Yazarımız Eyüp İsa bu kez terörle mücadele için yol haritası çıkarmış..

2

Terörle mücadele dünyanın son yıllarda en çok uğraştığı konuların başında geliyor: Somali’de Eş-Şebab, Nijerya’da Boko Haram, Suriye ve Irak’ta ortaya çıkan DAEŞ, Türkiye’nin PKK ile mücadelesi ve daha bir çok terör örgütü.

İdeolojileri, uyguladıkları stratejileri ve eylemleri farklılık gösteren terör örgütlerine, farklı stratejiler ve taktikler ile karşılık verilmesi gerektiği aşikâr.

Terör örgütleriyle mücadele için ortaya tek bir strateji sunulması çok zor olmakla beraber, silahlı terör örgütleriyle mücadele eden devletlerin, güç kullanarak terör örgütlerini bitirmek istemeleri, halklarının ve uluslararası anlaşmaların kendilerine verdiği meşru bir yetkiye dayanıyor.

Fakat silahlı mücadeleler, sebep olabilecekleri can kayıpları başta olmak üzere verebilecekleri maddi ve manevi zararlar nedeniyle, mücadele eden ülkeyi sosyal, politik ve ekonomik olarak büyük zararlara uğratabilmektedir.

Terör örgütü üyelerinin, ideolojileri veya amaçları etrafında kararlı bir şekilde kenetlenmeleri.. varsa eğer pasif destekleyicilerinin aktif hale gelmeleri.. Ve de örgütün daha saldırgan bir politika izleyerek yok olma tehlikesi yaşarken karşısındaki meşru güce de en fazla zararı vermek istemesi.. silahlı mücadelenin istenmeyen muhtemel diğer sonuçları olarak gösterilebilir.

Terörle mücadele stratejisi esasları

Silahlı terör örgütleri ile mücadeleden vazgeçmeden, yukarıda saydığım muhtemel sonuçları asgari düzeye indirebilmek için izlenmesi gereken temel strateji, örgütün kendi içinde çözülmesinin başarılabilmesidir. Bunu başarmak için genel olarak iki yol gösterilebilir.

·      Birincisi, örgüte yeni katılımların engellenmesi;

·      İkincisi, silahlı mücadelede ısrar eden ve devletin topluma kazandırmak için sunduğu önerilere silah ile cevap veren, fakat yeni katılımlar da olmadığı için kendisini yenileyemeyen ve giderek zayıflayan örgütün üyelerinin silahlı mücadele ile etkisiz hale getirilebilmesi.

Buradaki kritik nokta, örgüte yeni katılımların engellenebilmesidir. Terör örgütüne yeni katılımları engellemenin yolu ise bireyleri terör örgütüne üye olmaya iten nedenleri tespit edip bunları ortada kaldırmakla ancak başarılabilir.

Bu nedenler, 2005 yılında John M. Venhaus’un kaleme aldığı ve Amerika Birleşik Devletleri Barış Enstitüsünde (USIP) yayınlanan ‘Why Youth Join Al-Qaeda’ (Neden Gençler El-Kaideye Katılıyor) başlıklı makalesinde açıkladığı, 4 nokta etrafında toplanabilir:

İntikam almak isteyen bireyler… Kimlik arayışında olanlar… Toplumlarında iyi bir statü elde etmek isteyenler… Ve son olarak, macera için örgüte katılanlar.

buyuk-trabzonda-teror-alarmi-306845-1441537244
Nedenleri irdeleyelim

Bireyleri terör örgütüne katılarak intikam almaya iten en temel sebep, bireyin kendisinde veya çevresinde meydana gelen maddi veya manevi hasarın silahsız mücadele ile giderilemeyeceğine inanması veya inandırılmasıdır.

Faili meçhul cinayete kurban giden bir yakını buna neden olabileceği gibi, silahlı bir çatışmada zarara uğrayan mal varlığının intikam hissi de, legal olmayan bu yola başvurmasına neden olabilir.

İntikam almak için terör örgütlerine olabilecek katılımları engellemek için devletlerin izlemesi gereken politika, öncelikle bireyleri maddi veya manevi olarak yıpratacak her türlü eyleme  karşın bireylerin korunmaları için en üst düzeyde tedbirlerin alınmasıdır.

Meşru güç otoritelerinin izlemeleri gereken ikinci yol ise, istenmeyen olayların meydana gelmesinin engellenemediği durumlarda adaleti sağlayacak etkin ve meşru güç birimlerinin sağlanabilmesidir. Yani, zarara uğrayan insanlar silahlı terör örgütlerinden medet umacak seviyeye gelmeden, hak ve hukukun aktif ve etkili bir şekilde işlediğinin devlet eliyle insanlara kanıtlanabilmesi gerekir.

Silahlı bir terör örgütüne katılımın ikinci nedenini, kimlik krizinde olanlar ve yaşadığı bu bunalımı  çözebilmek ümidiyle bir silahlı terör örgütüne katılanlar oluşturmaktadır. Din, dil ve etnik aidiyetin temellerini oluşturduğu kimlik tanımı, kendisini oluşturan bu temel değerler ile yaşandığı zaman ancak var olabilmektedir. Bu temellerden her hangi birinde veya bir kaçında görülen sorunlar bireylerde kimlik sorunu olarak ortaya çıkmaktadır.

