Veysi Dündar’dan Haftanın Portresi: Canan Kaftancıoğlu

0

Mesudiyeli Dr. Canan Hanım ve 1980’lerden Bir Aziz Yazarın Anısı
İstanbul’u Almak İçin Cerrah Titizliği Bile Yetmezdi

Ümit Kaftancıoğlu Abdi İpekçi’den sadece iki ay sonra yok edilmişti. 12 Eylül 1980 darbesinin ertesinde ülkede bir tek kurşun dahi atılmaz olurken bu zamana kadar yitip giden canlar arasında en çok kaybına yanılanların başında Ümit Kaftancıoğlu gelir.

Kaftancıoğlu’nun sadece 45 yaşında bu dünyadan kopmasının üzerinden geçen 39 yıla rağmen anısı hala taze; tıpkı Doğan Öz, Cevat Yurdakul, Kemal Türkler gibi. Bunlar özellikle 1980 darbesine uzanan son düzlükte koparılan canlardı.

Mesudiyeli öğretmen kızı Canan henüz 8 yaşındayken belki de duyarlı babasının eve aldığı muhtemeldir ki Cumhuriyet gazetesinde heceleyerek okumuştu bu ölüm haberini 12.4.1980’de.

“Ya-zar Ü-mit Kaf-tan-cı-oğ-lu öl-dü-rül-dü.”

Devletin imkanları ile devletin okullarında okuyup daha 80’li yıllar ancak biterken kazandığı Çapa Tıp’ta başladığı tıp öğreniminin yolunu; babası öldüğünde sadece 15 yaşında olan kurbanın oğlu ile kesiştireceğini muhtemeldir ki tahmin etmezdi.

Dünya fazlasıyla küçük bir köydür.

Canan hanımın gönlünü kaptırdığı Ali Naki beyle tanışması da bu köyün sokaklarında sıradan bir iştir. Ordulu Dr. Canan Hanım soyadını bu ülkenin en unutulmaz değerlerinden biri ile değiştireli tam 18 sene geçti.

Canan Kaftancıoğlu’nun doktorluğun zor dallarından birini seçerek adli tıp uzmanı olması en az Ümit Kaftancıoğlu’nun (sağ olmasa da) gelini olarak biriktirdiği duyarlılıklara sayfalar eklemiş olmalı. İşkence ve haksız ölüme dair gördüğü acılarla nasırlaşmayan bir yüreğin yapacağı en iyi şeyi yapmıştır. Haksızlık ve adaletsizliği teşhir ederek onu yenmeye vakfetmiştir tüm enerjisini.

Ülkenin acılarından 2 Temmuz Sivas yangınının şair kurbanı Behçet Aysan anısına eşi Ali Naki gibi bir diğer yetim Eren Aysan’ın Bir Eflatun Ölümüne katkı sağlamaktan da uzak durmamıştır.

Canan Kaftancıoğlu Türkiye’de kimin gerçek mağdur olduğunu, bu ülkede acılara ve yok edilmelere kimlerin tabi olduğunu iyi bilerek siyaset sahnesine dahil olmuştur.
Teşrih sanatının bilgisi ile yalın gerçeğin peşinde yol almıştır.
Gerçek ne denli acı da olsa bununla yüzleşmenin gereğinin bilinci ile hareket etmiştir.

Ocak 2018’de devraldığı CHP İstanbul il başkanlığında herşeyi bir kenara bırakarak İstanbul’u almaya odaklanmıştır.
İstanbul’u bir teşrih uzmanının soğukkanlılığı ile analiz etmiştir.
Duygu ve düşüncesi ne olursa olsun önündeki bedeni düçar eden sebebi arayan uzmanın kaygı ve serinkanlılığı ile yola çıkmıştır.
Önündeki bedenin yaşadıklarının kendi yüreğinde kırdığı tüm camların kanattığı yaraları sakince kapatarak sadece ona ne olduğunu anlamanın telaşını hissetmiştir.

Canan Kaftancıoğlu İstanbul’a olan borcunu öderken Çağım Işık’ın hiç görmediği büyükbabasına olan borcunu da ödediğini bilmektedir.

Mesudiye’den sadece bu devletin sağladığı imkanlarla Hipokrat’ın yeminine vardığı yolu açan kuruculara olan mesuliyetin ağırlığını bilmektedir.

Aklını, vicdanını, bilincini kiralayıp sonra “vah ben ne yaptım?” diyerek diz dövenlere inat hiç arkasına bakmadan sadece kendi aklına, vicdanına ve bilincine hesap vermenin değerini bilmektedir.

Mavi bir montla hırsla söndürülmüş sigaranın son bir nefesini ciğerine çekerken o nefesi verdiğinde “oldu bu iş” diyerek İstanbu’u alma işinin emanet edildiği adamın boynuna koşulsuz sarılmaktan daha büyük ödül ne olabilir?..

AKP’nin yenilmez armadasını, koca propaganda makinesini çaresizlikler içinde kıvrandırıp hukukun dehlizlerinden çare arar hale getiren İstanbul ekibinin başındaki Canan hocaya durulacak selam kuşkusuz ki katıksız olmalıdır.

Canan Kaftancıoğlu’nu gökyüzünden izleyen bu ülke için iyi şeyler düşünmekten gayrı derdi olmayan Ümit Kaftancıoğlu ve onun gibi yiten tüm canlar bu ülkede barışın ve demokrasinin kökleşmesi adına canını dişine takan bu kadına şu sözlerle sesleniyor olmalı:

Hoş geldin! Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun… Hoş geldin! Ayrılık uzun sürdü. Özledik. Gözledik… Hoş geldin! Biz bıraktığın gibiyiz. Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta… Hoş geldin. Yerin hazır. Hoş geldin. Dinleyip diyecek çok. Fakat uzun söze vaktimiz yok. YÜRÜYELİM…

CEVAP VER