“Üst akıl” milli mi?

3

Son yıllarda yaşanan fikirsel dönüşümler, aldanmalar, saflıklar, kandırmalar, kandırılmalar, inanç, güven, güvenlik sorunları ile özgürlük ve nihayetinde rejim tartışmaları malumunuz!

Konumlarını koruyan, aldanmayan, saf olmayan, akıllarını muhafaza eden kesimlerle bir karşı savaş hali olanca hızıyla sürdürülüyor..

Her şeye rağmen kandırılmayan(!) kesimlere düşen, değişen dünya denklemiyle birlikte, ülkemiz için önemli olan siyaset sahnesindeki anlatım dilini farklılaştırmak, toplumun, siyaset kurumunun ve siyasetçilerin yozlaşmadan uzlaşmalarına katkı sağlayabilmek olacaktır.

Öncelikle de, asıl uzlaşının milli iradeyle sağlanması(!), çoğunluğun “seçen” gücüne yaslanarak, diğer kesimde yer alan çoğulcu “seçmeyen” gücün yok sayılmasının, ülkemizi daha keskin ötekileştirmelere iteceğini, gücü elinde bulunduran kesimlerin, özgürlükleri sadece “bizim özgürlük seviyemiz” dayatmasıyla, gelecek kaygılarını daha da arttıracağının hesaba katılması da gerekiyor..

Eski dostların dahi ötelendiği, yıllardır istişare edilenlerin, artık istirahate zorunlu bırakıldıkları dönemden geçiyoruz. Bu dönemdeki sessizlik ve tepkisizlik de bir vebal midir? Bu da tartışılmalıdır!

Dogmatik hükümlerin, ön yargılar ve boş inançların, yanlış veya kasıtlı örneklemelerin, insanları yapıcı ve müspet düşünmekten alıkoyan engellerin başında geldiğini, iyi organize edilmiş propaganda ve reklam çalışmalarının, toplumun düşünme tembelliğinden ustaca faydalandığını, birkaç yıldır daha net şekilde yaşayarak gördüğümüzü söyleyebiliriz sanırım.

Yıllardır yazılı ve sözlü olarak tehlikeleri dillendirenler, uyaranlar, samimiyetsizliklere aldanmayanlar, akıllarına ipotek koydurmayanlar, kolaylıkla hedefe alınıp, sadece ellerindeki kalemleri değil, bir çırpıda tutuklanarak özgürlükleri de ellerinden alınıyor.

Hicran sesleri ile vicdan sesleri, birbiriyle yarışıyor..

Halbuki; ‘yarasanın gözü gündüz göremiyorsa, güneşin ne günahı var bunda?’

Günahları güneşten bilmeyen ve ötekileşen her akıl ve vicdan sahipleri, elinden geldiği, yüreğinin ulaşabildiği kadarıyla, farklı gönül dilleriyle anlatımlarda da bulunmaya çalışıyor, çalışmalı..

Yetmiyor, ‘idrak kulağından gaflet pamuğunu çıkarmalısın ki, ölülerin nasihatını duyabilesin’ öğüdü ile büyüklerimizin nasihatlerini şiar edinmeye, toplumun farkındalıklarını arttırmaya da gayret ediyor..

Öyle ya! Kiminin gözünü açan ışık, kiminin gözlerini kamaştırır, adeta kör eder!

Biliyoruz ki, ‘kadere cahil insan pençe gösterir. Ancak gayesiz yaşayanların nasipsiz de kalacağını’ bildiğimizi düşünüyoruz vesselam. İşte bu uğurda da yeni yollar, yoldaşlar, gönüldaşlarla bir olmaya, birlik olmaya, aydınlanmaya, aydınlatmaya çabalıyoruz.

Memleketimizde, kimi kesimlere göre ikbal ve bölünme tehlikesi baş göstermiş, özgürlükler şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yok olma tehlikesinde, adaletin temelleri sarsıntı halinde ve yıkılmak üzere, evrende neredeyse hiç dost kalmamış…

Kimi kesimlere göre ise muhteşem bir yüzyılın başlangıcı, yeni dünya düzeninin büyüklük hayali, onlarca yıllık reklam arasının sonu(!), resmi tarihin yeniden ele alınma, değerlendirilme, yazılma zamanı(!)…

İşte bu ahvalde, Şirazlı’nın dediğini demek; “eşeğini düşman, vergisini de sultan alıp gittikten sonra o memleketin tacında, tahtında ikbal kalır mı? Gönlünün perişan olmasını istemiyorsan, perişan olanları gönlünden çıkarma” diye sormak gerek!

Özellikle siyasal ömürlerini birlikte geçirmişlerin, yoklukta ve yağan yağmurda beraber ıslananların, o yağmurlar dindiğindeki konumları, vicdanları nerede şimdi?

Madem ki “tek”likteki ısrarla, ‘yanı başında dost bırakılmıyor! Kusuru kendisine söylenmeyen, ayıbını hüner zannediyor!’, ‘Kendi ahlakını düşmanından dinlese bile, dostun gözünde her yaptıklarını iyi sanıyor’, o halde eski dostlar olarak sizlere de daha büyük görevler düşüyor…

Neredesiniz? Yağan yağmurlarla sel olup gittiniz mi? Sizler ne diyorsunuz bu yaşananlara? Nasıl okuyorsunuz ülkemizin geleceğini? Şimdilerde bir istişare de milletle yapsanız da bilsek! Gerçi sesiniz kısıtlı, mecralarınız engelli, yollarınız kapalı ama…

Acaba diyorum! “Yerli ve alt akıl” yerine konulanları doğru bilip, her daim dillendirilen soyut düşman bir “üst akıl”ı, yine aynen söylendiği gibi var kabul ederek, ülkemizde yaşananların hangi üst akıl ile planlandığını da merak etmek mi gerekiyor?

Yoksa, bizdeki üst aklın yerliliğinden ve milliliğinden şüphe mi duyulmalı!

3 YORUMLAR

  1. Yazınızı iki defa okudum. Önemli ve değerli bir yazı. Bugünlerde susmamak lazım. Neleri okuyacağıma, dinleyeceğime ve göreceğime başkalarının karar vermesi onuruma dokunuyor. Adalet Bakanı Türkiye Raportörü Piri’yi kendisiyle görüşecek komisyonda istemediği için Avrupa Parlamentosu Türkiye’ye komisyon göndermekten vaz geçti ve ciddi olarak görüşmeleri durdurmayı düşünmeye başladı. Içte kavga dışta kavga. Ülkenin geleceğinden çok endişeliyim.

CEVAP VER