Kadın ve Erkeğin Tutkulu Dans Arenası

0
realangelissa.tumblr.com

Yaradılışı gereği birbirinden farklı ancak bir o kadar da benzeyen iki muhteşem varlık. Kadın ve Erkek. Herkes, içinde eksik kalan parça neyse hep onun peşinde koşar. Bulduğuna inandığında, adeta büyülenmiş gibi o parçayı alır ve tutkuyla içindeki boşluğu tamamlamaya çalışır. Bizim heyecanla sahip olmak istediğimiz mücevher parçasına karşımızdaki kişi de aynı coşkuyla karşılık verirse büyü tutmuş olur. Böylelikle hep beklenilen o tamlık haline tıpış tıpış geçiş yapılır. Bu hâl aşkın ilk dönemleri ki bulutlarda yürümek, lavanta kokulu köpüklü sıcak bir banyo almak, bitmeyen koca bir külah çilekli dondurmayı yalamak yahut içmeden sarhoş olma haliyle eşdeğer tutulabilir.

Aşkın beyin dalgalarını bozup zihni karıştıran, kimyasını altüst etmesi yetmeyip aklı devre dışı bıraktıran gücü sona erdiğinde bir süre önce tamamıyla flulaşan dünya, yavaş yavaş yeniden netleşmeye başlar. Sarsıcı ve yakıcı doğal bir afet gibi yaşanılan bu ilk evre sonrası; yolculuğun hangi istikâmet olacağına, hızına, mola noktalarına hâttâ dönüşümlü olarak başına geçilen direksiyon hâkimiyetine taraflar karar verir. Bir süre sonra sel geçip sular çekildiğinde, ayaklar yere basınca ilişkiye gösterilen kıymet, ilgi, özen ve bitmeyen flört dönemi mutlu bir birlikteliğin anahtar kelimeleri olabilir.

Yerkürenin biteviye bir şekilde devinimi misali içimizde eksik olan duygu, istek ve ihtiyaçlarımız da sürekli değişir, yenilenir. Dolayısıyla yaşamımıza dâhil ettiğimiz sevgilimizin (kadın/erkek) her yeni gün değişen kimyasını, halet-i ruhiyesini adeta bir sihri çözmeye çalışan büyücü misali pür dikkat kesilip bir gıdım ondan, bir tutam bundan ekleyerek yenilemediğimizde iksir bozulmaya mahkûm olacaktır. Dengeyi kuramayıp dikkatimizi hayatımızı paylaştığımız kişiden çok, kendi enerjimize yoğunlaştırdığımızda hız kesilecek, doğru bileşenlerle çalışmayan ilişki makinemiz en hafif bir yokuşta öksürecek nihayetinde de boğulup kalacaktır.

Birbirinin bilinmezlerini keşfedip, elde ettiklerinin zaferiyle tatmin olan ikiliden genellikle erkek olan, ilk olarak mızıkçılık edip, oyunu bozmaya başlayabilir. Sıkılıp başka çiçeklere konmak isteyebilir. Korkup, topuklaması da yüksek ihtimal dâhilinde muhtemeldir. Ya da ilişkinin başlangıç safhasında sanki ilk fırsatta sevgilisini sıkboğaz edercesine birlikte vakit geçirmek isteyen kendisi değilmiş gibi ödenmesi gereken faturaları sebep gösterip birdenbire kendini işine gücüne adamak isteyebilir. Kariyerinde yükselmek için mecburen kurulması gereken sosyal ilişkilerden dem vurarak, hayli stresli bir günden sonra kafasını dağıtmak için tabii ki sizi iki buçuk saat trafikte zaman geçirip yemek yahut konsere götürmek istemeyerek tercihini hobilerine vakit harcamaktan yana kullanabilir. Veyahut aynı dili konuştuğu gerekçesiyle kendi arkadaş çevresine zaman ayırmak isteyebilir. Son şık olarak iş çıkışı hiçbir şey yapmadan mala bağlayıp bön bön TV’ye de konsantre olabilir. Erkek cephesi böyleyken;

Madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde eğer çalışıyorsa; kariyerinde başarılı adımlarla yükselen hatun kızımız hep hayali olan o beyaz gelinliği görünce duruma balıklama dalmaktan çekinmez. Nişandı, düğündü derken birkaç sene içinde iyice çoluk çocuğa karıştığında ise mecburen evde oturmaya mahkûm olacaktır. Çünkü cinsiyetçi yaklaşımlar nedeniyle hak ettiği paranın karşı cinse verilenin yarısına talim ettiğinden kendi kendine ‘Aldığım para hangi süse püse, gündelikçi bakıcıya yeter. Kır dizini otur kızım evinde bari de çoluk çocuğuna sahip çık.’ Diyecektir. O demese bile o güne değin bilinçaltına gönderilen telkinler dile gelecektir. ‘Evimin kadını olacağım’ diyerek bir sebeple işten ayrılan kadın karakterimiz, evde çalışmanın zorluklarıyla karşı karşıya kaldığındaysa iş işten çoktan geçmiş, o güne değin çalışıp didinip edindiği noktanın da yerinde yeller esiyor olacaktır.

a
rogerwilkerson.tumblr.com

Kalkmış olduğu koltuğa kendisinden daha genç, daha eğitimli, beş dil bilen başka birinin kurulduğunu duyunca sarsılan özgüvenini tuvaletten ‘anneeee bittiii’ diye bağıran çocuğunun sesiyle iyice kaybedecek ara ki bulasın olacaktır. Ardından kendine biçilen görevi güzelce benimseyecek erkenden kalkacak, daha saçını taramaya fırsat bulamadan çocuklar ve kocasına kahvaltı hazırlayıp her şeyiyle ilgilenen, çocukları okula kocayı işe gönderdikten sonra bulaşık, çamaşır, ütü ve diğer ev işleri arasında mekik dokuyan biri haline gelecektir. Bitmedi, ilk fırsatta dışarı çıkıp alış veriş yapacak, öteberiyi yüklenip eve taşıyacak her yeni gün değiştirdiği menüyle akşam ev ahalisini karşılayacak okuldan dönen çocukların her yaşa göre değişen psikolojisiyle ilgilenecektir. Enerjisini içten yanmalı kendi yüreğinden alan bu çılgın kadınlar; motoru soğutmadan çocukların banyosu, çorabı, çantası derken akşamı akşam edecek bir de yemeğe misafir ağırlayacaktır. Bunca işin altında ezilirken eşinin artık hiç sarf etmediği takdir cümlelerine bozum olmayı es geçecek ama saçının diplerini, tırnağının etlerini, tüm vücut lazerini mümkünatı yok es geçmeyecektir.

Zamanla duruma tam anlamıyla hâkim olan al yazmalımızın işten yorgun argın eve dönüp suratı sirke satan kocasını bir de rimelli kirpikleriyle kapıda karşılaması, gülümsemeyi ihmal etmemesi beklenecektir. Ayrıca da gecenin ilerleyen saatlerinde, zınk! diye giren baş ağrısından söz etmesiyse hayli esefle karşılanacaktır.

Ekmek parası kazanırken gayet janti, traşlı, jöleli, mis kokulu, ütülü kolalı gömleklerle dolaşan ancak eve suyu sıkılmış posası dönen evin direği beyefendimiz dışarıda çok çalışıp yorulduğunu bahane ederek yan gelip yatarken (kırk yıllık evliliklerde dahi) bir bardak su almak için bile bardakların mutfak dolabındaki yerini bulamayacaktır. Her gün dışarı çıkıp yaşamın devinimine karışan erkek, fark etmeden de olsa trendleri takip edecek, yeni insanlar tanıyarak çevresini değiştirme fırsatına sahip olacak, topluma karışıyorum diye iki satır bile olsa bir şeyler okuyup kendini geliştirme fırsatı yakalayacaktır.

