Bir Uluslararası Öğrenci Gözünden ABD Başkanlık Seçimleri

5
1990 yılında İzmir'de doğdu. Lisans ve yüksek lisansını ekonomi alanında Sabancı Üniversitesi'nde tamamladı. Şu anda UPenn'de doktora çalışmasına devam etmektedir.

Bugün Kasım ayının ilk pazartesi gününden sonraki salı günü, yani Amerika’da seçim günü. Amerikan halkının bir kısmı (yaklaşık yüzde 60’ı) bugün sandık başına gidip oy kullanacak. Diğer kısmı ise hakkı olduğu halde bu hakkını kullanmayacak.

Amerika’da yaşayan bir yabancıysanız bu seçimde kimin kazanmasını istediğiniz büyük ihtimalle bellidir. Eğer adaylardan biri göçmenleri katil, tecavüzcü olarak tanımlıyor, onları kapı dışarı edeceğini iddia ediyorsa, bütün Müslümanları terörist ilan edip hiç bir Müslüman’ı ülkeye almayacağını söylüyorsa, eliniz mahkum diğer adayın kazanmasını istiyorsunuz, her ne kadar onun hakkında da çok olumlu görüşleriniz olmasa da. Bunu öncelikle belirtmekte fayda var, yazdıklarım biraz taraflı olabilir, bunun nedeni de bir tarafı daha çok sevmekten ziyade diğer tarafı hiç sevmemek.

Geçen yıl Amerika’ya doktora eğitimim için geldiğimde Başkanlık seçimlerini de yakından izleyeceğim için şanslı hissetmiştim kendimi. İleri demokrasi olarak görülen, bazen rol modeli olarak gösterilen bir sistemin çalışmasını yakından görecektim. Amerikalıların tabiriyle “özgür dünyanın liderinin” seçim aşamasına tanık olacaktım. Ama bir tarihe tanıklık edeceğimi çok düşünmemiştim. Bu da öylesine bir seçim, kimse hatırlamayacak diye düşünürken Amerikan tarhinin en çirkef, en küçük düşürücü ve en komik seçimine şahit oldum. Clinton vs. Trump, herhalde tarih kitaplarında önemli bir yere sahip olacaktır.

Seçimlerde dikkat edilmesi gereken noktalar sanıyorum adayların yürüttüğü kampanya, stratejileri, konuşmaları, bir diğer nokta medyanın tavrı ve üçüncü nokta da halkın tepkisi. Burada bunları biraz incelemeye çalışacağım.

Amerikan seçim sisteminin Türkiye’de belki de en güzel görünen yüzü adayların yaptığı münazaradır. Başkan adayları bir kaç kere aynı sahnede karşı karşıya gelip sunucunun sorularını cevaplıyorlar. İnternet sayesinde bazı münazaralarda sorular halktan da gelebiliyor. Başkan adayları arasında yapılan ikinci münazara ise tamamiyle halkın sorularına ayrılmış durumda. “İleri demokrasi” denilince bu münazaralarda daha çok fikri ve ideolojik boyutta tartışmalar bekliyorsunuz. Tarafların kendi fikirlerini açıklamalarını, ülkeyi yönetecekleri dört yıl için bir yol haritası çizmelerini, neden kendi planlarının rakip adayın planından daha iyi olduğunu, karşı tarafın eksikliklerinden bahsetmelerini bekliyorsunuz. Bu tartışmalar sayesinde seçmenlerin kararlarını daha iyi vereceğini, bilinçli bir şekilde oy kullanacaklarını düşünüyorsunuz.

