Veysi Dündar’dan haftanın portresi: Muzaffer ve Gaye Su Akyol: Narın Bereketinde “İki Kuş”

0

Madem bugün fotoğraf ve resme dair bir yazı yazdık ve hikaye bir kadının üzerinden döndü o zaman haftanın portresi için de bir ressam ve bir kadın bulmak uygun olacaktır.
Bu hafta portresini o yüzden her zamandan farkla bir değil iki kişi oluşturdu.
Ressam bir baba ve hem ressam hem şarkıcı kızı.

Asmalımescit’te eskiden Babylon’un olduğu sokaktaki müze evinde yaşayan Muzaffer Akyol ve kızı Gaye Su Akyol’dan bahsedeceğim bugün.

AKP’li belediyenin Babylon gibi kovalayamadığı bir ebedi Beyoğlu sakinidir Muzaffer Akyol. Benim de komşumdu aslında. Uzun süre iş yerim Asmalımescit’in yanıbaşında idi. Ve Muzaffer Akyol en yüksek sanatlı komşum oldu.

Kızı Gaye Su’yu ise İstanbul Kırmızısı filmine adeta rengini veren muhteşem performansı ile hatırlarsınız. Şarkıya başladığında aslında ikinci bir film başlamış gibidir.

Muzaffer Akyol’un narları gibi kırmızı idi Gaye Su Akyol’un bize gösterdiği tablo. Nar deyince patlamaya hazır bir bombadır Akyol resminde. Anadolu kıyıları ve kocaman dağların üzerindedir Akyol’un narları. Nar belki de bu coğrafyanın en kadınsı ve en uğurlu meyvasıdır. Bir nar bine dönüşür ve bereketini tüm coğrafyaya yayar.

Bu coğrafyada yazık ki estetikten mahrum yaşamaya mahkum edilmiş insanların ve bu insanlar içinde en çok ötekileşen ve araçsallaşan kadının bu haline isyan Akyol resminin ana motifidir.

Resimde kalmayan Muzaffer Akyol yetiştirdiği ve artık en iyi arkadaşı olan Gaye Su’nun kişiliğinde somut bir narı da bu ülkeye armağan etmiştir.

Muzaffer ve Gaye Su Akyol bir resmin müziği ve müziğin resmi gibidir. Beyoğlu’nun AKP’nin acımasız ambargosunda kuruyan ırmağında adeta hiç bitmeyen bir pınar gibi varlığını sürdüren serinliğidir onlardan yansıyan.

Muzaffer Akyol’un Asmalımescit’in bir zamanlar 200 atölyeyi barındıran sanat hikayesindeki yerini erbabı iyi bilir. Onun Yakup’un terasındaki narlı resmi aslında Asmalımescit’i doğal bir müzeye kentsel bir hatıralar albümüne dönüştüren dolaysız bir varlıktır.

Yakup’a gelenlerin gördüğü ve göreceği aslında Beyoğlu’nun sanatla dolu yıllarının hiç bitmediği, ne kadar sesi kısılsa da mırıldandığı şarkının hep söylendiğidir.

Şarkının resmini babası çizerken, sözlerini bize duyuran Gaye’nin belki de babasının yeteneğinden gelen çifte kavrulmuş kapasite ile resimleri de bize armağan. Hatta öyle ki, baba-kız sergi yapıp adına da Tahayyüller Okyanusunda İki Kuş demişler.

Gaye Su Akyol’un Türkiye sınırlarını aşan müzikal ünü babası ile buluşmanın ödülü dışında başka ne ister? Ya da bir baba için en iyi arkadaşının kızı olmasından daha güzel ne olabilir?

Türkiye’nin kısır bir ülke olmadığının, Türk insanının bir ailede dahi iki cevher yaratabileceğinin basit ve net simgesidir Akyol’lar.

Onları ülke insanına hatırlatmak bile aslında bu ülkenin umuduna dair bir şeyler söylemektir.

Kadının sanat ile buluşmasını kızında gören ve bu üretkenliği bütün bir ülke için hayal eden Muzaffer Akyol’un resimlerinde hiç esirgemediği kadınlık halinden en çok Gaye Su’lar çoğaltma “gayesini” süzeriz.

Bu güzel insanlardan yayılan resim-müzik-resim sizi sarhoş eder. Bulutların üstünde yolculuktur aslında sizin elinizden tutup götürdükleri yer.

Gaye Su ve Muzaffer Akyol. Bir kadın ve bir erkek. Bir baba ve kızı. 2 ressam ve 1 şarkıcı. 1 komşu ve onun küçük kızı. Bir narın bereketi. Binlere bölünen tek bir narın iki dilimi.
İyi ki varlar. İyi ki oldular.
Hep olsunlar.

CEVAP VER