Düşün Taşın ve HIZLAN

0

Geçen gece öyle güzel bir rüya gördüm ki gözlerimi açıp düş olduğunu anladığım an, içim cız etti. Bir süredir ülkem insanının hali pür-melâline öylesi dertleniyor, içleniyorum ki gün boyu kukumav kuşuna döndüğüm yetmiyormuş gibi; artık gece rüyalarıma dahi konu oluyor.
Rüyam, yaz festivalini andıran bir etkinlik alanına serili yemyeşil çimenler üzerini dolduran ucu bucağı olmayan insan ormanına baktığım sahneyle beni içine alıyor. Tam bu sırada kopan alkış tufanının son demlerinin ardından enstrümantal melodiler sarıyor ortalığı. Güya, az evvel topluluğa hitap eden konuşmacı sonrası, benim için sahne hazırlanıyor. Merdivenin ucunda hazır ol da durmuş sıramı beklerken tozu dumana katan yaban kısraklar dörtnala geçiyor kalbimin üzerinden. Derin bir nefes alıp usulca verirken; gözlerimi kısıp insan selinin üzerinde gezdiriyorum. Tatlı bahar güneşi hepsinin başının üzerini turuncu mor bir tülle örterken gözlerimi kör edercesine kamaştırıp, içime taptaze müjdeli bir his bırakıyor. Her yan kâğıttan rengârenk fenerler, rüzgârda nazlı nazlı kıvrılan simli sarkıtlar, janjanlı kurdelelerle süslenmiş, bi’ öne bir arkaya uçuşan balonlar, yanıp sönen lolipop ampullerle donatılmış.
Tüm bu gösterişin altında yüzleri sahneye doğru dönük az sonra gerçekleşecek olayı bekleyen, kollarını birbirinin omuzuna beline dolayıp söyleşip gülüşen, dostça sarılıp öpüşen kadınlar adamlar var. Şakalaşmalar, sevinç haykırışları havaya karışıyor. Ortalık dans edip koşuşan çocuklarla kaynıyor. Taa uzaktan kulağa çalınan sipsi sesleri bir ritmi tutturmuş giden davul dövüşleri işitiliyor.istop9
Kimi yöresel kıyafetleri içinde kürdü, lazı, alevisi, az ilerde gökkuşağı flamaları sallayan LGBT lisi. Başı açığı, kapalısı, göbeği piercingli rockçı kızların hemen dibinde tepesi takkeli emicesi, sakalı turuncu boyalı, kendi yüzünü tuvale çeviren hippisi, yaşmaklı sürmeli köy güzelleri, esmeri, beyazı, sarı benizli kent sakinleri, kenara park etmiş Harley grupları. Bu heyecanlı ve mutlu kitle sahnede kendine hitap edecek olanı ıslık çalıp sabırsızlıkla çağırırken merdivenin eşiğinde konuşma yapmak için bekleyen bendenizin adı bağırılıyor. Aman Ya Rabbim! ismim söylenir söylenmez içimi öyle bi’ heyecan sağanağı kaplıyor ki anlatılmaz. Dizlerimin titreyişi fark edilmesin diye tutunarak çıktım basamakları.
Çıktığım gibi devasa sahnenin ortasına varmadan birkaç adım atıp, duraladım. Yüzümde güller açarken ellerimi en arkada birilerine selam verir gibi sallayıp önlerinde eğildikten sonra; insan denizi üzerine avcuma koyduğum birkaç öpücük tanesi yolladım. Birkaç tane daha. Ardından gürültüler, müzikli sesler arasında bana konsantre olan gruba başlıyorum anlatmaya. Artık ne dediysem konuşmam bitince alkış kıyamet kopuyor selam verip ikişer üçer indim merdivenleri. Kucakladım tanımadığım birilerini, sarıldım karıştım aralarına… İşte tam burada gözümü açtım ve hepsinin rüya olduğunu anladım. Oysa ne de mutluydu herkes. Ne fenâ…
Geçtiğimiz hafta ‘çocuk gelin yasası’ açıklanınca kopan kıyamet sonrası insanların tepkisini, psikolojisini ölçmek için twitter da biraz gezinti yaptım. Özellikle bu mecranın farklı yaşam konseptleri, değişik sosyo – ekonomik kültürde yetişen, binbir çeşit eğitim anlayışıyla büyümüş kişilerin bakış açılarını anlamada büyük kolaylık sağladığını düşünüyorum. Hiç tanımadığınız insanlar aktüel olan konuya ne tepki vermiş iki dakikada tahlil etme imkânı sağlıyor, malûm olduğunuz üzre.
Açıkçası uzun zamandır hep birlikte soluduğumuz kasvetli ve ağır havayla çoğu kişi ya hesabını kapamış, ya suskunluğa gömülmüş yahut sahte hesaplara kaçmış olsa da işime yarayan birkaç belirgin örnek yakaladım. Bazıları profil resmini tamamen siyaha bürümüş, bazıları mütemadiyen öfke dolu serzeniş içindeydi. Tek ortak noktalarıysa büyük bir moral bozukluğu hayal kırıklığı ve ümitsizlikte boğulmalarıydı. Birkaç ‘iyi hafta sonu dileği’ ileten, kedi köpek börtü böcekle yanmış beynimizi merhemleyen hesap da olmasa hepten mezarlık kokuyordu sosyal ağ diyebilirim. Kasım ayında ‘MEB’ in Ortaöğretim İzleme ve Değerlendirme’ raporuna göre öğrencilerin yüzde yetmişinin kendini mutsuz hissettiği için okuluna devamsızlık yaptığı da ortaya çıkarılmıştı. Bir an neden? Neden yaaa? Diye sormak geçti içimden. Bi’ baktım ki yüksek sesle söylemişim içimden geçeni. İyice delirdim sevgili seyirci.
O mükemmel ‘bayram yeri’ temalı rüyamdan uyandığım an içimi kaplayan sıkıntı dolu his gelip çörekleniyor boğazıma, öküzler oturuyor böğrüme böğrüme. Binbirinci kez soruyorum kendi kendime ‘biz bu denli mutsuzluğu hak edecek ne yaptık milletçe?’ diye. Madem bu haller geldi canım ülkemin başına, bir çare olmalı. Yeniden birbirimize sarılıp şarkılar söylemek için iyi bir yöntem, kestirme bir çıkış yolu bulmalı. Yok mu arttıran diye dalgasını geçiyor içimdeki şeytan. Sus! Diyorum ona, kes sesini şimdi. Dalga geçmenin ne zamanı, ne yeri.

