Amerikan gazeteciliğini yazan Hakan Temiztürk: AK Partililer bile haberi muhalif medyadan takip etmeye başladı

0

Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Temiztürk’ün “Kolonyal Dönemden Trump Çağına Amerika’da Gazetecilik” isimli kitabı piyasaya çıktı.

Amerikan basın tarihine ışık tutan ve Kopernik yayınlarından çıkan kitapta, medya patronlarının siyasi ilişkileri ile gazetelerin habere yaklaşımları başta olmak üzere ABD medyası detaylı bir şekilde inceleniyor.

Türkiye’de Amerikan basınıyla ilgili derinlemesine yapılan bir çalışma olmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Hakan Temiztürk, Amerikan basın tarihinde olanların dünya basın tarihi için de önemli olduğunu belirtiyor. “New York Times, World Street Journal, CNN, Bloomberg; bunlar dünyanın büyük markaları.” diyen Temiztürk, şunları söylüyor:

“Dünyaya yön veren kurumlar. Onları daha yakından tanıtmak istedim. Yaşanan olaylar karşısında nasıl gazetecilik yaptılar, nasıl yayıncılık yapıyorlar? Bunları araştırmak ve göstermek istedim. Medya patronlarının irtibatları faaliyetleri bunları bilmek lazım. Amerika Orta Doğu’yla iç içe. Binlerce kilometre uzakta olmasına rağmen Türkiye’nin yanı başındaki ülkelerle yanı başındaki olaylarla çok iç içe. Birçoğunda yönlendirici, birçoğunda Türkiye açısından sorun oluşturuyor. Dünyanın gündemini belirleyen, dünyanın geleceğine yön veren siyasete, ekonomiye etki edebilen insanlar kurumlar. Onların örneklerine yer verdim ne yaptılar, ne yapmadılar, nasıl yapmalıydılar? Tüm bu soruları cevaplamaya çalıştım.”

AK Parti’ye daha çok zarar verdiklerine inanıyorum

“Türkiye’de gazete ve dergi tirajları çok düşük. Yüzde 80 insanların evine dergi ya da gazete girmiyor.” diyen Temiztürk, şöyle devam ediyor:

“Şu an dijital yayının takip edilmesi, baskı sayılarının azalması da elbette bunda etkili ancak insanların evine dergi girmiyor, gazete girmiyor büyük bir oranda. Dolayısıyla bizim medyayla çok irtibatımız yok. Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte yapılan harf Devrimiyle 1950’lerde Latin alfabesini okuyup yazmayı bilenlerin oranı yüzde 50’yi geçmedi. Bazı araştırmacılara göre Osmanlı döneminde okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 10’u geçmiyordu. Okuma ile aramız o zaman da iyi değildi. Gazetenin halka erişimi de kısıtlıydı. 1950’lerde 60’larda gazete yaygınlaşmaya başladı. Okuma yazma oranları arttı. 60’larda karşımıza televizyon çıktı. Televizyon, gazeteye karşı daha avantajlı bir şekil aldı, özellikle okuma-yazma bilmeyenler açısından takip edilen bir araç oldu. 80’lerde de televizyon daha gelişti ve sonrasında yaygınlaştı. Türk halkı okumayı içselleştirmeden görsel medyaya yöneldi. Bundan dolayı biz toplum olarak okumayı ıskaladık, çok zayıf kaldık.

