Küçük Bir Çivinin Alametifarikası

0
Artist: Amy Judd

Brek brek tamam. Uçuş takımları hazır, tamam.

Rotamız 80 – 90’lar, tamam.

Uçuş başlasııııın!

************

Bünyesinde yıldızlar, galaksiler, nebulalar ve kara delikler barındıran bir ‘ışık yumağı’ olarak dünyaya gönderilen ‘insan’ sahip olduğu tüm eksiklerle bir bütün halini alıyor. İnsan-ı kâmil olmak için tüm noksanlıklarımız bile bizler için bir kazanım, mertebe yarışında.

Hafızam, geçen gece yıllar öncesine (o kadar da gerilere gitmeyin canım:) ergenlik dönemlerime gitti. Belki de güzel kızım şu günlerde bulûğ çağını sürdüğünden beynimin algıda seçicilik yaptığı oyunlardan biriydi yaşadığım, kim bilir. Şu güzelim insan evlâdı niyeyse kendini hep bir başkasıyla kıyas halinde. Benimki de o hesap işte. Durup dururken beynimin aynasında çakan flashbackler şimdi size anlatacağım birkaç nâdide ânı hatırlattı. Bundan sonrası için ‘amma da arabeske bağladı şu yeniyetme diyecekseniz’ burada vedalaşalım. Baştan söylemesi.

Girişte de anons ettiğim gibi satırlarımda gezinirken yaşı yetenlerin zihninde 80 – 90 Aralığını canlandırmasını istirham ederim.

Sevgili Babam; o yıllarda aniden hastalanan (nadiren görülen erken yaşta demans) anneciğime kol kanat olmak için hemen takavitini istemişti. Bu sayede eline geçen emekli maaşıyla yuvadan uçurduğu iki evlâdından sonra hem annemle ilgileniyor, hem de kardeşim ve beni okutmaya çalışıyordu. O zamanlar şimdiki gibi dört duvar arasında bir başına kalmadığımız yıllar. Dedeler, nineler, halalar, dayılar, kuzenlerle misafiri eksik olmayan yuvalar, mesire yerine dönerdi.. Hiç biter mi bir evin eksiği gediği, kıt kanaat çarkı çevirmeye çalışan babamın eli hâliyle sıkışırdı. (bir kuruşun bacağını dört bi’ taraftan bağlasan da ipini koparır namussuz)

Alışveriş öyle her canının istediği an değil, zamanına göre gerçekleştirilen eğlenceli bir ritüeldi. Kışa mı giriliyor. Sultan hamama gidilir, toptancılardan bana ve kardeşime mevsimine uygun iki üç çift alt üst takım kıyafet temin edilirdi. Bunların altına bir de gıcır bir makosen çektin mi ooh keyifler kekâ. Yalnız her parça, büyüme çağında olduğundan hep bir numara büyük olmak kaydıyla.

Kişiler o zamanlar, (durun keyfimi bozmayın iyice dinozora bağladım) şimdiki gibi benmerkezci bir bakış açısıyla değil; kendinden çok karşısındakini düşünen naif, paylaşımcı, hâlden huydan anlayan bir hamurla mayalanmaya çalışılırdı. Tecrübelerim kadarıyla işe de yarardı. (çok üzgünüm genç nesil. suç senin değil, sen sistemin esiri)

Neyse, uzun bir bekleyişle sahip olduğun el yapımı altı kösele hakiki deriden ayakkabının (bilenler bilir) uzun süre hizmet verebilmesi için bir takım kullanım kuralları vardır. Haftada bir iki mutlaka lostrasını yaparsın. Çok ıslanırsa içine gaste tıkarsın falan filan. Bir süre sonra altı iyice eskidiğinde pençe yaptırmak, nalça çaktırmak, topuğu yendiğinde yeni topuk taktırmak gibi gibi. Anlayacağınız hafta sonu bir gün mutlaka tadilata çekersin pabucunu, o olmadı ikinci çifti. ‘Ne anlatıyor bu köyün delisi?’ dediyseniz yazının ana fikri aslında tam da burada başlıyor.

