Başımızın Belâsı Duygular

4

Araştırmalar duygularımızı isimlendirmenin sinir sistemimiz üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu söylüyor. Çocukluktan itibaren benliğimize uygulanan telkin ve öğretilerle çoğunluğumuz duygularımızı anlamlandırabilecek zihnî bir yapıya sahip olamıyoruz. Böylelikle önemsenmeyen, acemice ifade edilip, ustaca geçiştirilen duygularımızın bir süre sonra başımıza belâ olması işten bile değil.

Aslında duyguları kaliteli bir şekilde ustaca ifade edebilmek ciddi bir iş ve bu iş için tıkır tıkır işleyen bir zihin gerekli. İfade etmek istemediğimiz veyahut edemediğimiz duygularımız birike birike hayatımızın tamamını oluşturuyor, sevgili okuyucularım.

montanarosepainter.tumblr.com

Çocukken en sevdiğim şeylerden biri, otobüse bindiğimde geçip gittiğim yollar, sokaklar veya duraklarda rastladığım insanların yüzlerindeki mimikleri, vücutlarının o an bulunduğu ruh halini çözmeye çalışmak, doğanın an be an değişen güzelliğini yudumlamaktı. Sırf eğlencelik olsun diye yaptığım şeyle; aslında bilmeden kendimi iletişimin en önemli kriterine göre eğitmişim. Çünkü uzmanlar son yıllarda sözlü olmayan davranışların kişinin içinde bulunduğu ruh halini kelimelerden daha net bir şekilde yansıttığını bas bas bağırıyorlar. Belki deneyimlemiş olabilirsiniz psikologlara başvurduğunuzda öncelikle sizi uzun uzun dinler; aralara serpiştirdikleri kısa kısa müdahalelerle sizi, size keşfettirirler.

Ataerkil bir toplum düzeni, devletin dayatmaları, aile, üzerine bir de kaymağı olsun mahalle baskısıyla kişiler benimsemedikleri hâlde saygı duymaya, yok saymaya, sineye çekmeye mecbur hâle getiriliyor. Bebeklikten itibaren kırpıla kırpıla kendine ait bir fikir, düşünce bile geliştirememeye sonuç olarak başına her gelene eyvallah demeye mecbur bırakılıyorlar. Küçükken duyguları traşlanıp, köreltilen birey (buna itiraz edip geminden kurtulamazsa) zaten muhteşem varlığını özgürce sergileyemeyerek yaşamdan minimum zevk alan, sabah kalkıp robot gibi okuluna, işine giden robot gibi dönen bir makineye dönüşüyor. Durum böyle iken tabii ki kendimizi özgün bir şekilde ortaya koyamayıp ezberci, kopyacı ve kolaycılığa kaçmış oluyoruz. Bu sözlerimle sakın kendimi bu işten ayrı tuttuğum zannedilmesin. Bendeniz de bu toplumun bir parçasıyım ve çoğunlukla ona göre davranmaktayım.

Özgürce düşünmesi yasaklanmış duyguları çalınmış artık hissedemeyen bu kitle; edebiyat, sanat, spor ve felsefi anlamda tam bir kuruyup kalma hâliyle karşı karşıya kalıyor. Bir de buna Yenidünya’da kendine yer edinmeye çalışırken deneyimlediği düş kırıklıklarını eklerseniz iş daha da çetrefil bir hâle dönüşüyor. Şahıs, varlığıyla etrafına saçabileceği ışığı ve karşılığında mutluluk içinde bir yaşama sahip olma beklentisini asgari seviyeye çekmiş oluyor. Hatta kişi kritik pozisyonlarda akıl sağlığını korumak için karşılaştığı zorluklarla arasına bir duvar örüp, duygularından tamamen soyutlanmaya başlıyor. Çünkü insan, duygularından ne kadar uzaklaşırsa yaşam o kadar katlanılır gelmeye başlıyor. Bir süre önce sosyal medyada ölüm döşeğindeki hastalarla selfie çeken hemşire örneğinde olduğu gibi.Yine haberlere konu olan bir insan müsveddesinde tezahür edildiği üzre, kız arkadaşıyla yemek yerken muhabbetini bölen başkasının veledini! (beraber olduğu kadının çocuğu) oyun odasında enikonu pataklamasıyla sonuçlanabiliyor. Çünkü kişi, o sırada öfkelendiğinin bile farkında değildir. Olsa bile yıllarca yadsınan duygularını kontrol edememektedir. Şüphesiz kişi yaşadığı hâlin ayırdına vardığında kontrolünü daha kolay elde tutabiliyor. Mumla arıyoruz artık kendini böyle, güzellikle ifade edebilenleri.