Bir de asparagas haber türü çıktı. Olmayan bir şeyi insanlara inandırma çabası bu tür haberler de okuyucuyu olumsuz etkiledi. Daha çok televizyona yöneltti. Medya takibi çok sınırlı. Okuyucunun bir şeylere inanması, gazete yoluyla, televizyon yoluyla çok mümkün olmuyor. Bunun örnekleri de var. Örneğin, Yeni Türkiye Hareketi vardı. Geçmişte medya bu hareketin çok büyük destek alacağını yazdı. Seçimlerde barajı bile geçemediler. Çok büyük bir skandaldı medya açısından. Şimdilerde de bunun tersi yaşanıyor. AK Parti’yi desteklediğini düşünen gazetelerin, gazetecilerin, televizyonların yaptığı ölçüsüz, dikkatsiz yayınlar ve yazımlar, yapılan yorumlar belki art niyetli yayıncılık anlayışı ki ben yaptıklarını hata olarak görmüyorum çünkü bir grup bunu bilinçli bir şekilde yapıyor. AK Parti’ye daha çok zarar verdiklerine inanıyorum. İnandırıcılık bakımından sıkıntı var.

Kraldan çok kralcı olunuyor

Medyada birçok şey inanılarak yapılmıyor. ‘Mış’ gibi yapılıyor. Kraldan çok kralcı olunuyor. Söylediklerine, yazdıklarına kendilerinin inandığını düşünmüyorum. AK Partililer bile haberi muhalif medyadan takip etmeye başladı. Yapılan haberlerin doğruluğu, gerçekliği tartışılmaya başlandı. Böyle bir sonuç var.

Medya 2002’de de çok kötü bir ders almıştı. Şimdi de öyle bir durum var. Kitabıma ismini veren ‘Trump Çağı’ dediğimiz ilkesizlik, vurdumduymazlık, boş vermişlik var. Bunu dert etmiyorlar. Sıkıntıyı görmüyorlar. Umutsuzluğum biraz bunlardan dolayı. Ne olacağını çok fazla kestiremiyorum. Geleneksel medya çok zayıfladı. Sosyal medya çok güçlendi, güçlenmeye devam ediyor. Bundan sonra bu tür haberleri yapanlar ayakta kalır mı, ne kadar ayakta kalır? Bu durum daha ne kadar sürdürebilirler bilmiyorum. Türkiye’deki medyayı ekonomik açıdan düşünürsek hiçbir gazetenin çıkmaması, çıkarılamıyor olması lazım. 5-10 bin tirajlı bir gazete yürümez. Bu ekonomik açıdan mümkün değil ama 10 kadar gazete rahatlıkla çıkmaya devam ediyor. İktidara muhalif olanlar da var, iktidarı destekleyenler de var. Tirajlara rağmen gazetelerin nasıl çıktığı, bu durumun devam edip etmeyeceği belli değil ama ben çok uzun sürmeyeceğini düşünüyorum.

80’li yıllarda Türkiye’de gazetecilik amatör bir ruhla yapılıyordu

80’li yıllarda Türkiye’de gazetecilik amatör bir ruhla yapılıyordu. Çok büyük paralar kazanılmıyordu ama insanlar gazeteye, gazetecilere, habere daha fazla değer veriyordu. Açıkçası ben iyimser değilim. Kitabımın ismi ‘Kolonyal Dönemden Trump Çağına Amerika’da Gazetecilik.’ Bunu bilinçli olarak kullandım. Sadece Trump’ın basınla ilişkilerine değinmek niyetiyle bu ismi vermedim kitabıma. Bugün dünyaya yön veren, dünyanın geldiği noktayı niteleyen bir kavram olarak görüyorum Trump Çağı ifadesini.

Dünyanın gördüğü en çılgın adam, Amerika’ya başkan oldu. Hiç öngörülemeyen davranışları, konuşmaları var. Tuhaf karşılanan icraatları var. Böyle bir ortamda kurumlar, yöneticiler, gazeteciler gerçek düşüncelerini yansıtmıyor. Türkiye’deki sorunlardan biri de bu. Dünyada da bu sorun var. ‘Ne gerekiyorsa onu yaparım, konjonktür nasılsa ona göre hareket ederim’ mantığı ile hareket ediyorlar. Haber yazanlar ona göre haber yazıyor, yorum yapanlar ona göre yorum yapıyor ve büyük bir çoğunluk kendi gerçek düşüncelerini dile getirmiyor. Bunu gazetelerde, televizyonlarda çok net bir şekilde görebiliyoruz.

