Fesüphanallah… Geride kalanlar Çölaşan ve Kongar’a emanet…

2

“Allah’ım bu günleri de mi görecektik” diye hayretten hayrete düştüğüm günlerden geçiyoruz…

Hani “Kimin eli kimin cebinde, bilmiyorum” denir ya, ondan da beter bir durum var.

100 bin kadar insan işinden-gücünden oldu 15 Temmuz’dan bu yana. 30 binden fazla kişi cezaevinde. Kimbilir kaç bin kişi de “Ha bugün kapım çalınır, ha yarın” endişesinde geçiriyor günlerini…

Kendisini beğenirsiniz beğenmezsiniz, bugünü iyi özetleyen bir tespiti bir süre önce Hüseyin Gülerce yaptı; sonra yaptığını o da unuttu.

Bakın ne yazmıştı:

F. Gülen 40 yıldır devlet içine sinsice yerleştirdiği neredeyse bütün elemanlarının bir gün armut gibi toplanması için adeta elinden geleni yapmış. / Mesela milli eğitim bünyesindeki öğretmenlerin hepsini, kurdurduğu sendikaya üye olmaya zorlamış. Hatta ‘dost halkası’ denilen sempatizanlar bile üye yapılmış.

Mesela kamuda tespit edilmesi adeta imkansız görünen kripto elemanlar, özel şifreli yazışma programları ile kayda geçirilmiş. / Mesela TUSKON’a üye işadamları, Başbakan Erdoğan’a ve hükümet üyelerine ‘biz sizin ininize gireceğiz’ diyen başkanlarını, ayakta alkışlamışlar. Mesela, sanki hala belirlenemeyen olursa, onlara da 1’er dolar verilerek kabak gibi teşhirleri sağlanmış…”

Kuşkusunda haklı değil mi?

Kırmızı, sarı, gri listelerle arananların hepsi yurtdışında, koruma altında… Sempatizanlar ise… ya evinde dolar bulunduğu, ya sendikasına ve işadamları derneğine üye olduğu, bankasına para yatırdığı, ya da şifreli yazışma programını yüklettiği için… görevinden oldu, bir bölümü içeride…

Tutuklular ve görevden alınanların aile fertleri ne yapacaklarını bilemiyorlar…

Durumlarını duyurma imkânından da mahrumlar…

Çölaşan ve Kongar yazıyor

Ne yapsınlar, dost bildiklerinden hayır gelmeyince, onlar da, daha önce kendileri gibilere husumet beslediğini bildikleri kişilerin kapısını çalıyorlar.

Emin Çölaşan’a şikâyetlerini aktarıyorlar… Emre Kongar’a aktarıyorlar…

Çölaşan bugün (27 Ekim, ‘Cadı kazanı’) şunu yazdı: Ne ilginçtir, mağdur olduğunu iddia edenlerden her gün mektuplar alıyorum… Çünkü medyada onların sesini dile getiren hemen hiç kimse yok.

Düşünün ki, geçmişte belki de kavga ettiğimiz o insanların ‘umudu (!)’ şimdi ben olmuş durumdayım!”

Yazanlar “Sizi yanlış tanımışız, hakkınızı helal edin!” demeyi ihmal etmiyorlarmış…

Emre Kongar da, yine bugün, ‘Tanımadığım bir profesör’ başlığıyla bir başka tutuklu yakınının (oğlunun) mektubunu taşıdı: İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi olan babam, Prof. Dr. Vedat Demir üç aydır ‘FETÖ’ soruşturması kapsamında Silivri Cezaevi’nde tutuklu. / Basın Konseyi eski genel sekreteri ve bir iletişim profesörü olarak Türkiye’de basın özgürlüğünü her fırsatta savundu. Gülen Cemaati ile hiçbir bağlantısı ve ilişkisi yoktur.”

Taşgetiren de yazıyordu, ama Gülen onu küstürdü

Aslında hiç yazılmıyor değildi; sözgelimi Star’da Ahmet Taşgetiren’in, gözaltı, tutuklama ve işten el çektirmeler ile ilgili bayağı ses de getiren yazıları çıkıyordu.

Onu Pensilvanya susturdu.

Zaman gazetesi yazarı ve tutuklanmadan önce “Ben bunların bu yüzünü tanıyamamışım, hakkımı helâl etmiyorum” açıklamasında bulunan Ali Bulaç dört aydır cezaevinde.

Fethullah Gülen, birkaç gün önce, Pocomos’taki karargâhında yaptığı konuşmada, Bulaç’ı öveceğim derken Ahmet Taşgetiren’i üzecek ağır sözler sarf ediverdi.

Doğal olarak o da üzülmüş; üzüntüsünü Gülen’inkilerden aşağı kalmayan ağır birkaç yazıya döktü o da…

Eh, bir daha koruyup kollayacak yazılar yazar mı bu buruklukla Ahmet Taşgetiren?

Şüpheliyim…

Oysa onun o yazıları Star’da yazması önemliydi.

30 yılı aşkın bir süre Gülen’in yanında bulunmuş, 17/25 Aralık’tan (2013) sonra bile savunan yazılar yazmış Gülerce “Yoksa bile bile lâdes mi?” diye soruyordu başta alıntıladığım yazısında.

Geride kalanları Çölaşan ve Kongar’ın himmetine bırakmak o kuşkuyu doğruluyor gibi…

§§§§

 

2 YORUMLAR

  1. Fehmi KORU’nun kendi günlüğünde ve kendi imzası ile yazdığı yazıların başlığını “Taha KIVANÇ Yazıyor” diye koyması üzerine bu duruma itiraz etmiş ve Taha KIVANÇ kendi köşesi olması gereken önemli li bir yazardır mealinde yorum da bulunmuştum.
    Yanlıştan dönüldüğünü görmek güzel, Gün aşırı yazılarınızı bekliyoruz

  2. Taha bey kaldığınız duruma göre sizi savunmanızı isteyeceğiniz tercihler değişebilir. Hiç sanmıyorum İbrahim karagülün hakkınızda ‘ niye Fehmi bey hiç bir gazetede yazamıyor’ başlıklı bir yazı kaleme almasını isteyeceğinizi ve ya sindire bileceğinizi, durum budur. Taşgetiren’in yaptığı nahak duruştan sonra. e ama bu kadarı da fazla tabirli yazılar yazmasın ondan gelecek vicdanda olmasın.

CEVAP VER