Günlük yaşamda öyle kişilerle karşılaşıyoruz ki kadın o gün kocasıyla kavga etmiş, dağılmış durumda olduğu her hâlinden belli çıkmış şöyle bir nefes alayım demiş mesela. Tabii büyük şehirlerde yeşil alan bırakmadıkları için atmış kendini hemen bir AVM’ye. Allaah o hafta bir de Fashion Week haftası olsun. Hatun kişi uykusu gelip hiç durmadan zırıldayan bebeğinin bebek arabasını ittire kaktıra ilerler. (umru değil çünkü o çok kızgın ve hırsını kredi kartından çıkarmak üzere) Ne orada çalışan cana, ne mala saygısı olmayan avam takımının talan ettiği mağazadan bizimki de üç parça seçip denemek için kabinlerin önündeki sıraya girer. Ardından denediklerini fütursuzca yere fırlatıp, bize de kayışlaşan suratını büze büze gözlerini belerte belerte o bembeyaz ceketin üzerinden Vakko eşarbını savura savura geçer, gider. (bu acayip tavra inanılmaz sinirlenip arkasından bağıra bağıra söylenmiş ve milletin aaa ne var ki bakışlarını üzerime çekmiştim. neyse konuyu dağıtmayalım) Oysa; canlarım ciğerlerim bu kadıncağız içinden taşan duygularını canını sıkan kişiye ifade etseydi yahut en azından kendi farkında olabilseydi bu resmi sergiyebilir miydi sizce. Hiç sanmam. Bu hipotezimi isterseniz ayrılmak istediği için karısını bıçaklayan vahşiye, patronuna kızıp ses etmeyip evde karısını döven mendebur eşe, sigara içemezsiniz dedi diye minibüsçüyü kum torbasına çeviren nobranın portresine monte edin. İfade edilmeyen duygular, saçma sapan bir şekilde dışarı fışkırırlar işte böyle.

Son olarak duygusal dünyasını yalıtmış her insanın, başının fena halde dertte olduğunun altını kalın kalın çizmek istiyorum arkadaşlar. İncitmekten, incinmekten korkmadan, izzet şeref meselesi yapmadan, kaş yapayım derken göz çıkarmadan, karşımızdakine artık usanç yaşatmadan konuşalım, dinleşelim, anlaşalım. Bir olalım birlik olalım (n’oldu be gene vatan millet sakaryaya bağladım. an ga ra an ga ra çık aradan) arkadaşlar diyor ve radyomun düğmesini çevirip odamı Elvis’in kadife sesiyle dolduruyorum. Love me tender…love me sweet…

resimler
www.flickr.com

4 YORUMLAR

  1. İşte bu..
    Hep s,yaset mi konuşacağız yahu..?
    Hayata, olaylara ve gelişmelere biraz da “fark”lı bir pencereden bakabilmeyi öğrenmeliyiz..
    Yazar da zaten bize bunu gösteriyor..
    Ellerine sağlık..