Muhalif gazeteciler olmuyor diye söylemiyorum. Siyasi bir fikri destekliyor ya da desteklemiyor olabilirler ancak eli klavyeye gidince bambaşka şeyler yazıyor. Bu artık çok normalleşti. Ahlaklı insanlar için sorunlu bir durum olmalı, böyle kabul edilmeli en azından.

Trump Çağı dediğiniz şeyin Türkiye’deki karşılığı bu

‘Ben çaresizim, bu şekilde davranmaya mecburum’ diyerek kendilerini haklı gösterebilirler. Ama iş o noktada değil ne yazık ki. ‘Ben bu gazetedeyim, televizyondayım dolayısıyla burada benim düşüncemin önemi yok. Yaşanan sorunları, yapılan yolsuzluğu, hukuksuzluğu, haksızlığı görmeyebilirim, görmemem gerekiyor’ diye düşünüyor. Çaresizse bir noktada anlaşılabilir ancak o noktaya gelmeden de insanlar bunu kabullenmiş gibiler. Dolayısıyla kimse bu düzenin değişmesini istemiyor. Trump Çağı dediğiniz şeyin Türkiye’deki karşılığı bu bence. İlkesel olarak çağımız insanının sorunu var birçok ilkede buluşamıyoruz.”

Doç. Dr. Hakan Temiztürk, Amerika’da gazeteciliği, ABD basın tarihini, ABD medyasını mercek altına alan çalışmasında ulaşılan sonuçları ise şöyle özetliyor:

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, kitapta ele alınan her bir konu başlığı, başlı başına bir çalışma konusu olacak çapta; hem konunun kendisi genişçe ele alınmayı gerektiriyor hem de konu başlığının ABD bağlamında ele alınması onun kapsamını iyice genişletiyor. Gazeteciliği, basını, medyayı anlamak, bu alanların tüm dünyayı etkileme gücüne ve potansiyeline sahip olan ABD bağlamında incelemek, araştırmak ve anlaşılır sonuçlara ulaşmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunuyor. Bu belirlemelerin ardından çalışma kapsamında ulaşılan sonuçları maddeler halinde sıralayalım:

– Amerika’da gazetecilik Avrupa’dan çok sonra -yaklaşık 90 yıl sonra- ve henüz ortada ABD yokken başladı. İlk gazete 1690 yılında İngiliz kolonilerinden birinde (Boston) çıktı.

– Geç başlamasına ve başlarda ciddi sorunlar (hükümet baskısı, altyapı vs) yaşamasına rağmen Amerikan gazeteciliği Avrupa’ya nazaran daha çabuk ve daha çok büyüdü.

ABD basını habercilik bakımından 19. Yüzyılın sonlarında sorgulayan/soruşturan yayın politikaları ve buna paralel olarak ortaya çıkan araştırma/muckraking haberleriyle gücünü ve etkisini gösterdi.

– Gazeteciliğin olumsuz yönlerinden birini işaret eden “yellow journalism/sarı gazetecilik” kavramı da ABD’de ve aşağı yukarı araştırmacı gazetecilikle aynı dönemde ortaya çıktı. İlginçtir; bu kavramın ortaya çıkmasına öncülük eden de adına ödüller tahsis edilmiş olan ünlü gazeteci Pulitzer (ve onun rakibi Hearst) olmuştur.

– ABD basını/medyası çok güçlü bir geleneğe ve köklü bir geçmişe sahiptir: Bu, ilk dönemde çıkan gazetelerin bir kısmının hâlâ çıkıyor olmasıyla (200-250 yıllık gazeteler bulunuyor) oluşmuş bir gelenektir.

