Amerikan seçimi benim de kimyamı bozdu; yoksa ben ‘Amerikan eliti’ mi oldum?

1
1990 yılında İzmir'de doğdu. Lisans ve yüksek lisansını ekonomi alanında Sabancı Üniversitesi'nde tamamladı. Şu anda UPenn'de doktora çalışmasına devam etmektedir.

Seçimin ertesi günü Filadelfiya’ya yağmur yağdı. Banal bir hüsn-i ta’lil ile adeta Filadelfiya ağlıyordu. Okula doğru yürürken gördüğüm yüzler hep asıktı, herkes Trump’ın başkan seçilmesine üzülüyor gibiydi. İnsanlar şok içerisindeydi.

Ne yalan söyleyeyim, ben de seçim gecesi başka türlü bir sonuç bekliyordum. Bütün kampanyasını yalanlarla, nefret söylemleriyle yürüten birisindense Amerikan halkının diğer adayı tercih edeceğini düşünüyordum. Ama salıyı çarşambaya bağlayan gece her şeyin rengi değişti. O gece Trump’ın kazanacağını anladığımda Amerikan halkının tercihine anlam veremedim. “Bidon kafalılar” diye bağırdım. Neyse ki Podesta ekranlara çıkıp “herkes evine gidip uyusun” dedi de, ben de yatağıma gidip uyuyabildim.

O geceden gurur duyduğum tek şey Filadelfiya halkıydı.

Filadelfiya Pensilvanya eyaletinin en büyük şehri. Her ne kadar Türk medyası

Pensilvanya'da Seçim Sonuçları
Pensilvanya’da Seçim Sonuçları

Pensilvanya’dan kasaba gibi bahsetse de, 12 milyon nüfusu ile Amerika’nın en büyük altıncı eyaleti. Seçimin de kilit eyaletlerinden birisiydi Pensilvanya. Son seçimlerde Demokratların kazandığı eyaleti bu sefer Cumhuriyetçiler kazandı. Sağdaki resimde de görebildiğiniz gibi eyalet kıpkırmızı. Buna karşın sağ en alttaki şehir masmavi, adeta diğer yerlere karşı baş kaldırmış. İşte orası benim de yaşadığım şehir Filadelfiya, Hillary Clinton’a % 82 oy çıkan yer. Adeta Demokratların son kalesi. Herhangi birisini kessen kanı mavi akacak, o derece. Pensilvanya’daki yarış başbaşa geçti ise, bunun nedeni ABD’nin en kalabalık 5. şehri olan Filadelfiya’nın Demokrat olmasıdır.

Trump’ın burada kazanamayışıyla ben de gurur duydum.

Neyseki sabah kalktığımda Türklüğüm kendine geldi, olayları daha iyi analiz etmeye başladım.

Seçim ile birlikte millet iradesini ortaya koymuş ve Trump kazanmıştı. Bundan sonra Trump’ı bir komedyen değil “özgür dünyanın lideri” olarak görmem gerekiyordu. Onu kabullenmeliydim. Filadelfiya bir baloncuktu ve bu yüzden gerçek Amerikan halkını tanıyamamıştım. Gerçek Amerika bu değildi, adeta kandırılmıştım.

Okula vardığımda insanların yüz ifadeleri sokakta gördüklerimden farklı değildi, hepsi şaşkınlık içerisinde Trump’ın nasıl kazandığını anlamaya çalışıyordu. Çoğu Amerika’da göçmen olarak bulunan arkadaşlarım tedirgindi.  Buraya doktora eğitimi almaya gelmiş olan insanlar bile “acaba bize bir şey olur mu” diye soruyorlardı. Eskiden Trump’ın başkan olması durumunda ne olur diye konuşulduğunda ben hemen “siz yine iyisiniz, siz sadece göçmensiniz, ben ise Müslüman bir göçmenim” der onların gönlünü rahatlatırdım. Şimdi öyle yapmadım, nedense sustum, sanki içten içe “hepiniz göreceksiniz” demek istiyordum.