Benim o güzel pabucum bir süre sonra ne kadar bakım yaparsan yap, arıza vermeye başlardı. Giyile giyile aşındığı için değişen topuğundan çakılan bir çivi yerini genişletir yukarı doğru kayar ve varlığını ilân için seni sürekli uyarmaya girişirdi.

aykut-aydogdu
Artist: Aykut Aydoğdu

Bir düşünün beni; bedeni daha yeni tomurcuklanan, düşünceleri hercai, kendi havai bir genç kız ve ayağında onu habire dürten bir çivi. Tam duyguların delice aktığı, içinde ‘kadın’ olduğuna dair ilk kıpırtıların uyandığı ve bu duruma çocuk bedeninin uyum sağlamaya çalıştığı yeniden yaşanılası muhteşem bir dönem.

‘Ayyy bizim okulda ki saçı yana taralı o yakışıklı çocuk, şu köşe başında iki buçuk saattir ev gezmesine gittiğim arkadaşımdan geri dönmemi mi bekliyor.’(sadece, salına salına geçişi izlemek için) Kalp çarpar, çivi dürter.
Birileriyle aşık atıp, ukalalık mı ettin. Yiyiverirsin topuktan dikeni. Bakkal amca Selanik göçmeni olduğumuza dem vurup ‘gâvursun sen’ diye gıcık edip, alay mı geçti. Kafada şalter atıp, pinponu bi güzel benzetip dükkândan o hışımla çıktın mı? Canına yandığım, hiçbir anı kaçırmaz hemen belli ederdi kendini.

Okulda veli toplantısı yapılır. Herkesin anası babası yıkanır, yağlanır döpiyesini lacisini çeker üstüne, gelir okula görüşmeye. Bundan bir önceki teneffüste ben, okul duvarına oturmuş gencecik yaşta her şeyi unutan anneciğimi ve onu yalnız bırakamayan babamı düşünürken; Mehmet’in annesi mizampleli alman sarısı saçları ve üzerine cuk diye oturan çiçekli elbisesi içinde iki dirhem bir çekirdek önümden geçer ciğerimi dolduran çıraya alev aldırırdı. Zil çalıp sınıfa gittiğimde ‘velisi gelmeyenler ayağa kalksın’ diye bir de haylazlıktan girilip kurnazlıktan çıkılan paparayı yiyince bizim meret iyicene beter çakar, topuktan taa yüreği sızlatırdı.

Şimdi gözümü yaşartan ya da acı acı gülümsememe neden olan o çiviyle harman oldu gençliğim diyebilirim. Ahh! yine de ne güzel günlerdi o günler sevgili okuyucularım diyorum. Ve sözcüklerimle oluşturduğum şu melankolik bulutu püf diye üflüyorum. Yolculuğumuzun sonuna yaklaşırken içimden geçen özlü söz: ‘katre katre yoklarla birleşip bir bütün olmak; tıpkı bir arının peteği gibi dolmak ne güzel şey’ oluyor.

Genç kızlığımın dönem dönem günlerini ‘tek bir çift’ ayakkabıyla sürmek bile nefsimin terbiyesinde ne büyük bir rol oynamış. Tam kişiliğimin temelleri atılırken çılgın bir nehir misali akan kıskançlık, öfke, yalan, böbürlenme, sevinç gibi beni ben yapan duygu mozaiğimi o küçücük çivi; topuğumdan habire çaka çaka ne de güzel şekillendirmiş. İşinin erbabı o çivinin alametifarikası ile tek bir adım bile unutmamışım kûl olduğumu ve yanan canımın bir de Sahibinin bulunduğunu.

Yolculuğumuz boyunca üzerinize bulaşan hüzünlü naftalin kokusunu dağıtmadan gidemem. Yoo yoo asla, sizi böyle gönderemem. Buyurun avucunuza birkaç damla mandalin çiçeği kolonyası dökeyim. Bu benim en sevdiğim.

Son düzlüğü alırken sözlerimi adeta uzvumuz hâline gelen akıllı telefon üreticilerine bir çağrıyla bitirme niyetindeyim. Mavi ekranına kitlenip benliğimizi, eşimiz, çoluğumuzu çocuğumuzu hâttâ dünyayı bile unutmamıza sebep olan şu zamâne oyuncaklarına bir aplikasyon önerisi… Belirli aralıklarla minik bir akım verip verip esiri olduğumuz sanal, aldatıcı o hipnotik alandan çekip çıkarsın hepimizi, göz göze gelinebilen gerçek yaşama döndürsün. Vesselam…

CEVAP VER