– ABD’deki medya düzeni diğer ülkelerden oldukça farklı: Bir kaç büyük gazete (NYT, WSJ, Washington Post, USA Today gibi) dışında gazeteler eyalet içinde veya komşu eyaletlerde dağıtılıyor; binden fazla gazetenin çoğu ülke geneline ulaşmıyor.

– Başta NYT ve WSJ olmak üzere bazı gazete ve dergiler (Time, Newsweek, Bloomberg, Forbes gibi) etkileri ve tirajları bakımından sadece ABD’nin değil dünyanın en önemli yayınları olarak kabul ediliyor.

– ABD basınının önemli ve büyük markalarının neredeyse tamamının Avrupa, Asya, Avustralya-Yeni Zelanda baskıları bulunuyor; dergiler bir bölümü ABD kaynaklı içerikle bir bölümü ise yerel içerikle oluşturularak basılıyor.

– ABD’de güçlü ve etkili gazetelerin yanı sıra çok büyük bir dergi sektörü/pazarı bulunuyor. Dergiler içerik, tiraj, yaygınlık bakımından gazetelerden daha geniş bir pazara sahip: Yüzlerce dergi onlarca farklı alanda yayın yapıyor; genç, kadın, erkek, mizah, eğlence, spor, sanat, hobi, otomobil, gezi, tarih, coğrafya, psikoloji, sağlık, anne, bebek, teen, magazin, müzik, cinsellik vs. Dergilerin tirajları oldukça yüksek; ‘ilk 100 listesi’nin toplam tirajı 200 milyonu aşıyor. Son dönemde gerileme olmakla birlikte dergi tirajları dünya ortalamalarına göre hâlâ yüksek.

– En önemli ve etkili iki haber dergisi Time ve Newsweek. Bunların ardından U.S. News & World Report, Atlantic, New Yorker geliyor.

– Gazete tirajları tüm dünyada olduğu gibi, ABD’de internetin etkisiyle geriliyor (2000 yılında 55,8 milyon olan toplam gazete tirajı 2015’te 50 milyonun altına gerilemiştir).

– Bazı dergilerin ilginç ama istikrarlı yayın çizgileri bulunuyor: New Yorker kapağında hep çizgilere yer veriyor; bazıları (Cosmopolitan, Maxim, Penthouse, Playboy) kapağında sürekli çıplak kadın kullanıyor; mizah dergisi Mad çizgi çocuk kahramanını kapakta ve içeride kullanıyor; Time, Forbes, Fortune gibi haber ve ekonomi/para dergilerinin kapağını dolduran bir kişi (‘en zengin’lerden biri, ‘yılın kişisi’ veya haberin aktörünün) fotoğrafı göze çarpıyor. Bu durumun kayda değer tarafı kapakların onyıllardır hep aynı şekilde tasarlanıyor olmasıdır.

– Amerikan gazeteciliğinin/medyasının en önemli özelliklerinden biri de ‘eğlendirici’ olmasıdır. ‘Eğlence’li haberler/yayınlar başlığı altına konulabilecek çok sayıda gazete, dergi, program/yayın bulunuyor. Amerikan toplumunun şova meraklı, eğlenceye düşkün olması, başta Hollywood olmak üzere ABD’deki eğlence sektörünün bu durumu ‘kullanması’na zemin hazırlamıştır. “Kültür endüstrisi” kavramı tam da böyle bir ortamı tasvir eder; kültür endüstrisine ve buna bağlı olarak sinema/film teknolojisine yön verenlerin kitleleri bağımlı hale getirdiği ortadadır.

Hollywood sinemasının ideolojisi alışveriş ve ticaret olmuştur artık. Kültür endüstrisinin baş aktörleri müşteriler tarafından yönlendirildiklerini ve onların isteklerini yerine getirdiklerini savunur ve insanları buna inandırmaya çalışır durumdadır. Başta ABD olmak üzere birçok ülkede/piyasada bestseller vurgusu yapılmakta ve bestseller olmayan senaryoların kuşkuyla karşılanması söz konusudur; aynı şekilde bestseller olmayan kitapların, filmlerin, albümlerin büyük risk taşıdığı da kabul edilir. ABD basın/medya sektörü adeta ‘en’ler üzerine kurulmuş gibidir!