Penn'de Trump Karşıtı Yürüyüş
Penn’de Trump Karşıtı Yürüyüş

Akşam ofisimde tavana bakarak bir fonksiyonun monotonluğunu nasıl ispatlayabileceğimi düşünürken dışarıdan sesler duydum, kalabalık bir grup bağırıyordu. Hemen dışarı koştum, yüzlerce kişi adeta sel olmuş akıyordu. Kampüste hiç bu kadar kalabalık bir grup görmemiştim. “Benim başkanım değil” sloganları eşliğinde fakülte binasının önünden geçip gittiler. Yağmur altında çoğunun elinde şemsiye, bir kısmının elinde pankart bağırarak yürüyorlardı. Sonradan öğrendim ki yürüyüş günün erken saatlerinde Facebook üzerinden organize edilmiş. Tabii ki benim buna olan tepkimi tahmin etmişsinizdir, hemen “çapulcular” dedim. ABD seçimden sonra Facebook ve Twitter’a yasak getirmemenin cezasını çekiyordu.

Eve gelip televizyonu açtığımda ise protestoların sadece bizim kampüste değil, çeşitli şehirlerde olduğunu gördüm: New York, Şikago, Boston, Los Angeles… İnsanlar sokaklara dökülmüş yeni seçilen başkanı protesto ediyorlardı. Adeta aynı yerden organize olmuşlar gibi hepsi de aynı şekilde bağrıyordu: “benim başkanım değil.”

Kimin başkanı bu adam, birisi sahiplensin artık diye sinirlendim. Bunlar da oy vermediyse, ben mi oy verdim bu adama? Hemen kanalı değiştirdim, CNN’den Fox News’e geçtim. Çok şükür Trump’ı içselleştirmiş insanları gördüm.  Prostestoculara laf atan, onları cahillikle suçlayan spiker tam benim ağzımdan konuşuyordu, tek farkımız o biraz kibar davranıp hala onlara “protestocu” diyordu.

Programın sonunda Trump’ın çok iyi bir başkan olacağını söyledi de içim rahatladı, nitekim bir kaç gün önce Clinton’ın kazanmasına kesin gözüyle bakan CNN tarafından kandırılmıştım, artık kandırılmaya hiç niyetim yoktu. Daha da New York Times okumam dedim, bundan sonra haber kaynağım Breitbart olacak. Adeta vücudumdaki toksitlerden kurtuluyordum.

Maillerime baktığımda Rektör Hanım Amy Gutmann’ın öğrencilerle toplantısında yaptığı konuşmayı gördüm. Trump’ın ismini söylemeden “kim kazanırsa kazansın, milyonlarca insan bunun sonucunda acı çekecek” diyordu Rektör Hanım. En sonunda da sıkıntıları olduğunda yardım alabileceğimiz okul birimlerinden bahsediyordu. Anlaşılan o ki seçim sonuçları birilerine ağır gelmişti. Rektörlerin de yeni Amerika’ya uyum sağlaması gerekiyor bence, bu konuda da biraz düşünmeli Trump.

Bir başka mail de Penn Müslüman Öğrenciler Birliği’nden gelmişti; ayrıştırıcı bir seçimin sonucunda ortaya çıkan tablonun bazıları için korkutucu olabileceğini, bunun da doğal olduğunu söylüyordu. Nitekim bu kötü kampanyadan en çok etkilenecekler arasında Müslümanlar da vardı, korkmaları doğal diye düşündüm. Sonra kendimin de Müslüman olduğunu hatırladım, ama en azından siyahi değilim diyerek kendimi avuttum.

Evet ben Müslüman bir göçmenim ama en azından Müslüman siyah bir göçmen değilim.

Filadelfiya’da bulunan başka bir üniversitedeki seçimle ilgili toplantıya katılan bir yakınım gördüklerini anlattı. Herkes ağlıyordu dedi, bu seçimin nasıl böyle sonuçlanmış olabileceğine anlam veremiyorlardı.

Akademisyenler bile ne olduğunun bilincinde değildi. “Kim bu Trump’a oy verenler” onu bir türlü anlayamıyorlardı.

Benim onlara ilk tavsiyem: hemen eğitim durumu ve Trump’a çıkan oy oranı arasında bir regresyon yapmaları. Biz Türkiye’de her seçim sonrası yapıyoruz, çok da güzel oluyor. En azından akademi kendisini avutuyor.

