Yeryüzüne Bir Şans Verin

4

Amerikalı aktris Susan Sarandon geçen hafta BBC’de yayımlanan Newsight adlı programda başkanlık için Trump ve Clinton arasında bir seçim yapmayacağını açıkladı. ‘Dünya’nın, bulunduğu noktaya daha az şeytanî olanı’ seçtiği için geldiğini söyleyen Sarandon, kendisini bu konudan daha fazla ilgilendiren şeyin çevre sorunları olduğunun altını çizdi.

Eylül sonu Scripps Entitüsü’nün kamuoyuna atmosferi saran kirlilikle ilgili yaptığı açıklamalar dikkatimi çekmişti. Birkaç gündür küresel ısınma hakkında araştırma yaptığımdan Sarandon’ı dinlerken aklımdan hemen ‘tevafuk’ kelimesi geçti. Tasavvuf konularıyla haşır neşir olanlar tevafuk kavramını iyi bilir. Bilmeyenler için: Evrende hiçbir şey sebepsiz yere zuhur etmez. Birbirine denk gelen her şeyin latîfâne bir biçimde, anlamlı ve hikmetle yaşandığını tanımlamak için kullanılan bir sözcük olduğunu söyledikten sonra esas konumuza dönelim. Bunu hemen bir işaret kabul ettim ve demek ki yazmam için doğru zaman şimdi dedim.

Geçtiğimiz ay Scripps Instution of Oceanography’ den yapılan açıklamaya göre 1958’den beri yıllık olarak ölçümleri yapılan atmosferi saran karbon düzeyi, en yüksek değer olan 400 ppm’i geri dönüşü olmayan bir biçimde aşmış durumda. Bilim insanlarının söylediğine göre şu an hemen tedbir alınsa bile; bu değerlerin altına düşmek on yıllar alabilir daha da fazlası, mümkün bile olamayabilir.

Sanayi devriminin yaşandığı andan itibaren gezegenimizin zaten 1.6 °C ısındığı ve gün geçtikçe de ısınmaya devam ettiği söyleniyor. Anlattıklarım size Fransızca gibi geliyorsa zamanınızı çalmadan bilgiyi hap şeklinde vermeye çalışayım. Belki o zaman gözünüzde canlandırmak daha kolay olabilir. Özetle;
Küresel ısınma sebebiyle bir yanda kuraklıklar varken, bir başka yerde seller hâttâ aynı anda kuraklık ve sellerle karşı karşıya kalacağımızın göstergesi, yaşadığımız iklim değişikleri. Affedersiniz, hani helâya giderken bile bindiğimiz aşırı agresif, 170 beygirgücünde, miniş jiplerimiz var ya onun egzozundan çıkan gazlar sebebiyle Himalayalar’da bir buzulu elli yıl içinde eritecek olmamız sezgisel bir şey değil, bir realite.


İklim değişiklikleri sebebiyle önümüzdeki 50 yılda canlı türlerinin büyük bir bölümü yaşamını yitirecek, şanslı olanlarsa mutasyona uğrayarak türünü sürdürmeye çalışacak. Sadece 6 °C bir soğumayla buzul çağını yaşayan dünyamızın, 6 °C ısındığında başına gelecekleri hayâl bile edemiyorum.

Tabiat, durmadan tüketen açgözlü insan ırkının ortaya çıkardığı yüksek karbondioksit miktarıyla baş edebilme kapasitesini her geçen gün kaybederken; sera gazı salınımını azaltmayı öngören ‘Kyoto Protokolü’ gündeme getirilmiş. ‘Uluslararası Kyoto İklim Sözleşmesi’ Birleşmiş Milletlerin 1992 yılında Japonya’da düzenlediği çevre konulu toplantıda tüm dünya tarafından kabul edilen bir sözleşme. Ancak, dünya sera gazı salınımının % 21’ini üreten ABD’nin, vizyonuyla kafa göz kıran çiçeği burnunda başkanı Trump bile; iklim değişikliği biliminin bir ‘şaka’ olduğunu ve anlaşma nedeniyle aktarılan ödeneği iptal edeceğinden söz ediyor. Parayı su ve altyapı çalışmalarına aktaracakmış. Hey man! Tutuştuk yanıyoruz diyoruz. Sayın başkan sprey sıkıp aynada saçını tarıyor. Varın gerisini siz düşünün artık.