– ABD’de spor yayıncılığı da oldukça gelişkin ve yaygındır. Amerikan toplumunun eğlence, şov ve zevk merakına paralel olarak sporun daha çok seyirci çekecek, daha çok, en çok izlenecek hale getirilmiş olması, bunun özellikle televizyonlar yoluyla yayılması hem sporun hem de spor yayınlarının takibini artırmıştır. Ulusal yayın ağlarının yerel yayınları aracılığıyla NBA, NFL, NHL gibi etkinlikler adeta gün/hafta boyu yayınlanmaktadır.

– New York, ABD’nin (ve dünyanın da) en önemli medya merkezidir. Büyük haber ajansı Associated Press’in New York’ta kurulu olmasından hareketle, dünyada dolaşımda bulunan haberlerin üçte ikisinin New York çıkışlı olduğu söylenir; bu büyük oranda doğru bir tahmindir. AP’ye ek olarak gazeteler, dergiler, televizyon ağları, radyolar ve internet kuruluşları ile büyük medya grupları da New York merkezlidir. Bloomberg LP, News Corp, Warner Communications, Thomson Reuters, NBCUniversal, New York Times Company, CBS Corporation, American Broadcasting Company, Fox Corporation, Hearst Communications New York merkezli dev medya gruplarından birkaçı…

ABD’de alternatif basın da oldukça güçlü ve etkilidir. Farklı alanlarda (İnsan hakları, feminizm, çevre, ırk/azınlık gibi) faaliyet gösteren alternatif basın organları kadın hakları başta olmak üzere birçok alanda mücadelelerini sonuca ulaştırmıştır.

– Hıristiyanlara ve Yahudilere yönelik yayın yapan gazete ve dergiler, hem sayı hem etki bakımından basın sektörünün önemli unsurlarıdır. Hıristiyan inancını ve değerlerini yaymak için kurulan Christian Science Monitor, bugün de ABD’nin saygın gazetelerinden biri olarak yayınını sürdürüyor. Jewish Press, Forward gibi Yahudi/Yidiş gazeteler de başta New York olmak üzere ülke içinde ve dışındaki Yahudiler arasında iletişimi sağlıyor.

– Basın özgürlüğü bakımından ABD’nin görece özgür olduğu kabul edilir. Bunula birlikte kitabın etik, sansür, embeded gibi başlıkları altında aktarılan bilgiler, olaylar, gelişmeler incelendiğinde görülecektir ki basının özgürlüğü birçok durumda kısıtlanmıştır. Washington Post ve New York Times, Watergate skandalının ortaya çıkarılmasını sağlamış, ısrarlı takip ve yayınlarıyla skandalın üstünün örtülmesine engel olmuştur.

Habercilik süreci, Başkan Nixon’ı istifaya götürecek kadar etkili bir sonuç doğurmuştur. Benzer şekilde Pentagon belgelerinin yayımlanmasında da ABD basını başarılı bir habercilik örneği sergilemiş ve Amerikan ordusunun Vietnam’da başarısız olduğunu yazarak bu savaşa yönelik toplumsal desteğin azalmasına sebep olmuştur. Bu büyük habercilik başarılarına karşılık ABD basınının bazı olayları haberleştirmekten kaçındığı, Beyaz Saray’ın, Pentagon’un ve diğer yönetim unsurlarının etkisi altına girdiği, yönetimin telkinlerine, uyarılarına, baskılarına karşı direnmediği (hatta gönüllü olduğu) durumlar da yaşanmıştır.