    Siyasetin girdabından birazcık da olsa kurtulmak isteyen yada Fehmi Koru’nun Günlüğü’ndeki ağır ve sorumluluk yüklü, taa Washinton’lara ve Trump diyarlarına kadar uzanan nefis değerlendirmelerden sizin yazılarınızı okuyan insan bir dinlenme fırsatı yakalıyor..
    Bazı sözler ve ifadeler terapi gibidir..
    Zira, iletişimde aslolan “yaklaşım”dır..
    Bir şeyi nasıl algıladığınız ve tanımladığınız çok önemli..(Buradaki hitabım size değil…Genel olarak söylüyorum)
    Konuşuyoruz, ama anlaşamıyoruz.
    Müthiş bir iletişim kopukluğu var..
    Farkındaysanız, makinalarla çok daha iyi anlaşıyoruz.. Dört bir yanımız teknolojik donanımlarla kuşatılmış vaziyette..
    Vel hasıl kelam, teknoloji karşısında tutunamadık bile.. Yenik düştük..
    Duygular, düşünceler alabildiğine köreldi..
    Kelime ve kavramların içi boşaltıldı..
    Tükettik..
    Sahip olduğumuz değerler bir bir elimizden kayıverip gitti..
    Heyhat..
    Ne kalır geriye, sevgiler tükenince..
    …………………
    Beton yığınlarının arasına sıkışan insan adeta “feryad-ı figan ediyor.
    Alabildiğine uzanan taşıt tafiği..
    Bir yanda gürültü, diğer yanda kirli görüntü..
    Ve, sanayi artıkları..
    Vahşi kapitalizm….
    Sahi, bu gidiş nereye..? bu gidişin adı ne..?
    Tanımı yok..
    Hülasa, belirsizliklere doğru yol alıyoruz..
    Bakın, Ankara’nın Kızılay’ına.. Bakın İstanbul’un İstiklal caddelerine.. Yda, Paris’teki Saint Michel Bulvarı’na.. Kalabalıklar içinde “yalnız”ları oynayan insanları görürsünüz..
    Makınalaşmaya ve teknolojiye yenik dştük..
    Tükettik.. Kolayca, hovardaca harcadık içimizdeki “biz”i.. Yda, biryerlerde unuttuk işte..
    ……………….
    Size, altta iki haber linki vereyim..
    Sizin bu anlamlı yazınızla alakalı..
    Bakın, Sn Başbakanımız neler söylemiş..

    http://www.hurriyet.com.tr/basbakan-yildirim-medeniyetimiz-imar-rantina-yenik-dusuyor-40276176

    http://odatv.com/ne-ozelliligi-var-o-binanin-1211161200.html

    İyi güzel de, adama sormazlar mı..?
    Yaklaşık, 15 yıldır iktidarda olan kim..?
    Belediyeler kimin elinde..?
    Bu söylediğin şeyin müsebbibi yani sorumlusu kim yada kimler ola ki..?
    Mücahitler, şey pardon müteahhitler olmasın bu işin bir ucunda..
    Dilim sürçtü bir anda…
    Zira, dünün mücahitleri, bir anda müteahhit oluverdiler de..!!!

    ……………….
    Ben, Kelkit doğumluyum.. Hani şu, meşhurlarımızdan Aydın Doğan’ın memleketi..Bizim aile soyumuz zaten Doğan’lara uzanıyor..
    Bir dönemler, bizim oralarda çocuk ağladığı zaman basardılar tokadı..
    “Niye ağlıyorsun, kes sesini diyerek”.. Anlayıp, dinlemeden..
    Yahu, bu çocuğun karnı mı aç..?
    Hasta mı, rahatsız mı..?
    Birşey mi istiyor..?
    …………….
    Bas tokadı.. İşin kolaycılığı yada cehaletin bizi bizi sürüklediği noktadayız..
    Rahat konuşamıyor, kendinizi bile ifade edemiyorsunuz..
    İyi güzel de, nereye kadar, a benim güzel kardeşim..?
    Sahi, nereye kadar..?
    ………….
    Otobüste, o genç kıza atılan tekmeyi unutamıyorum..
    Bu aşağılık hareket, kendi kızıma yapılmış gibi,
    Hazmedemiyorum..
    ……..
    İnternette gezinirken, gözüme çarpan bir haber..
    Okumanızı istedim..
    http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/606434/Milli_Egitim_Muduru_nun_skandal_paylasimini_Diyanet_yalanladi__CHP_istifaya_cagirdi.html#

    http://img7.mynet.com/hbr/2016/10/15/1336293524623.jpg

    https://indigodergisi.com/wp-content/uploads/2016/09/mahmut-bayram-kadin-erkek-sehvet-hadis.jpg

