Haydi Selametle

0

Artık cana tak dedi.

Korkmuyorum!

Aşırı konforlu, sıcak ve güvenli alanımdan seğirte seğirte uzaklaşıyorum.

Tüm sevdiklerim, hepinize sesleniyorum. Benden taraf özgürsünüz. Koşun koşabildiğiniz kadar. E Haydi! Silkeleyin üstünüze yapışan ağırlığı, şöyle güzelce.

Güneş çarpsın üstüne alınızın, morunuzun. Dökülsün kuzgunî siyahınız, saçılsın gökkuşağı ortalığa.

Yerçekimsiz bir ortamda yükselsin taa göğün tacına. Değdiğiniz yer ışıldasın, altın rengi ebrulî bir sis kaplasın dünyayı.

Göz gözü görmese de hadi! Çekinme!

Uykularını kaçırıp duran o yola koyulmak için; cesaretinin yanına inancını da koy. Ahh çocuğum! Başına buyruk o duyguların da olmasa, nasıl hissedeceksin nefes alıp veren etten kemikten bir insan olduğunu.

Yollara düşmezsen nereden bileceksin yürürken çektiğin cefanın, vardığın noktada onurla yoğrulup büyük bir hazla göğsüne dolduğunu. Olur a belki yalın ayak kalacaksın, tutacak diken mantarı batacak. Acıdan deliye dönüp kıvranacaksın. Yetmeyecek, sinsice yoluna döşenen serseri mayın, ayağının birini ebediyen senden alacak bile olabilir. Vesvesenden arın, kır şeytanın bacağını. Tetik gez, ama sakın durma.

Tepende dönüp duran şahine yem olmadan, kararından caymadan yürü yürüyebildiğin kadar. Etrafını saran sıradağların haşmetinden korkmadan tabanların parça parça olana kadar devam etmen gerek. İlk yamacın sonunda karşına cılız bir ırmak çıkacak. Orayı sakın kaçırma soluklanman için bir yol otur, azıcık uzan. Dinlendin mi az ötendeki çalıların arasında gizli kaynaktan geceleri ahu gözlü ceylanlar su içer. Onları ürkütmeden tatlı mı tatlı bir yudum su doldur matarana. Dallara değmeden, cömert ağaçların yere serilen meyvelerinden topla azığına. Sakla onları güzelce koynunda. Sakla ki yürüyeceğin upuzun o baharatlı yolda aç susuz kalıp çatlamadan, ayaz yiyip felç olmadan, aksak adım da olsa usulünce yürü be ciğerparem; git gidebildiğin kadar.

Karanlık bastı mı tilki uykularına yat geceleri. Düşlerine doluşan sırtlanlar, it sürülerinin seni çekip karanlık dehlizlerde bir lokmada afiyetle yemesine izin verme. Azığın bitti aç mı kaldın, otur karnından ye. Yolundan caymak için inim inim inleyeceksin, hasta düşüp domur domur terleyeceksin diye sonsuz bir huzura açılan menevişli ümitlerinden vaz mı geçeceksin.

Olmaz böyle bir şey, yürü diyorum sana!

Derler ki; işte taa şurada doruğu karla kaplı o yüce dağların ardında hâlâ muştulanan güzellikler karşısında birbirine şevkle sarılan ay yüzlü insanlar yaşar. Evlerinin ortasında kurulu OCAKlarında alın teriyle kazanıp pişirdikleri bereketli çorbalar kaynar. Pencereleri uçsuz bucaksız vadileri örten yemyeşil çimenlere açılır. Üzerlerinde her mevsim misafir olan mis kokulu reyhanlar, endamla salınan gülhatmiler, nazlı menekşelere konup konup kalkışan, gülüş cümbüşlü kelebek kanatlı çocukları oynaşır. Rüzgar kıskanır hallerini, yamaçtan her inişte döker kucaklara en güzel melodilerini.

Haydi selametle. Başla…

 

CEVAP VER