Domuzlar Körfezi çıkarması ile ilgili haber süreci buna örnektir: Washington Post’un ulusal güvenlik muhabiri Chalmers Roberts, Küba’daki Castro yönetimine yönelik Domuzlar Körfezi çıkarmasının planlandığını öğrendiğinde, yazı işleri sorumlularına “Kennedy’nin de desteklediği Castro aleyhtarı Kübalılar adayı ele geçirmek için savaşmaya hazırlanıyor” diye durumu bildirmiş ama Kennedy’nin özel dostu ve Washington Post’un sahibi Philip Graham Küba sorunuyla ilgili olarak hükümet politikasını destekleyen yazılar yazılmasını istediği için gazete bu haberle ilgilenmemiştir.

New York Times muhabiri Tad Szulc ise CIA’nın Kübalı sürgünleri Guatemala’da bir kampta askerî eğitime tabi tuttuğunu bildiren bir haber hazırlamıştır. Başkan Kennedy, Szulc’un haberinin yayımlanacağını öğrenince gazetenin Washington büro şefi Scotty Reston’a telefon edip böyle bir yayının işleri altüst edeceğini söylemiş ve gazetenin ulusal güvenliği ilgilendiren böylesine ciddi bir konuda sorumluluklarını unutmaması gerektiğini hatırlatmıştır. Durumu öğrenen gazetenin sahibi Orvil Dryfools haberin yayımlanmasını engellemiştir (Haber gazetelerde yer almaz, ABD Küba’ya çıkarma yapar ama işler planlandığı gibi yürümez ve Amerikan güçleri Küba’da başarısız olur.

Kennedy’nin kadim dostu Washington Post’tan Katherine Graham yıllar sonra anılarında “Yayınlamamak yanlıştı, gazeteciliği bırakıp, politikacı gibi davrandım, eğer yayınlasaydık o facia yaşanmazdı çünkü herkes çıkarmayı tartışmaya başlayacaktı” diye yazar. Kennedy de bu olayla ilgili pişmanlığını yıllar sonra New York Times’tan Turner Catledge’e şu sözlerle belirtir: “Keşke bana rağmen o haberi yayımlasaydınız. Çıkarmayı durdurmak zorunda kalır, böylece o utanç verici fiyaskoyu Amerika’ya yaşatma talihsizliğinden korunmuş olurduk.”)

Bu olay gösteriyor ki, her ülkede dönem dönem bazı olaylar çeşitli gerekçelerle (ulusal güvenlik, devlet sırrı, itibar) haberleştirilemeyebiliyor. Haberler, bazen yönetimlerin etkisiyle ‘görülmüyor’, bazen de gazete(ci)ler haberleri ‘görmüyor’! Anayasaların, kanunların, basın rejiminin iyi ya da kötü, özgür ya da sınırlayıcı olması başlı başına o ülkenin özgür olduğunu göstermeye yetmiyor.

– Embeded/iliştirilmiş gazetecilik kavramı da büyük oranda ABD’nin basın literatürüne katkısıdır! Afganistan ve Irak işgallerinde Amerikan kuvvetlerinin saldırı, bombalama, öldürme, yakıp yıkma eylemlerini takip edip haber yapmak isteyen gazetecilerin çalışmaları engellenmiş ve onların neleri takip edip nasıl haber yapacaklarına müdahale edilmiştir. CNN tarafından görsel bir şölen biçiminde dünya televizyonlarına ve seyircilerine aktarılan bombardımanın sebep olduğu yıkımın yansıtılması, ABD’li yetkililerin sınırlamaları sebebiyle mümkün olmamıştır. Askerî makamlar kendilerine refakat etmeleri, kendi belirledikleri sınırlar dahilinde çalışmaları şartıyla kendilerine iliştirdikleri gazetecilere ‘haber’ yapma hakkı tanımıştır. Bu sınırlamalar ilerleyen dönemlerde başka ülkelerde/olaylarda da örnek alınmış ve kriz/çatışma/savaş ortamlarında gerçek anlamda habercilik yapılamaz olmuştur.

CEVAP VER