Hükümetlerin bu konuya daha duyarlı olmasını dilemekten başka çaremiz yok anlayacağınız. ‘Eee, pekiyi doğa dostu olmak için biz n’apalım?’ diye soracak olursanız. Sizler için uzmanların verdiği tüyoları sıraladım. Buyursunlar:

KARBON AYAK İZİNİ AZALTMAK İÇİN
• Tatillere uçak yerine binek araçla gitmek, düşük güçte araç kullanmak.
• Elektrik kullanımını asgari düzeye düşürmek. A sınıfı beyaz eşya kullanımı, tasarruflu ampuller, kullanım halinde olmayan tüm elektronik aletlerin kapalı tutulması.
• Isınmak için minimum derecelere inmek, mümkünse güneş enerjisinden faydalanarak doğalgaz faturasını % 70 oranında azaltmak. Çatı, bina ve pencere yalıtımı, radyatörlerde ısı ayarlı vana kullanımı.
• Su kaynaklarının müsriflik etmeden, yeterli düzeyde tüketimi. Musluk ve duş başlıklarına su tüketimini % 75 azaltan aparat taktırmak, wc de % 60 oranında tasarruf sağlayan kademeli rezervuarlar, arabayı daha uzun aralıklarla yıkatmak, bahçe sulamada buharlaşmanın az olduğu sabah ve akşam saatlerini tercih ederek tetikli püskürtücü kullanmak da az su tüketimi için olmazsa olmaz.
• Seyahat ederken mümkün olduğunca toplu taşım araçlarını tercih etmek.
• İşe gidiş gelişlerde arabanızı arkadaşlarınızla paylaşmak.

İKİNCİL OLARAK KARBON AYAK İZİNİ AZALTMAK İÇİN
• Şişe suyu kullanımında çeşme suyuna geçilmesiyle o şişenin sizin elinize ulaşana değin ve atık hale geldiğinde doğaya bıraktığı kirlilikten de kurtulmuş oluyorsunuz.
• İthal ürünlerden çok yerel olanı tercih ederseniz nakliye yüzünden meydana gelen kirliliği en aza indirirsiniz.
• Et tüketimi yerine, daha çok sebze tüketimine geçmek.
• Eşya ve giysi tüketimini yeniden gözden geçirmek. Bu nedenle bütçenize de katkı sağlayacak bir geri dönüşüm halkası kurmak. Her mevsim dönüşlerinde gardırobunuzda kullanılmadan bekleyen veya çocuklarınızın ufalan ama temiz parçalarını toparlayıp; yakın çevrenizdekilerle kurduğunuz grupla yahut ihtiyacı olan kişilerle el değiştirmek.
• Ambalaj atıklarının azaltılması. Üretici firmalara geri dönüşümlü ambalajlar üretmeleri için baskı yapmak.
Doğadan aldıklarımızı geri vermek için daha fazla geç olmadan. Kuyuya bir taş da sen at. Attıysan selam çaktı sana: Athos, Porthos, Aramis ve Dartanyan. Ne demişti Alexandre Dumas :
HEPİMİZ BİRİMİZ, BİRİMİZ HEPİMİZ İÇİN!

4 YORUMLAR

  1. Güzel tavsiyeler. Ama bunlar amerikan halkı için önerilmiş şeyler. Örneğin sulayacak bahçemiz yok. 100 metrekarelik apartman denen yığınlarda yaşıyoruz. Çeşme suyu içme imkanımız yok. Çünkü çeşme suyu kokuyor ve sağlıklı olduğunu ölçen de yok umurunda olan da yok. O yüzden yapacak fazla birşeyimiz yok. Yanacaksak yanacağız. Nasıl olsa “geri dönülemeyecek eşiği” aşmışız. Bundan sonrası yokuş aşağı…

    • Yazıma yorum yaptığınız için çok teşekkür ederim Fatih Bey. Eleştirilerinizde yerden göğe kadar haklısınız. Farkındalığı yüksek, girişimci, iyi kalpli insanların dünyanın düzenini değiştirebileceğine inancım asla bitmeyecek. Elele verildiğinde sorumluların görevlerini yerine getirmesi de şart olur gibime geliyor. İyiler, kötülerden her zaman güçlüdür. Hürmetlerimle…

  2. Anlatımınız güzel..
    Yazılarınızın içeriğinden bu ve benzeri konularda oldukça hassas ve duyarlı olduğunuzu rahatlıkla anlayabiliyorum..
    Herşey gönlünüzce olsun. Ve, içinizdeki o “çocuk” ruhunu hep yaşatmanızı dilerim..
    Zira, “yetişkin”lerin bu güzelim dünyayı ne hale getirdiklerini hep birlikte görüyoruz..
    ………………..
    Sizin, o güzel “bakış açınız”a yerleşen dünyayı hepimizin görmesi gerekir, diye düşünüyorum.
    Buna hepimizin ihtiyacı var..
    Selamlar..

    • Teveccüh dolu güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim Sn. LMB. Aslında, hepimizin içinde derinlerde bir yerde unuttuğu, küstürdüğü bir çocuğun ölene dek var olduğuna inanıyorum. Onunla, barışıp hayattan yeniden daha fazla keyif ve neş’e almak ümidiyle.
      Saygı ve hürmetlerimle…

CEVAP VER