Halbuki veriler bunu desteklemiyor. Münazara önceki anketler ile ikinci münazara sonrası yapılan anketler arasında büyük bir fark yok, yani münazara performansı çok önemli bir etken değil gibi gözüküyor. Etkisi olmasa bile teoride böyle bir ortamın oluşması demokrasi için güzel bir gösterge. Daha önceki seçimlerdeki münazaralar hakkında fikrim yok, o yüzden bu iş hep böyle miydi bilmiyorum. Ama Clinton ve Trump arasındaki münazaralara baktığımda ortada pek fazla fikri tartışma görünmüyor. Genelde konuşmalar karşı tarafın ne kadar kötü bir insan olduğu, ülkeyi yönetmeye ehil olmadığı, böyle bir insana önemli şeylerin emanet edilmemesi gerektiği yönünde. Yani tartışma seviyesi pek yüksek değil. Arada bir iki fikir duyabiliyorsunuz, ama onlar da altı çok doldurulmadan söylenen laflar. Hele ki Trump, bütün konuşması boyunca toplasanız üç farklı noktaya değinmiştir. Tartışma kendini öne çıkarmaktan çok karşı tarafı kötüleme üzerine kuruluydu. Hatta Trump Clinton’ı hapse atmakla tehdit bile etti. Bazı yorumcular bunun Amerikan tarihinin en kara ve çirkin münazarası olarak lanse ediyor. Çevremde konuştuğum insanlar da zaten tartışmanın komedi olduğunu, demokrasi için bir kara leke olduğunu belirtiyorlar. Benim çevremdeki insanlar da bu durumdan rahatsızlar. Anlaşılan bu tarz bu döneme ait bir şey.

Bu dönemde beni diğer şaşırtan nokta ise medyanın tutumu. Medyanın bağımsızlığı nutkunun atıldığı bir ülke Türkiye. Teoride her medya kuruluşunun partilere eşit şans verilmesi gerektiği düşünülüyor. Amerika’da ise basın taraflı ama açık bir şekilde taraflı. Wikipedia’da hangi yayın kuruluşunun hangi adayı desteklediğini bulabilirsiniz. Yani gazeteler açık bir şekilde hangi adayı desteklediklerini belirtiyorlar. Bu sayede yayınlarındaki taraflılığı görebilmeniz mümkün oluyor. Hatta Huffington Post Trump ile ilgili her makalesinin sonuna editörün notunu düşüyor, Trump’ın yalancı, yabancı düşmanı, ırkçı olduğunu söyleyen. Seçim zamanı dışında da, eğer Google’a sorarsanız hangi gazete ne tarafı tutuyor diye, cevabını bulabilirsiniz. Zaten gazetelerin kendisi de bu taraflılıklarını pek inkar etmiyor. Zaman zaman gazetenin editörü bir yazı yazarak gazetenin sosyal konulardaki, kürtaj veya eşcinsel evlilikler gibi, tarafını belli ediyor. Türkiye’de Amerikan gazetelerinin tarafsız olmadığı iddia ediliyor , ama zaten bu gizli bir şey değil. Aşağı yukarı hangi gazetenin ne tarafa eğimli olduğu biliniyor. Ama her ne kadar taraflı olsalar da kendi destekledikleri adayın yanlışlarını da belirtmekten geri durmuyorlar. Seçmenleri etkilemeye çalıştıkları, tuttukları adayı daha ön plana çıkardıkları aşikar, ama bunu açık yapmaları bence önemli. Nitekim Türkiye’de her ne kadar gazeteler tarafsız olduklarını iddia etseler de hangi gazetenin hangi partiyi desteklediğini biliyoruz. En azından burada her iki tarafın da destekleyen büyük yayın kuruluşları var. Gerçeği arıyorsanız farklı kaynaklara bakarak gerçeğe ulaşabileceğiniz bir ortam.

Burada bir sorun var: bu bilgilere ulaşım yolu olan internet siteleri, Google ve Facebook gibi, taraflılık yapıyorsa ne olacak? Yakın zamanda bu kuruluşların taraflı yayın yaptığı iddia edildi, her ne kadar kendileri bunu yalanlasa da. Google ilk sayfaya Clinton hakkındaki kötü haberleri çıkarmazken, Facebook ise haber hattında Clinton’a daha fazla yer verdiği söyleniyor. Buradaki sorun bu kuruluşların tarafsız olduklarını iddia etmeleri ve insanların bilgiye ulaşımını engellemeleri. New York Times başka gazetenin haber yapmasını ve onu yayınlamasını engellemiyor belki ama Google arama sonuçlarını değiştirerek yayınlanmış habere ulaşımı engelleyebiliyor. Bu teknolojiler yeni olduğu için henüz bunun temeli atılamadı, ama sanıyorum ilerki seçimlerde daha önemli tartışma konusu olacaklar.