ist3Kararlıyım, uzun zamandır düşünüp taşındığım şeyi artık sizlere sunma vakti geldi. Bu çabamın nafile bir yakarış, sonuçsuz bir serzeniş, biçare bir etki yaratacağını düşünenler olacak. Hâttâ masalsı bir havaya sokup ‘yangını söndürmek için su taşıyan karınca’ karakterine bile benzetebilir birileri beni. Olsun. Ben bir tek kişi için bile, iyi geleceksem nefes tüketmekten hiç çekinmem, gücenmem. Seslenişim tek bir etkileşim, titreşim yapmadan, sadece eleştirenlere, içsel enerjisini esirgeyenlere, devinime engel olanlara değil. Onlar beklesin bi’ kenarda.

Benim sözüm:
Gelip, el üstüne el koyanlara. Taş yerine gül dökenlere…
Hep beraber oluşturacağımız sinerjiyle enkaza dönen toplumun en küçük ferdine bile dokunmak isteyen mantaliteyle dünyaya yaklaşanlara, ömrünü çevresinde fark yaratmak için adayanlara. Cılız bir iniltiye kulak kabartan, mutlu bir bütün sevdasıyla yanıp tutuşan, diğerlerine. Belki bildiğimiz ama unuttuğumuz duyguları hep birlikte hatırlar kenarda bekleyenleri de yoldaş tutarız. Olamaz mı?
Yapacağımız şey zor değil. Anlatmaya üç yıl önce attığım bir twiti buraya taşımakla başlayacağım.
‘Kim Şırnak’ın bir köyünde pişirdiği perde pilavının Hevâl Bacı’nın şiiri olmadığını söyleyebilir. Marangoz Ahmet Abi’nin parmaklarının dokunuşuyla çiçeklenip kıvrılan ahşabın gazelini sadece ben mi duyuyorum? Tüm gün evlâtları için çırpınan bir anne kendi şovunun parlayan yıldızıdır zâten üstadım. Küçük bir çocuğun çizdiği resim, paha biçilemez bir değer taşır ve o yüzden çerçevelenip asılmalıdır. Her gün turuncu yeleği sırtında bizim sokağı süpürüp, çalı çırpısını temizleyen güzel abim bir bilse okul yolunu ne de güzel resmettiğini… Yani diyeceğim o ki sevgili dostlar her birimiz tutkuyla kendi romanımızı yaşıyor ve yazıyoruz. Kimsenin sizi aşağıya çekmesine, değersizleştirmesine izin vermeyin. Taş gibi durup dayanın, rüzgâr gibi usulca okşayın, kartal gibi yükselip bakın, su gibi yolunuzu bulup akın. Özümüze dönelim bu bize ilaç gibi gelecek.’ Diye sözlerimi bitirmişim.
Aradan koskoca üç yıl geçmiş düşüncelerimde bir gıdım oynama olmamış. Hâttâ şu dönemde bu sözlerin lâyıkıyla yerini bulmasına iki kat fazla inanıyorum. Kabul ediyorum, hepimiz çok zor zamanlar yaşıyoruz. Ne olduysa oldu. Milletçe mahvolduk, kahrolduk. Hepsi yaşandı ve geçti. İnşallah en kısa sürede her şey adâletle rayına oturtulur. Şimdi el birliğiyle yaralarımızı sarma, birbirimizi kucaklama vakti. Biliyorum çok zor. Ancak; bu da geçecek neler neler geçmedi ki sevgili dostlar.
Sözlerime o gece düşümde çıktığım kürsüde başladım, bugün gerçeğe bulaştım. Şu an tek dileğim tam da tabiatın göbeğine ışınlanmak. Ve bu satırları okuduğun an kulağına, kalbine ve düşüncene ulaşmak.
SANA! SANA! HEY SEN KAÇMA!
Siz siz BEYBABA!
Hu huu tarlada çapa yapan HANIMABLA!
Metroda tıklım tıkış yolculuk ederken doğduğu ana küfreden HİŞTT SEN DELİKANLI!
