da vatandaş sivil inisiyatifini ortaya koydu. Termal don ile doğalgaz zamları ile mücadele başladı. Yetmez ama evet. Termal kamera bizim, termal don sizin işiniz.

HAFTANIN YETMEZ AMA EVET OCAĞI

Nihayet durmuş saat doğruyu gösterdi. Buradan yola çıkarak bilumum Diyanet masrafını da mütenasip kaynak ile fonlama gerçeğine yaklaşılır mı bilinmez. %99’u müslüman memlekette cami imamının maaşının %1’lik bakiyeden alınmaması yerinde olacak. Diyanet başkanının Mercedesi için bakalım en hızlı hangi cami cemaati kaynağı tedarik edecek.

HAFTANIN İFŞA OCAĞI

Aliya İzzetbegoviç yada Bilge Kral’dan alıntı ile yaptı savunmasında Demirtaş: “Delilin olmadığı yerde ağır ceza istemenin kendisi delil haline gelir” dedi. Daha söze gerek yok.

HAFTANIN İFRAT OCAĞI

Türkiye’nin ihtiyacı olmayan siyasetçilerden birine bir de panelde konuşma imkanı verirseniz olacağı budur. Ne okudun da ne konuşuyorsun denir, ama diyecek kimse de yok. Tecavüz madem kaçınılmaz zevk de al demediğine şükredelim. AKP’nin en iyi icraatlarından biri olan Ankara’da onsuz günler için ne kadar şükretsek az geliyor.

HAFTANIN LATİFE OCAĞI

Dışişleri Bakanı bizle eğleniyor. AİHM kararına riayet etmeyen hükümet adına “Avrupa’ya vizesiz gireceğiz, bunu hak ediyoruz” diye beyanat veriyor. İnsanın aklına “acaba aklımızla alay etmenin de sınırı olabilir mi?” diye sormak geliyor.

HAFTANIN LATİFE OCAĞI 2

Bu da İsrail Başbakanından. Dışişleri bakanı cevap verdi mi bilmiyorum, ama belli ki gidecek yol daha bayağı uzun.

HAFTANIN UTANÇ OCAĞI

Sözcükler yanyana gelmekten hiç bu kadar utanmadı.

HAFTANIN MÜKERRER OCAĞI

Zeybekçi’nin İzmir’le ilgili gafları haber değerini yitirecek belli ki. İzmirli AKP’ye bayağı büyük beden geliyor. Zeybekçi seçime kadar konuyu değiştiremeyecek gibi.

HAFTANIN DURUMDAN VAZİFE OCAĞI

Biz “davadan döneni vurun” farklı bir siyasetin lafzı sanırdık. Anlaşıldı ki AKP havuz gazetecileri de bu lafı çok seviyor. Lakin davadan dönenden ziyade “Pilavdan Dönenin kaşığı kırılsın” diye okumak lazım. Pilavı tek başına yemekten hoşlanan havuz erkanı için vazife belli. Siyaset yapılacaksa “biz yaparız” size ne oluyor.

HAFTANIN ANALİZ OCAĞI

Naci Bostancı entelektüel zırhı iyi koruyan AKP’lilerden. Lakin sosyoloji ve ekonomi bilgisi belli ki kıt. Kendisine İPSOS seçim sonrası anketini okumasını tavsiye ediyoruz. Halkın %50sinin hortlak görmüş gibi neden kaçtıklarını da belki o zaman anlar. O zamana kadar entelektüellik de bir yere kadar diyoruz.

HAFTANIN SÖNEN OCAĞI

Yine bir grup insanın hayatta adımlarını attığı son mekan tren kompartımanı oldu. Binali Yıldırım Ulaştırma Bakanı idi, tren kazasında insanlar ölüyordu. Binali Bey İBB adayı oldu hala insanlar ölüyor. Değişmeyen iki şey var yani. Sönen ocaklara yenileri eklendi. 7-8-9 Ocak daha… Yaralananların başında ne acılar var bilinmez. Bilinen şu ki fıtrat denilen kaza nedense bu kadar çok oluyor ise, belli ki artık kazadan değil apatiden söz ediyoruz. Çorlu kazasında herşeyi kaybeden Mısra Sel’e bile katlanamayan vicdan eksiğinden özeleştiri bekleyecek kadar safdil de değiliz. Lakin başını yastığa koyduğunda uyuyabilmek de bir nimettir. Allah bunu herkese nasip etsin.