Kendini, hayatın hengâmesine kaptıran kadınsa bir süre sonra ipleri iyice salacak olduğu yerde saymaya hatta geriye kaymaya başlayacaktır. Tüm gün evde çalışıp akşam konuşmaya takati kalmamış yorgun argın kocasının iki kelamına bile mazhar olamayan canım kadınımız, bir süre sonra durumu iyice kanıksayarak kendi yağında kavrulup durmaya başlayacaktır. Hayat bu ya, dünyada ki tüm güzeller benim olmalı diyen adam, bu seferde evdeki kadını bakımsız, pasaklı ve dırdırcı diye yaftalayıp gözünü dışarılara kaydırmaya başlayacak olursa evde kıyametler kopacak ama ne hikmetse zeytinyağı gibi üste çıkmayı başaran yine sorunun kaynağı olacaktır. Kadın; ya, saman altından yürütülen suların kaynağını yahut, hakkı olan ilgi ve alâkâdan vazgeçip kendini kurutma seçeneğini de tıklayabilir. Şaşırmam. Damarının son damlasına kadar çoluk çocuğuna adayıp kendini, mutluluktan sürgün ederek yaşamını sürdürmeyi bile göze alabilir. Dışarıdan bakıldığında kahkaha sandığımız hıçkırıkların içinde hayatı paylaşan bu iki şahsiyet duruma el koyup, açtıkları yaraları sarmaya çalışarak birbirlerini anlamak için yeniden vakit ayırmaya başlamazlarsa mutsuz evlilikler mezarlığına bir lahit daha koyacaklar ya da durumun vahametine göre canlı cenaze kervanına katılacaklardır. Enseyi karartmayalım arkadaşlar birlikteliği yeniden hareketlendirmek için çekilen birkaç numara sonrası kaybedilen umutları yeşertmek mümkün olabilir diyorum. (bu konuyu daha sonra ele alma hevesindeyim, sevgili okuyucularım)

USA. Kentucky Derby. 2015.
by Martin Parr
kadin-erkek-8
Türk Kadınının En Güçlü Silahı

Ancak bunca feminist bakış açıcından sonra tam yeri gelmişken kadınlarımızı birçok konuda haklı bulmama rağmen (özellikle ilişkiyle ilgili motivasyonlarını iyice kaybedenler ve gönüllü sürgünler) kendilerine gerekli özeni yeteri kadar göstermediklerini de söylemeden konuyu bağlamak istemiyorum. Örneğin; en bariz olanlardan birini izninizle paylaşmak isterim. Farklı kültürleri bir arada gözlemleme şansını kolaylıkla yakalayabildiğimiz tatil köylerinde, yıllardır yaptığım izlemelere göre bizim kadınımızın anaç duygularla donanmış bir şekilde kendinden çok etrafındakilere ihtimam gösterdiği gerçeğiydi. Varlığını kocaları ve çocuklarına armağan eden Türk kadınlarını diğerlerinden hemencecik ayırmak mümkün olabilmekteydi. Öncelikler cetvelinde çocuk, koca, ev derken kendini en sonlara saklayan Türk kadınlarının öz bakımına sıra geldiğinde doğal olarak saçını bile taramaya hali kalmıyordu arkadaşlar. Bir de yurdum kadınlarının kafasına taktıkları bir mandal var ki adeta bir sembol. Sanki birbirlerini tanımak için başka milletlerin bilmediği gizli bir şifre, olmazsa olmaz bir teçhizat. Mandal varsa o Türk’tür yüzde bir milyon bahse girerim. Alırım ama acı bir kahvenizi.

Bizimkiler sabah geçirdikleri şortla gece yarısına kadar özensiz bir şekilde dolaşıp dururken. Elin hatunu bilekten bağlı topukluların üzerine mini eteğini çekmiş, tam kıvamda dekoltesi, itinalı sürülmüş kırmızı ruju, buklelenmiş saçlarını savurunca masanın altından adamı çimdiklemekle olmuyor sevgili hemcinslerim. Kimse kusura bakmasın ben bile pistte dans eden renk uyumsuz safi giyinmek olsun diye giyinen, saçlarından sular damlayan, şapada şapada terlikle koca poposunu sallayana değil, seksen yaşında da olsa bile bakımlı, zarif hareketlerle rumba çaça yapan diğer hatuna bakmak isterim. Durum maalesef böyleyken de böyle.

onamola
kaynak: onamola

Göz bu, hep güzeli seçiyor sevgili hanımlar beyler diyorum. Son sözlerimi söylemeden evvel düşüncelerimin sadece beni bağladığını ve hayatımda bulunan kişilerle uzaktan yakından alâkası olmadığının da altını çizmek istiyorum.

Sürç-i lisan ettiysem, zülfü yâre dokunduysam affola.

CEVAP VER