Veysi Dündar’dan Haftanın Portresi: İnsan Hakkı Kadar Güzel: Eren Keskin

0

Bugünkü yazıma konu ettiğim ismin çokça zikredilmesinin Ocak Medya’ya bayağı bir estetik hasar verdiğini düşünüyorum. Bu hasarı dengelemenin bir yolu olmalı.

Estetikten nasip almamış bir karakteri ancak 8 Mart’ın asli sahibi olan ve estetiği bir yaşam biçimi haline sokan bir karakter dengeler.

Benim de sakini olduğum İstiklal’in Beyoğlu’nun ayrılmaz bir parçası ve bileşeni olan ve Türkiye’de İnsan/Kadın Hakları deyince ilk akla gelen Eren Keskin’den başkası olamazdı tabii ki haftanın portrresi.

Zaten gecenin ilerleyen saatine rağmen twit hesabndan 8 Mart kutlamasından selam yollaması kafidir portre için. Benim de portre konuklarıma dair kimsenin bilmediği şeyleri ifade iddiam yok esasta.

Benim tüm kaygım Türkiye’nin toptan bir cinnet halinde göründüğü bu günlerde cinnetten ve toplu seanstan uzak kalmayı başarmış kişilerin altını çizmek, fosforlu kalemle onlarla ilgili en azından not düşmek.

Eren Keskin’in adını insan hakları ile eşleştiren mücadelesi hiç bitmedi. Bu yolda dönenler olsa da o hiç dönmedi. Bir röportajında Deniz Gezmiş’in asılmasını küçük bir çocuk olarak içine sindiremediğini anlatıyor. Belli ki, çocukluk ruhu terbiye ediyor. İnsan çocukken duyduğu hissiyatı ömrü boyunca sırtından indirmiyor.

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına yapılan haksızlığı onların o dönemki itirazlarının ne kadar haklı olduğunu bugün onlara muhalif olanlar nasıl da yüzsüz bir konfor ile ifade edebiliyorlar.

Durmuş saatlerin doğru gösterdiği zamanlar kimi zaman tiktak işleyen kuantum saatlerini de eleştiriye tabi tutar.

Eren hanımın kuantum “Keskin”liğindeki şaşmaz duruşunu kendisine geçici müttefik eden başta güncel iktidar olmak üzere çakma demokratların hali Eren hanımın defterine zaman zaman eleştiri notları olarak düşmüştür.

Eleştiri hak olsa da Eren Keskin aynı çizgide durarak onu eleştirenler sapır sapır dökülürken bir yeşil ağaç gibi hep canlı kalmayı başarmıştır.

Çukurcuma’da tam da Yunan konsolosluğunun karşısındaki vahaya benzeyen ofis-evinden yayılan enerji kaybeden herkesin kaybettiklerini telafi etmenin aurasını teşkil eder.

Ülkenin son 30 yılının ana gündemi Kürt meselesi ise İnsan Haklarının şube başkanın bu meselede sağır diyalogu oynamasını tabii ki beklemezsiniz.

Savunma kutsaldır ve buna herkesin ihtiyacı vardır.

Buna en çok suçlu olduğuna herkesin emin olduğu insanların ihtiyacı vardır.

Eren Keskin tam da orada ve o anda durmuştur. Şimdi var mı yok mu emin olmadığımız Kürdistan dediği için konduğu hapiste öğrendiklerini hiçbir şeyle değişmeyenlerdendir o.

Baro Başkanının bile vulger milliyetçiye bütün parasını yatırdığı yarışta o yarışa bile sokulmayan kenarda 3 kişiyle zaptedilip bağlı tutulan atın alnını okşar. Bu en zor seçimler herkesin harcı değildir. Bunun için yiğit değil insan olmak gerektir.

Ben de bir insan olmaya geldim diyenlerden olmak gerektir.

Eren Keskin’in bütün bu mücadelesini özellikle kadınlığın en güçlü silahı olan güzelliğini pekiştirmekten geri durmadan yapması ise ayrıca belirtilmelidir.

Orhan Veli:
“Güzel kadınları severim
İşçi kadınları severim
Güzel işçi kadınları daha çok severim”
diyerek safını belli edeli belki 70 küsur sene geçti.

Biraz cinsiyetçi de olsa kadınların güzelliğe erkeklerden çok daha değer verdiği, zaman ayırdığı sır değildir.

Güzel ve dirayetli aktivistleri de severdi yaşasaydı Orhan Veli. Belki de bu şiirdir Eren Keskin’i her daim formda tutan.

Eren Keskin yine bir başka dizeye yansıyan :
“Çirkin değilsin sen aslında
Çirkin görünmek istiyorsun
Güzeliği tarif için”
duygusunun karşısına güzelliği daha güzel görünerek tarif edenlerden. Mevlam nelker neylerse güzel eyler sözünün timsalidir o.

İnsan haklarının bu ülkede kökleşmesi adına harcadığı hayatından hiç ama hiç pişman değil. İç güzelliği dışına yansıyor.

Eren Keskin bu ülkenin değişmeyen yüz akı. Onun yanında durabilirsiniz ama hep durmak için ruhunuzda onun gibi yanan bir ateşe sahip olmalısınız.

Eren Keskin’in içinde yanan ateşin enerjisi hiç bitmesin.

CEVAP VER