OCAKTA HAFTANIN KELİMESİ: SAMİMİYET

Tanıl Bora’nın geçen hafta tanıtımını yaptığımız kitabını o kadar sevdim ki formatın da müsaadesiyle her hafta bu kitaptan bir kelimeyi Haftanın Kelimesi olarak tanıtacağım. Bu haftaki kelime iktidarın ve onun tepesinin dilinden düşürmediği: Samimiyet. 10 sayfalık yazıyı tabii ki buraya alamam. Ama yazının son cümlesini paylaşmadan edemiyorum:
“Eksiğimiz samimiyettense şeffaflıktır. Bir büyüğün sözüne değil de kurallara ve programlara güvenebilmek ve mutlaka nezaket”

OCAKTA HAFTANIN KİTABI

Çok satanlar listesinde görünce paylaşmadan edemedim. Kitabın yada kağıdın yanma ısısı F451’dir. Fizik dersinden hatırlayanlar azdır. Biz santigrat kullanıyoruz. O da 233 santigrat yani.

Kitaptan bir alıntı: “Geldiler! Evde yoktum. Sonra yine geldiler! Kapımı çaldılar. Neden geldiniz dedim? “Bir kitap arıyoruz!” dediler. Ne? Hangi kitap dedim? Ses vermediler. Ellerinde savcılıktan bir kağıt. Evime girdiler. Aradılar, aradılar. Ama hiçbirşey bulamadılar. Gülümsedim. Anlamadılar. Bilemediler ki o kitabın her satırı hala kafamın içinde… Geldiler ve geldikleri gibi gittiler!”

OCAKTA HAFTANIN FİLMİ

AKP ve havuz yazarları farkında mı bilinmez ama Türkiye gitgide doğu blokunun arkaik eski komünist ülkelerine yakınsıyor. Tek parti ve envai çeşit kullanım imkanı olan aparatçik en iyi timsali. Buna dair unutulmaz bir filmdir “Diğerlerinin Hayatı”. Komünist dönem Doğu Almanya’sından insan manzaraları. Gri bir kışın gri bir havasında hatırlamak üzerine…

OCAKTA HAFTANIN BEYOĞLU MEKANI

İstiklal’e yakışmasa da Demirören AVM’nin en üst katı herşeye rağmen özgündür. Alt kattaki franchise restaurantlara inat en üst katta butik mekanlar direnme telaşında. Burada yer alan BON Pizza İtalyan yemekleri ile Caddeye yukarıdan bakan terası ile hoşluk içeriyor. En azından içindeyken Demirören’in o sahte cephesini görme şansınız yok. Tavsiye ederim. Önyargınızı kırın ve 4. kata çıkın.

OCAKTA HAFTANIN İSTANBUL KÖŞESİ

İstanbul’a kış tam da gelmedi. Yağmurlar arada yağsa da güneşten de yoksun bırakmıyor. Dünyanın en kadim kentlerinden biriciğinin her mevsimi güzel bence. Lakin kışın kendine has güzelliği için deniz peyzajı olmazsa olmaz. O zaman bu haftanın mekanı için en uygun köşe de tarihi yarımadayı en güzel göreceğiniz yer olan Moda olsun. Körler ülkesinden Konstantinopoli’ye Moda çay bahçesinden bir bakmadan kışa veda etmeyin.

OCAKTA HAFTANIN MÜZİĞİ

Bu haftanın mottosu otoriterli baskı ve tektiplik üzerine. Gittikçe de artan ve kendini algılayamayan bu tarzı bir Sovyet Dönemi bestecisi ile anmak da uygun olacak. Benim aklıma Prokofiev geldi. Şövalyelerin dansı Romeo ve Jülyet’den. En azından bir Prokofiev çıkaraydık. Bunca eziyete. Malum zamanın çıkardığı en mutena sanatçı misali Yavuz Bingöl. Beğenmeyene Alişan.

 

CEVAP VER