Ertesi sabah okula giderken hiç tarzım olmadığı halde yolda gazete dağıtan çocuktan gazete aldım. Öğrenciler ne diyor merakıyla. Şaşırmadım, genelde ne olduğunu anlamayan insanların yazılarıydı. Seçimden sonra, hayatında hiç görmediği kadar Trump’çıların kafasına taktığı “Amerika’yı Tekrar Mükemmel Yapmak” şapkası gördüğünü söylüyordu bir makalede. “Penn fanusunda yaşayan öğrenciler olarak buranın dışarısında ne olduğunu pek anlamıyoruz” diyordu bir öğrenci.

Öğrencilerin seçim sonuçları hakkındaki görüşlerini içeren bir de eki vardı
gazetenin. Ekin ilk safyasında baloncuklardan oluşan bir Amerikan bağrağı vardı. İyi ama dedim içimden, bu okul öğrencileri seçimi kaybetti, onlar Amerika’yı temsil etmiyor ki! İçeriği ise tahmin edebileceğiniz şeyler: Trump nefret söylemi yaparak seçimi kazanmış, nasıl insanlar yabancı düşmanı, Müslüman karşıtı, kadın karşıtı bir kişiyi başkan seçebilirmiş, seçim sonucu Amerika’da bastırılmış ırkçılığın göstergesiymiş.

Herkes ağlıyor anlayacağınız. Sokağa çıkıp “demokrasiyi içselleştirin ve onu kucaklayın” diye bağırasım geldi. Sandık ne derse o doğrudur…

Amerika şaşkın, öğrenciler de öyle. Kimse böyle bir sonuç beklemiyordu burada. Benim buradaki insanlara tavsiyem, elitistliği bırakmaları. Ben bıraktım, Trump’ı kabul ettim, mutluyum. Amerikan medyasındansa Türk medyası okuyorum, nitekim onlar Trump’ı daha kolay kabul ettiler. Bunun bir nedeni bizim Amerika başkanından beklentimizin az olması, ama olsun. Azınlık hakları, dini özgürlük, ırkçı ve cinsi ayrımcılık, bunlar göreceli kavramlar. Sokağa çıkıp bağırmanın bir esprisi yok.

Gün başkanın arkasında birleşme günüdür, önemli olan Amerika’dır. Trump da “Amerika’yı tekrar mükemmel yapacağına” söz vermiş bir başkan, bu uğurda Trump koşulsuz desteklenmelidir. Artık burası Yeni Amerika.

Dedim ya, seçim kimyamı bozdu.

1 YORUM

  1. Ömer bey Amerikalilari (gençleri) ve Amerkayi şiir gibi çok güzel anlatiyorsunuz,MaşAllah.Yazilarinizdan anladığım kadarı ile İnşAllah sizi parllak bir gelecek bekliyor.Trump kazandıktan sonra sizin orada havanın ağladığını da yazmişsınız ,bende burada Pacific Ocean (Pasifik okyanusu) adate felaketin geldiğini haber verir gibi halini anlatayım,inanın abartma yok tamamen gerçek.Washington State Des Moines Redondo Beach. Bu sahil Pasifik okyanusunun coyu bir sahili oliyor ve 1/5 km uzunluğunda bir yürüyüş yolu var bu okyanus ‘da pek dalga olmaz git gel olayı var masmavi çok güzel gemi falan giremez sadece küçük tekneler falan halk balığa çıkar dalgıç okullari oğrencileri daliş oğreniller,vb.Bende orada yürüyüş yaparım.Geçen Cumartesi hava güneşli bir kaç gün yağmur fala yağmamış sadece çok hafif bir ruzgar vardı. O masmavi çarşaf gibi okyanus gitmiş ve simsiyah köpüklü dalgalar yerini almış enteresan bir şey daha sadece o bölge bulutlu.İnanın korkunç bir durumdu.Yürüyüşde tanıştığım arkadaşlarala karşılaştık onlarda şaşırdı biris varki o şok olmuş 30 yıldır her gün orada yürüyüş yaptığını ve hıç böyle göremediğini bizlere söyledi. Herkes nedenini merak ederken ben onlara ordaki evlerde Trump yazan tabeleri gösterdım ve yarı şaka yarı ciddi nedeni ona oy verenler olduğunu söyledım.Bilmiyorum içlerinde Trumpa oy veren varmi’idi fakat hepsi benim şaka yapmadığımı anladı ve tesbitimin doğru olduğunu onlarda onayladı. Sizin orada hava ağladı bizim burda okyanus trumpa oy verenlere karşı çıldırdı.Başarı dileklerimle hoşca kalın.

CEVAP VER