Bu seçim komik bir seçim. Çünkü Trump gibi bir kişinin karşısında herhangi bir kişinin kolayca kazanması lazım. Ama Trump 10’dan fazla Cumhuriyetçi adayın arasından sıyrıldı, ki aralarında babası ve kardeşi daha önce Başkanlık yapmış Jeb Bush da vardı. Clinton’a karşı da başa baş gidiyor. Seçimden önceki son durum Clinton’ı 4 puan önde gösteriyordu, erimesi kolay bir fark. Clinton gibi tecrübeli bir kişinin Trump’ın ortaya dökülmiş rezillikleri karşısında neden başarılı olamıyor? Cevap basit: çünkü halk kendisini de bu işe ehil görmüyor. Özellikle mailleri için özel server kullanması, Orta Doğu’daki sorunlarla düzgün şekilde başa çıkamaması, onu zayıf duruma düşürüyor. Dolayısı ile seçmenlere söylenen iyi düşündüklerine oy vermeleri değil, daha kötüsü başımıza gelmesin diyerek oy vermeye davet etmeleri. Benim Türk siyasetinde en sorunlu bulduğum noktaydı, alternatifsizlik argümanı ile bir partiye oy vermek ve de bir parti iktidara gelmesin diye rakiplerine oy vermek. Bunları gördük, birbiriyle hiç bir araya gelmeyen insanların iktidar karşısında birleştiklerini, amaç kendilerini iktidar yapmak değil, iktidarı yerinden etmekti. Amerika da aynısını yaşıyor, amaç Clinton’ı başkan yapmak değil, amaç Trump’ı başkan yaptırtmamak. Amerikan halkı daha az sevmediği kişiyi seçecek. Bugünkü gazetenin manşeti de bu durumu özetliyor.

Bir başka beni şoke eden olay ise seçime günler kala FBI’ın tavrı. Clinton mailleri için özel server kullanmasından aklandıktan epey sonra, elinde yeni bir kanıtın olduğunu belirten bir mektupla son kararlarını tam olarak vermediklerini belirtti FBI Başkanı. Yazdığı mektupta ise hiç bir belirti yok, bilinen sadece Clinton’ın eski asistanının kocasının bilgisayarında maillerin olduğu. Maillerin içeriği nedir, Clinton ile bağıntısı nedir bunlarla ilgili hiç bir şey berlitmeyen muğlak bir mektup. Bazı kesimden seçimi etkilediği için tepki çekti FBI Başkanı, zaten her zaman Cumhuriyetçi bir kimliğe sahip olduğu iddia edildi. Bir başka kesim ise gerçekleri söylediği için takdir etti. Sonuçta Clinton bu olaydan yara aldı, çünkü Trump’ın en güçlü silahıydı bu mailler, Clinton’ı hapise atmakla bile tehdit etti. Seçimden bir kaç gün önce de maillerin içeriğinde bir sakınca olmadığı, Clinton’ın suçsuz olduğu kanatini pekiştirdi FBI. Akıllarda “peki ama neden tam emin olmadan bu işe girişti” sorusunu bırakarak.
Bu olaydan bir kaç hafta önce de Trump’ın 10 yıl önce kadınları aşağılayıcı bir konuşması Washington Post tarafından yayınlanmıştı. Bir program öncesi sesinin kaydedildiğinin bilincinde olmayan Trump kadınlara nasıl cinsel tacizde bulunduğunu anlatıyordu. Bu kayıt hakkında özür dilerken bile geri adım atmadı, Bill Clinton’ın bundan daha kötülerini yaptığını iddia etti. Dahası yaptığının sadece bir “soyunma odası konuşması” olduğunu, ciddi olmadığını söyledi. Erkekler arasında olur böyle konuşmalar, abartmayın dedi. Bir başkan adayının bu gibi bir olay karşısında utanmadan üste çıkmasına hala şaşırıyorum açıkçası.

