Veysi Dündar’dan Haftanın Portresi: Cengiz Bektaş, Mimarinin Şiiri Şiirin Mimarı; Çürük Binalarla Barışanlara İnat Sinan’dan İlham Almak

0

Cumartesi günleri portre yazarken iki kriterim var: birisi mutlaka toplumun ileri gitmesi daha iyi olması için çaba harcayan kişileri resmetmek, ikincisi mümkün olduğunca Cumartesi yazısı ile uyumlu bir kişi bulmak.

Deprem falan olmadan binaların kendi kendine çöktüğü bir ülkede bu işin acısını en çok mimarlar hisseder. Mimarların mesleği bina inşa etmektir. Mimar Sinan’ı yetiştirmiş medeniyetin çocuklarının bu sefillikle yüzleşmek zorunda kalmalarının acısı en çok meslek erbablarını yaralar.

Mesleklerine yönelik ihanetin bu en ağır tablosu ile içine ağrılar girmeyen bir mimarın sadece betonu kumu çakılı kullanan tüccardan farkı yoktur.

Türk Mimarları Erdoğan’ın deyimiyle “İstanbul’a yapılan ihanetin” aracıları olarak tarihte yerlerini almışlardır. 50/60/70 katlı binalara kimin müsaade ettiği meçhuldür ama kimin inşa ettiği göz önündedir.
Ve kimin inşa etmediği.

İstanbul’a da Türkiye’ye de hiç ihanet etmeyen bir mimardan söz edeceksek, o kişi tam da odur. Yani Cengiz Bektaş.

1934’ten bu yana ülkeye ışık saçan Bektaş sadece mimar da değil bir şair aynı zamanda. Şiirin mimarı ama ondan öte ve önce mimarinin Şiiri ondan sorulur.

Atatürk Mirasını hazinenin gayya kuyusuna atmaya cüret etmeyenlerin icazeti ile yaptığı Türk Dil Kurumu binası Cumhuriyetin 20 Sembol binasından biri. İş Bankasının kârından alınan kaynağın çarçur değil helal edildiği binayı Ankara’yı AVM ile dolduranların tahayyül edemeyeceği bir estetike tahvil eden o idi.

Cengiz Bektaş’ın referans listesi aslında ne yaptığından çok ne yapmak istediğinin özeti. Türk sağının bitip tükenmez popülizmi içinde adeta bir çöl vahası serinliği veren Bektaş işlerinin her biri uzak bir hayal gibi aslında.

43 Konut, 19 Toplu Konut, 7 Okul, 12 Fabrika, 7 Çarşı, 4 Cami yanısıra onlarca alan düzenlemesi, büro, onarım ve işlerden oluşan portföyü içinde bu ülkenin geleneksel mimarisine selam duran bir sanata şahit olursunuz.

Kaçak yapılarla barışan mevcut siyasi iktidarın nikbin ve kibirli umursamazlığı ne derse dersin mimarlığın ve doğanın yasaları kendi sözünü söylüyor. Geriye Mimarbaşı Koca Sinan, Balyan Usta ve Cengiz Bektaş gibiler kalıyor. Hafriyat kamyonlarının altında yok olan hayatların kefaretini tüm Türkiye iktisadi olarak öderken, bunca inşaat vaveylasının ardından arsızca kaçak yapılarla barışan yönetme aklının kendi kendine yokolup yıkılan binalara dair suskunluğunu en iyi Cengiz Bektaş bize tercüme eder.

Hayasızca eleştirilen Mimarlar Odası başkanı olarak görev yaptığı sırada şehre karşı işlenen ve işlenmiş suçları ifşadan başka ne yaparsa yapsın ihanet edeceğini iyi biliyordu. Zaten bunu bilmeyen bir mimarın mesleğin “m” harfinden habersiz olduğuna en ufak şüphe olmadığı artık aşikar değil mi?

Sadece para kazanmak, sadece bina yapmak ve sadece mağara insanına öykünen bir başını sokmak basitliği ile kendini tanımlayan bir inşaat ekonomisinin bütün bileşenleri ile iflas ettiği zamanlarda sözünü sesini dinlememiz gereken biri varsa o da Cengiz Bektaş olmalı.

Yaptığı eserleri, mimariye akışını ve Türkiye’nin acınacak haldeki inşaatla terbiye olmuş hali pür melalini sergiye çıkardığı web sitesi dahi başlı başına bir mimari eser aslında.

Cengiz Bektaş ne yaptı ve ne söyledi ise belki bugüne kadar yapılan ve söylenen herşeyi unutarak hatmetmek, onun Evrensel Gazetesindeki köşesinde dupduru beyninden akan yazılara yansıyan nehrini ülkenin tüm bölgelerine akıtmak şart ve anayasanın değişmez maddeleri kadar yaşamsal.

20 Ağustos’ta yazdığı yazının başlığını siyasi iktidarın hangi kademesi anlayıp doğru okuyacak?

Yol kenarlarındaki duvarlara yeşil çim ekip örümcek misali insanların bu duvarlarda gezeceğini hayal eden İstanbul’un yönetici aklına gerçekleri ifade ettiği yazıyı ise sadece birkaç hafta önce kaleme almış.

Cengiz Bektaş’ın ışığından yararlanmayan kolektif çılgınlığın bundan sonrası için ümit vadettiğine dair de emare yok. AKP onca yıldır yönettiği ülkeyi bırakın depreme karşı dayanıklı hale getirmeyi onca betonu gömdükten sonra dahi depremle korkutuyor, kaçak ve çürük binaların birer birer yıkılmasını bekliyor. Ülkenin 8’de 7’sine karşın 8’de 1’inin kaçak ve imarsız rantını yasaya tahvil ediyor.

Cengiz Bektaş’ın bunu ne aklı ne yüreği kaldırır.
O çünkü bir mimardır. Ve mimarın düşü tam da şu dizelere yansıdığı gibidir :
Çiziyorum kekik otlarına evlerimi
Odalar diziliyorlar
Sevgiyle dostlukla el ele
Yürümekler
Yatmaklar
Bugün ayın üçü
Gününüzü bölüştürüyorum
Sürelere
Adım boylarınıza
Başka yerde de olmalıydım
Kendimi kapatmalıydım zaman çizgisine
Sevişmeliydim
Sevişmelerinize yer veriyorum
Ayraç içinde olabilirdim en azından
Sevişirken denizi göreceksiniz ayın üçleri
Ağaçlarınız olacak
Oda içlerini çiçeksiz komayın
Ak duvarlarınız olacak dal gölgeli
Ak tutun yüreğinizi
Gül yastığı sol yanı boş komayın

CEVAP VER