    Ve, alttaki linke tıklayarak bu işin vardığı, vardırıldığı sonucu görün..
    Ben, bu haberleri bugün okudum.. Sizinle paylaşıyorum..

    http://www.haberyenirota.com/egitim/burdur-da-il-milli-egitim-muduru-hakkinda-suc-duyurusunda-bulunan-ogretmen-aciga-alindi-h4151.html
    ……………………….
    Hülasa, iletişim..
    Konuşuyoruz, ama anlaşamıyoruz işte..
    Dinleyen yok ki, nasıl anlaşacağız..?
    Geldiğimiz, getirildiğimiz nokta burası işte..
    Vahim olan da, bu zaten..
    ………………
    Yazınıza dünkü yorumu da ben yazmıştım..
    Ocak Medya, Allah’ın izniyle böyle büyüyecek..
    Yazarak, çizerek, konuşarak, tartışarak, sorarak, sorgulayarak..
    Amacım, bu anlamlı yazınıza katkıda bulunmaktı..
    Ve, son yorumum size..
    Yorum olsun yada olmasın yazılarınızın okunduğunu ve dikkate alındığını bilmeniz için yazdım b yorumu..
    Yolunuz her daim açık olsun..
    ………………….

    • Sn.Lucian M.Baylan;
      Yazımda küçük bir mum yakıp, dikkat çekmek istediğim noktaları cımbızla bir bir toplayıp, adeta bir projektörle aydınlattığınız için
      nasıl mutlu oldum bilemezsiniz. Kıymetli vaktinizi ayırıp böylesi keyifle okunan, dopdolu bir paylaşım yaptığınız için çok teşekkür ederim. Sizin de dile getirdiğiniz gibi böyle böyle konuşarak, tartışarak, anlaşarak daha güzel yarınlar için milletçe, umutla dolu olacağımız nice güzel günlere kavuşacağız inşallah. Güzel bir pazar geçirmeniz dileğiyle…

  2. Hayatın ya da insan-daha çok oğlunun-kızının adaleti, hakkaniyeti, nefaseti ve asaleti yok demek ki!?
    Kendimizde görmek istediğimize bu kadar yabancılaşmazdık yoksa…

    İnsanın kendine tapınması son bulsa belki düzelecek her şey…
    Bu kadar her şeyin odağına koymasa kendisini…
    Haddini, sınırlarını bilse, kibrine gem vursa daha kolay olacak bir çok şey…

    Belki de hepimiz daha doğumumuzdan başlayarak işgal altında olduğumuzdandır her şey…
    Hayatın makul hazları günahlaştırıldığı içindir belki de çoğu şey…
    Her bakış utanmaya ve utandırmaya endekslendiği içindir belki de huzursuzluğumuz…

    Hayatta kalma stratejisi olarak korkumuz daimileştiği için olsa gerek bir çoğu…
    Nimetlere bitmez tükenmez açlığımızdandır duygusal körlüğümüz…
    Basit araçlara düşkünlüğümüzdendir hissi çelişkilerimiz…

    Ve insanın bu kadar çelişik duyguyu içinde taşırken, hayat da bu kadar karmaşıkken işi hep zordur…
    Hep de zor olmaya devam edecektir…
    Neticede varoluşsal mantıklı gerçeğimiz budur…

    Ancak bu kadar ıvır zıvıra rağmen gene de insana dair varsayımlar “romantik” olsa iyi olur…

CEVAP VER