Seçimlerin bir diğer ilginç yanı ise yapılan reklamlar ve espriler. PAC’ler tarafından hazırlanan reklamlar genelde karşı tarafı yıpratmaya yönelik, karşı tarafın açıklarını gösteren reklamlar. Komedyenler ise acımasızca adaylarla dalga geçiyorlar. Mesela John Oliver, Trump hakkında yarım saatlik onu küçük düşürmeye çalışan bir program yaptı. South Park adlı yetişkinlere yönelik çizgi film ise Clinton ve Trump’ı aşağılayacak şekilde ilistüre ediyor. Yani pek bir acıma yok, amaç tarafları olabildiğince küçük düşürmek. İzleyince haksızlar diyemiyorsunuz, ama yine de bu kadar aşağılayıcı olmak zorundalar mı? Bizim anlayışımızda bunlar düşünce özgürlüğü değil, ama Amerikalılar hakareti de özgürlük alanına alıyorlar.

Benim tanıdığım insanlar arasında pek Amerikalı yok, benim arkadaşlarımın çoğu göçmen. Dolayısı ile onların Trump’a karşı tavırları belli. Bulunduğum şehir de Demokrat ağırlıklı, o yüzden okul dışındaki insanlar da genel de Clinton’ı destekliyor. Demokrat bir aileden geldiğini bildiğim bir arkadaşıma seçim için heyecanlı mısın diye sorduğum da “felaketi önlemek için oy vereceğim” dedi. Demokratlar bile Clinton’a değil, Trump’a karşı oy kullanıyor. Normalde Cumhuriyetçileri desteklediğini söyleyen bir başka arkadaşım ise buna rağmen bu seçimde Clinton’a oy vereceğini söyledi. İşler biraz değişmiş gibi.

Etrafımda Trump destekçisi yok, o yüzden kim neden bu adamı destekler bilmiyorum. Ben Amerikalı değilim, onlara kendi ülkeleri için neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyecek durumda değilim dolayısı ile. Ama merak ediyorum, Amerika’nın savunduğu değerler ile bu kadar ters bir adamı nasıl destekleyebildiklerini. Bir kısmının Clinton’ı ya da başka bir Demokratı daha fazla istemedikleri için oy veriyor. Sonuçta bugünkü dünyanın karmaşasından Demokratların sorumluluğu büyük, Clinton da bu hükümette yer almıştı. Ekonomi ise hala tam rayına oturmuş değil. Onlar da Demokrat olmasın da kim olursa olsun modunda olabilirler.

“Özgür dünyanın lideri” dışarıdan bakana komik, içeriden bakana ise dehşet verici bir ortamda seçildi. Adayların nasıl yalanlarla, manipülasyonlarla destek sağladıklarını gördük. “İleri demokraside” bile medyanın, bürokrasinin nasıl seçime müdahale edebileceğini anladık.

Amerika böyle de başka ülkeler iyi mi? Fransız bir arkadaş nasıl seçime günler kala Hollande’ın rakibinin rezilliğinin ortaya çıktığını ve halkın Hollande’ı seçmekten başka bir şansının kalmadığını anlattı. Koreli başka bir arkadaş ise başkanları Park’ın nasıl falcının etkisi altında kaldığını söyledi. Brezilyalı ise yolsuzlukları anlattı. Beni sorarsanız ben de darbe girişimini anlatıyorum.

 

5 YORUMLAR

  1. Bu yazı ile Fehmi KORU’nun “Clintonun seçilmesi için karsısına Trump gibi bir aday çıkardılar” tezi cokuyor. Sanki durum tam tersi olmuş Trump’İn seçilebilmesi için karşısına Clinton gibi halkın güvenmediği, ancak diğeri seçilmesin diye oy vereceği bir aday çıkartılmış.

  2. Ömer Faruk bey kardeş,
    Çok güzel bir anlatımınız ve akıcı bir üslubunuz var..
    Allah, yolunuzu her daim açık etsin..
    Her ne kadar biraz uzun olsa da, insan sıkılmıyor bu yazınızı okurken..
    Devamını dilerim/ Selamlar..

CEVAP VER