Merkez Bankası’nın faiz kararını.. kararın doları, euroyu etkilemesini.. ve bütün bunlarla Şanghay 5’lisi ilişkisini.. tane tane anlatayım..

1
Utku Karagülle
1987 yılında Balıkesir'de doğdu. Bilkent Üniversitesi İşletme Bölümü'nde lisans eğitimini tamamladı. Bir süre özel bankaların teftiş kurullarında çalıştı. Şu an bir kredi derecelendirme firmasında analist olarak çalışmaktadır.

Ekonomi çevrelerince kararı merakla beklenen Merkez Bankası Para Piyasası Kurulu bugün toplandı. Toplantıdan yüzde 0,25’lik düşük bir faiz artırım kararı çıktı. Dolar kuru da hem bu karara hem de dış gelişmelere bağlı olarak bir miktar gevşedi. Ancak tam gevşedi derken, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile müzakereleri geçici olarak durdurduğu haberi geldi. Dolayısıyla da Türk Lirası’nın değeri tekrar azaldı. Yani kur bir iniyor bir çıkıyor.

Döviz Kurunu Neden Bu Kadar Takip Ediyoruz?

Döviz kurunu takip etmemizin sebebi ülke olarak gelirimizi doğrudan etkiliyor olması. Sadece döviz kuru da yetmiyor, makroekonomik verilere ilişkin birçok kavram var: Bütçe, Faiz, Enflasyon, İhracat, Cari Açık vs. Bu terimleri birbirine karıştırmadan, birindeki değişikliğin diğerine nasıl etkisi olduğunu analiz etmek gerçekten yorucu bir iş. Ama genel çerçeveyi anlamak için bu kavramların arasında kaybolmaya gerek yok. Yapmamız gereken sadece basite indirgemek.

Çekirdek Aile Örneği

Şöyle bir varsayım yapalım. Türkiye’nin tamamını, küçük bir çekirdek aile olarak düşünelim. Bir ailenin geliri en basit haliyle aileye dışarıdan gelen paradır. Evin annesi ve/veya babası çalışır ve eve para getirir. Eve gelen bu para, evde daha önce olmayan bir paradır ve işçiyse aylık ücret, tüccarsa kâr şeklinde kazanılır. Bu ölçeği büyüterek ülke çapında ele alırsak, evin asıl geliri dışarıdan, yani diğer ülkelerden gelen paradır.

Diğer ülkelerden hangi şekilde para gelir? Ya diğer ülkelerden borç alırız, ya da ticaret yaparak kâr elde ederiz.

Diğer ülkelerden borç alırsak, elbette bunun bir vadesi olur ve o vadede borcumuzu geri ödememiz gerekir. Aile olarak ele alırsak şöyle düşünülebilir: Evin babası sabah uyandığında işe gitmek yerine çarşıya gidip bir bankadan bireysel kredi kullanabilir. Bu parayı eve getirir ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılar. Çalışmadan sürekli banka kredisi ile yaşamanın ne kadar sürdürülebilir olduğunu tartışmaya bile açmıyorum tabii (:

Demek ki, eve asıl para getiren işlem borç almak değil. Asıl para getiren işlem diğer ülkelerle ticaret yaparak para kazanmak, yani ihracat. Ama az ama çok, ama kaliteli mal ama kalitesiz mal, ne türde olursa olsun, ihracattan gelen para ülkenin kazandığı paradır ve 1 kuruş dahi olsa katkısı vardır.

İhracat haricindeki makro ölçekli gelirlerin hepsinde para sadece ülke içerisinde dolaşır. Örneğin vatandaş vergi verince devlet zenginleşmez. Devlet sosyal yardım yaptıkça da vatandaş zenginleşmez. Bu zaten mevcut paranın el değiştirmesidir. Ancak ihracattan gelen para, direk kazançtır, milli servete doğrudan katkıdır.

Ailesinin geçimini sağlayan her anne baba daha fazla gelir elde etmek için elinden geleni yapar. Örneğin evin annesi daha iyi maaşlı bir işte çalışmak için İngilizce eğitimi alabilir, ya da evin babası ticaret hacmini genişletmek için daha çok mal satabileceği yeni dükkân arayışına girer.

Örnekteki anne gibi bir ülke de eğitime yatırım yaparak satacağı malların kalitesini artırabilir ya da tıpkı baba gibi ihracatını artırmak için yeni pazar arayışına girebilir.

Peki Biz Ne Yapıyoruz?

Yeni pazar arayışı gündemin sıcak bir konusu ile oldukça ilgili. Son günlerin gözdesi Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (nam-ı diğer Şangay 5’lisi) ekonomiye yönelik olası etkilerini ve ithalat-ihracat dengelerini nasıl şekillendireceğini bu kapsamda değerlendirelim. Bu değerlendirmeyi yaparken, Avrupa Birliği’nden de son sürat uzaklaşılmasını da göz önünde bulundurmamız lazım elbette.

Ülkemizde yılın ilk 9 ayında 104,2 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Bu ihracatın 3,6 milyar dolarlık bölümü Şangay 5’lisi ülkelerine yapıldı. Aynı dönemde Avrupa Birliği’ne yapılan ihracat ise 50,5 milyar dolar, yani toplam ihracatımızın neredeyse yarısı. Dış dünya ile kurulan işbirliklerinde temel bir eksen değişikliğine gidilmesi ve AB ile ilişkilerin durdurulması durumunda, bu ihracat rakamının olumlu etkileneceğini söylemek imkansız. Dahası, ihracatçılar için bu kadar önemli bir pazar olan Avrupa’nın yerini ikame olarak Şangay 5’lisi ülkelerinin doldurabilmesi – en azından kısa ve orta vadede – imkânsız.

İlaveten, mevcut konjonktürde Amerikan Doları’nın Euro karşısında değer kazanması da ihracatımızı olumsuz yönde etkileyen bir etken. Bunun temel sebebi, bizim ihracatımızın tamamen yerli kaynaklara dayanmaması, satacağımız malı üretirken ithalata bağlı olmamız. Nitekim, en temel maliyet girdisi de enerji ve buradaki fiyatlar dolara endeksli. Yani Euro’nun artması aslında ihracatçının ülkeye getirdiği paranın daha değerli olmasını sağlasa da, aynı ihracatçının dolardaki daha hızlı yükselişten dolayı maliyetleri daha fazla yükseliyor.

Çok Basit Değil

Velhasıl, hem Euro/Dolar paritesindeki düşüş, hem de ihracat pazarlarını daraltıcı yöndeki siyasi manevralar eninde sonunda eve giren paranın azalmasına neden oluyor. Bir önceki yazımda bahsettiğim faiz makasındaki açılma konusu ya da paramızı dolara mı yatıralım lirada mı duralım, köprü mü yapalım otoyol mu genişletelim gibi tartışmalar ailenin asıl gelirini değiştirmiyor.

Evimizin gelirini gerçekten artıracak olan ihracattır ve üzerine uzun uzun kafa yorulacak, konunun uzmanları tarafından dikkatlice oluşturulacak politikaların izlenmesi neticesinde geliştirilebilecek bir alandır.

1 YORUM

  1. İktisat konusuna tam hakim olmayanlar için gayet aydınlatıcı bir yazı olmuş.Halkın anlayacağı türden teşbihlerin artması umuduyla.

CEVAP VER