Haftanın Portresi: Dünyanın Müziğini Duyanlar(*) İçin Bir Virtüöz: Dikmen Gürün

0

Haftanın Portresi: Dünyanın Müziğini Duyanlar(*) İçin Bir Virtüöz: Dikmen Gürün
(Gülriz Sururi Anısına İthafen)

Haftaya başlarken Cumartesi günü için portre olarak düşündüğüm Gülriz Sururi’yi yazık ki yeni yılın ilk gününde yitirdiğimizi öğrendim herkes gibi.

Roller coaster misali geçen günlerde Gülriz Hanım bizi cenazesinden mahrum etti. Tıpkı şiirdeki gibi bir cenaze töreni ile ayrıldı bizden :

“Savrulan yapraklar gibi, Akıp giden günlerimiz
Cenaze törenlerinde, Sessiz sitemsiz”

Ne ses ne de sitem yansıdı Gülriz Sururi’den bize. Portreye dair yaşayan insanlara sözüm olmasa yine de Gülriz Sururi’ye ayırırdım bu günü.

Ama Gülriz Sururi’ye belki de en çok yaraşan bir portre’nin siluetinin de aslında en az onun kadar kıymetinin olacağını düşündüm.

Gülriz Sururi’nin tiyatro için haiz olduğu kıymetin belki de en çok farkında olanıdır Dikmen Gürün.

İKSV Tiyatro Festivali diye bir şenlik hayatımıza girdi ise onun sayesindedir. Ufacık tefecik bir bedenin Türkiye’de tiyatro adına atan kalbini taşımasıdır Dikmen Hanımdan bize kalan en güzel bakiye.

Tam 102 yıl açık kalan ve 1973’de perdesini indiren Parsons Kolej’in 91. Yıl mezunu olarak tiyatro eğitimini menbaında alan Dikmen Hanım, Texas Üniversitesinde Master DTCF’de Doktora yaparak tiyatro eğitimini zirveye taşımıştır.

Halen Kadir Has Üniversitesinde ışığını yaymaya devam eden Dikmen Gürün’ün, Gülriz Sururi’nin ardından kendisine mikrofon uzatılanlar arasında ilk sırayı almış, kendisi de kaldırım serçesini Türkçe’de en güzel resmeden kişinin ardından bu satırları kaleme almış.

Bir diğer kutup yıldızı Yıldız Kenter’e adadığı Tiyatro Benim Hayatım Kitabım’da resmettiği imgeye kulak verelim:

“Her şeyin kıymetini çok iyi bildik, çünkü her şeyimiz çok azdı, çok hesaplıydı. Yine de elinden geldiğince, hiçbir şeyden mahrum etmedi annem bizi. Gün oldu komşu evlere bile gittim temizlik yapmak için. İki elin çıkardığı sesi duymaya o zamandan alıştırdılar beni: Bu bir zaaftır, ama ben bu zaafı bugün de bir güce dönüştürmeye çalışmaktayım. Her gelen yeni iş bir imtihan oluyor. Ben hem seviyorum hem korkuyorum o imtihandan. Ama o ses yok mu, o ses? Beni peşinden sürükleyen çok cazip bir zaaf o. Çocukken de peşinden giderdim, şimdi de gidiyorum.”

Kenter’i resmeden bu duru sesi bize ulaştıran Dikmen Gürün’den, Semiha Berksoy kitabı’nı da bulduk ve hiç şaşırmadık.

Gülriz Sururi-Yıldız Kenter-Semiha Berksoy. Her üçünün de biraz yanında biraz arkasında duran ve onların yaktığı tiyatro ateşinin ülkenin genelini ısıtması için çabalayan bir ocakçı. Memlekete olan mesuliyetinin farkında bir entelektüel.

Türk masallarını 1960’larda bir tiyatro gibi plağa okumayı aklına getirdiğini bu yazıyı hazırlarken fark ettiğim için utansam da.

Bu hikayeyi spotify’da bulup dinleme bahtiyarlığına sahip olmak da aslında koca evrende denize atılan hiçbir denizyıldızının boşa olmadığını gösterdi bana.

1960’ların başında Robert Kolej’den mezuniyetle başladığı ışık yayma işini neredeyse bir 60 yıldır biteviye sürdüren Dikmen Gürün topladığı tüm ışığı sonuna kadar yaymaya yeminli bir mum gibi sürdürmekte hayatını.

Tiyatro’yu Kadın Tiyatrocuları ve bütün bir sanat dünyasını temsil eden kocaman bir kaidenin altında minik ve çelimsiz bir bedenin sağlam duruşunun temsilcisi.

1990 yılından bir TRT arşiv ile bitirmek istiyorum portremi. Benim izlerken gözlerimin dolduğu bir program ile. Dikmen Gürün’ün katkılarının da azami olduğunun şüphe götürmeyeceği bir tiyatro sezon özetine dair bir arşiv.

Eski değil eskimeyen bir Türkiye’nin bu günlere kazınmış bir onur sergisi tadında.

Dikmen Gürün’e uzun ömrünün veriminin hiç bitmemesi dileğimi iletiyorum.

Gülriz Sururi’ye yetişemeyen satırlarımın onun için yetmemesini diliyorum.

Türkiye’nin ancak ve ancak Shekaspeare’in(*) sözünde olduğu gibi “Dünyanın müziğini ancak duyabilenlerin dinlediğini” anladığı zaman eski-yeni farketmez iyi Türkiye olacağına inanan herkes için:

Perdeniz hep açık olsun Dikmen Gürün.

CEVAP VER