Veysi Dündar’dan Haftanın Portresi: Bir Gün Değil, Ezeli Gazeteci Can Ataklı

0

Temel Karamollaoğlu’nun üsluplara dair eleştirişinin üzerinden kaleme aldığım yazıyı paylaşan Can Ataklı’ya gelen kimi tepkileri gördüğümde bu haftanın portresi Can Ataklı’dan başkası olamaz dedim.

Türkiye’nin son 40 yılının tamamını bir gazeteci duyarlığı ile sindirmiş olan Can Ataklı’yı trol saldırıları ile yıpratmak isteyen ve ona duruş ayarı için çaba harcayanları aslında en iyi tarif eden de bu 40 yılın hikayesidir.

Tam da geçtiğimiz haftaya damga vuran ötekileştirme siyasetinin bizden olmayanı yok sayma hareketinin gündemde olduğu sırada Can Ataklı’nın temsil ettiği konumun değeri daha da artıyor.

Kendisine Cumhur=Halk İttifakı diyen AKP-MHP bileşiminin temel çelişkisi başkanlık sisteminin bizatihi kendisi aslında. İttifak yapanlar ittifaksız başkanlık tek parti siyaseti için bu yola girdi. Buna karşılık karşılarında parlamenter sisteme inanan, Türkiye için meşveretin önemini teslim eden bir blok ve ona oy verenler var. Bu ittifakın karşısında aslında Türkiye’nin fikirlerinin farklılığını mozaik düzeninde algılayan sağdan sola yelpazelenmiş bir başka grup da var.

Sadece HDP de karşı diye HDP’ye atfedilen sözde kusurları da yüklenmek zorunda bırakılan bu grubun CHP-İyi Parti ve Saadet’ten oluşan ana ekseninin Türkiye’ye dair öngörüleri farklı, önemsedikleri aynı.

Can Ataklı, Saadet Partisi başkanının düşüncesini paylaşmasını beğenmeyenlerin önemsemediği her şey için dertlenenlerden.

Ve bunun basit bir sebebi var.

Neredeyse doğuştan bir gazeteciyi mesleğinden mahrum etmeye taammüden niyet eden bir düzene karşı Ataklı.

Türkiye’de gazete denince akla gelen neredeyse her oluşumun içinde ve yanında yer alan ve üstelik bunu biraz da yeni oluşumlar ve imkanlar yaratmak olarak anlayan Ataklı için kurumuş bir basın ortamından daha tehditkar ne olabilir?

Farklı düşünene ve yazana tahammül etmeyen, üstelik devletle kurduğu sıkı bağlarla ekonomisi garanti edilmiş bir basın Can Ataklı için bir balığın suyun dışına çıktığındakine benzer bir hissiyat verecektir.

Gazeteciliği okulunda öğrenen, 5N 1 K’nın cevabını hiç bir iktidarın hiç bir liderin hiç bir çıkarın veremeyeceğini bilen birisi için havuz tipi gazetecilik aslında bir varoluş sorunudur.

Havuzun içinde her adımını bir yere bakarak atanlar için manşet atmak bakılan yerden gelen bir işarete tabidir. Can Ataklı’nın artık genlerine işlemiş gazeteciliği için ise manşet 8 sütuna mı girmeli sorusundan ötesi nafiledir.

“Gazeteci olunmaz gazeteci doğulur” derdi eskiler.

Türkiye’nin çok şeyine itiraz edebilirsiniz ama gazetecilik geleneğine asla. Her daim bu ülkede iyi gazeteciler olmuş gerçeğin peşinden koşmuştur.

Bugün Sovyetler Birliğinin bir zamanlar yayın organı olan Pravda’nın konumuna özenen bir geniş görsel ve yazılı medyadan söz edebiliriz. İnternetin de etkisiyle ülke nüfusunun sadece %1’inin gazete aldığı günlerdeyiz.

Can Ataklı gözünü gazeteci olarak açmış biri olarak bu tuhaflıklara itirazını yapmaya devam edecektir.

İttifaksız bir Türkiye için ittifak yapanların Can Ataklı’da beğenmedikleri ne varsa Can Ataklı yapmaya devam edecek. Gazeteleri gazeteciliği hakir görenler için Can Ataklı’nın çok seslilik kaygısı hiç bitmeyecek.

Farklı sözün hep söylenebilmesi için var olmaya devam edecek. “Sözlerinize katılmıyorum ama ifade etmeniz için canımı veririm” diyen Voltaire de, özgürlüğün halka duymak istemediklerini de söyleyebilmek olduğunu ifade eden Orwell de, ifade hürriyetinden daha harika bir şey olmadığını terennüm eden Ehrenburg da aslında Can Ataklı’nın zamansız fikirdaşları.

Zaten fani bedenlerin sınırlı varlığında geleceğe kalacak tek gerçek de zor zamanda yaptıklarımız olacak. O kritik soruya verilecek yanıtımız olmalı. “Waldo Sen Neden Burada Değilsin?” diyen Thoreau kadar vicdanımız yok ise  geleceğe de bir şey bırakmayı ummayın.

Can Ataklı’nın vicdan bilançosunun özsermayesi gayet güçlü ve giderek birikimini artırmakta.

Bu özsermaye kredibilitesini hep yüksek tutuyor. Geçmiş bilançolarının iflası ile sürekli yeni şirket kurmak zorunda kalanların anlamakta zorlanacağı şeyler bunlar.

Sadece mesleği değil yaşam biçimi de gazetecilik olan birisi için demokrasi opsiyon değil, standart pakettir. Can’ın modelinde bu donanım hep sabit.

CEVAP VER