Kimlik krizi yaşayan, yani ‘ben kimim?’ sorusuna tam bir cevap bulamayan, bireyin durumu rotasız bir geminin denizde yol alması gibidir. Her kimlik krizi yaşayan birey bir terör örgütüne üye olmaz; fakat terör örgütleri için potansiyel örgüt üyesi olarak görülen bu insanların yaşadığı kimlik ve aidiyet sorunu onları çözüm umuduyla terör örgütlerinin kucağına itebilmektedir. Devletlerin izlediği politikalar ile bireyin böyle bir kimlik sorunu içine itilmesi ise, bireyin terör örgütünün ağına düşmesini hızlandırabilmektedir.

Üçüncü kategoriyi de toplumda saygıdeğer bir statüye sahip olmak umuduyla terör örgütüne girenler oluşturmaktadır. Sahip olduğu konum nedeni ile toplum içinde saygı görmeyen veya beklediğinin altında bir saygı gören insanlar bu kategori içinde yer almaktadırlar. Maddi sıkıntılar ile mücadele eden insanların ağırlığını oluşturduğu bu kategoride, harcadığı emeğin karşılığını alamayacağı, engellendiği veya dışlandığı yargısına varanlar da ayrıca bu grupta toplanmaktadır.

Toplumda elde edemediği pozisyonu ve değeri terör örgütünün içinde elde edeceğini düşünme yanlışına düşen bireyler terör örgütünün “devlet ve toplum seni unuttu” propagandasına kanarak kendilerini silahlı mücadele ile hatırlatabilecekleri tuzağına düşerler.

Yani aslında terör örgütüne katılma varlığını hissettirme çabasıdır.

Daha iyi bir yaşam için bir terör örgütüne olan üyelikleri engelleyebilmek adına devletlerin her bireye üst düzey bir sosyal statü veremeyeceği aşikâr… Fakat her bireyin doğuştan sahip olduğu temel hak ve özgürlükleri ve asgari yaşam şartlarını en üst düzeyde sunması, her alanda toplumsal eşitliği azami derecede sağlayarak ve koruyarak sınıf farklılıklarını ve kutuplaşmaları en asgari düzeye indirmesi ise devletlerden beklenen birer sorumluluktur.

Venhaus’un dördüncü neden olarak gösterdiği, macera için terör örgütüne katılanların sayısı terör örgütleri içinde genelde en alt kategoride yer almaktadır. Macera için terör örgütüne katılanların yerine terör örgütüne katılmak zorunda bırakılanların eklenmesi aslında daha doğru olabilir. Fakat bu şekilde örgüte girenlerin de terör örgütleri içinde çok fazla yer alması olası değildir. Çünkü silahlı bir terör örgütü için insanları zorlayarak kendisi için savaşmalarını istemek, ancak kısa süreli bir taktik olabilir.

Tehdit ve cebirle insanların örgüte katılmalarını sağlamak, genelde terör örgütlerinin uğradıkları ağır kayıplardan sonra varlıklarını sürdürdüklerini kanıtlamak ve yeniden toparlanabilmek için uyguladıkları bir geçiş dönemi stratejisidir. Uzun süre varlığını sürdürmek isteyen terör örgütleri mutlaka gönüllü üyelere ihtiyaç duyarlar.

Terör örgütlerinin insanları tehdit ve cebir yoluyla kendilerine katılmalarını engelleyebilmek adına, devletlerin, vatandaşlarının güvenliğini sağlayarak terör örgütlerinin insanlar için bir tehdit teşkil etmesini engellemesi gerekir. Diğer bir ifadeyle insanlar enselerinde terörün nefesini değil, devletlerinin güvencesini hissetmelidirler ki, teröre prim vermesinler.

Terörle mücadelede devlet aklı şart

Orta Doğu ve dünya için bir tehdit olan DAEŞ başta olmak üzere, Türkiye’nin PKK terör örgütü ile olan mücadelesi, Somali’nin Eş-Şebab ve Nijerya’nın Boko Haram’ını da ele alacak olursak, yeni katılımların engellenmesi bu örgütleri kendi içlerinde çözülmeye götüren süreci başlatacaktır.

Bunu başarmak için de, yukarıda açıkladığım terör örgütüne katılma nedenlerinin ortaya çıkmasının engellenmesi veya sorunlar varsa bunların çözüme kavuşturulması için ivedilikle hareket edilmesi elzemdir.

2 YORUMLAR

  1. Buna benzer bir yazıyı Prof. Dr. Sedat Laçiner’in yazılarından birinde ve Analist dergisinin yanlış hatırlamıyorsam Ocak 2016 sayısında Max Abrahms’tan okumuştum. Sedat Laçiner 15 Temmuz’dan bu yana hala cezaevinde. Analist dergisi (USAK) ise, o da 15 Temmuz’dan sonra kapatıldı. Ayrıca terör ve terörist tanımlarını net ve kesin bir şekilde yapıp bu tanımları sopa gibi kullanmamak gerekir. ABD bunu yaptı, biz yapmayalım.

CEVAP VER