PİŞT ÇİFTE KAVRULMUŞ FISTIK! SEN, SEN EVET Okuldan kaçmak için bahane üreten,
Yanlışa-doğruya ALKIŞ TUTARKEN AVUÇLARI PATLAYANA!
Dur durak bilmeden hem NALINA hem MIHINA ÇAKANA!
HEPİNİZE SESLENİYORUM
DİYORUM Kİ.
HEYYY! MİLLLETTT! GÜZEL MİLLETİM! CANIM TÜRKİYEM!istop5
Gelin el ele verin, verelim. Ve adına her ne derseniz deyin bütünü saran bir iyilik hareketi öne sürelim. Tüm dünya kötü mü biz en iyi, en doğru, en güvenilir, en aydınlık, en mutluluk saçan, en güçlü, en başarılı, en büyük OLALIM, en hür, en adil, en iyi kalpli. Birbirimizden güç alalım. Yorulana omuz atalım. Hepimizin buna çok ama çok ihtiyacı var.
Sabah kalktığımızda eşimiz, sevgilimize bir öpücük fazla konduralım, uzun zamandır aramadığımız bir arkadaşımızı arayıp hatır soralım, ilk olarak kendimizi affedip kucak dolusu çiçekle karşılayalım. Kinleri unutalım, kötüleri iyilikle karalım, yok edelim.
Vapurdan indiğinde ‘The Walkıng Dead’ kıvamındaki yolculardan ilk olarak Hasan Amca; sana bir şey olursa camına konsun diye alıştırdığın serçelere kim ıslanıp yumuşamış ekmek kırıntısı serecek. Sen onların gözünde Süpermen’sin. Hani pelerinin?
Hey Sen! Beyaz yakalı pek mesafeli beyzâde. Karın ofiste kafayı yiyip nefes almak isteyince çekmecesini açıp geçen yıl ona gönderdiğin gül demetiyle çekili resmine bakıyor benden duyma e mi. Al kulağına küpe.
Bir süredir beyninin içinde ‘tüm dünyanın batması, giderken içinde kendinin de olması’ fikriyle gezinen pek nazenin genç kız. Her sabah okula gitmeden evvel uğradığın köşedeki bakkala bir tek sen ‘günaydın’ dediğin için ‘bu dünya güzel’ bunu hatırlamalısın.
Az ötedeki bankta cebinde yirmi lirayla bu gece nerde kalacağını düşünen türkücü Özcan, bi’ bilse beş yıl sonra ülkenin çok satanı olacak. Hadi suratınla muşmula satmayı bırak.
Sonra, beli ağrıya ağrıya her yeni gün ayrı renk fötr şapkasını takmadan içtimaya çıkmayan emekli hemşire Emine Hanım. Kedilerinin hepsi yolunu bekler, kokunu özler nasıl dersin ‘Mevla’m ben artık her şeyi sana saldım.’
Olmadı güzel abim Karga Kafam, bari sen yapma! Sen de böyle karalar bağlar akıtmazsan mürekkebi tek aşkına. Kim bize balonun içine koca bir dünyayı sığdırır; canı isterse çevirir tersten gördürür.
Rembrandt bilseydi dört yüzyıl sonra resmettikleri karşısında şapşala döneceğimi, yeteneğinin haşmetiyle sarhoş olup aklımı yitireceğimi acaba portrelerini biraz daha gülümsetir miydi!

ist0
Velhasılıkelâm;
Önemlisin, hem de çok önemli. Haydi, topla kendini. Gecenin de bir Sahibi var. Ne bu hâl.
Hemen şimdi düşün, taşın ve hızlan. Alaylarla başlasın iyilik, güzellik ve dostluk hareketi.
Ben de az sonra son noktayı koyup kızıma koşacağım; sanki son kezmiş gibi doya doya sarılacağım. Ve ona ’nefes alıp vermesinin bile benim için ne kadar önemli olduğunu ağzımı doldura doldura söyleyip’ yanağına kocaman bir buse konduracağım. İşte ben sıramı savmaya başladım bile.
Topu attım yakala. Istop!
Sıra sende.

 

fotoğraflar: Pinterest

CEVAP VER