Türk Tipi Yumuşak Güç

1

Hepimizin birçok alanda sarf ettiği “güç” kelimesinin, kullanıldığı yere göre anlamları da farklılaşmaktadır. En kısa ve anlaşılır kelime anlamı “kudret”tir. Sözlük anlamıyla ise tesir etme kabiliyeti, başarma kapasitesi olarak tanımlanır.

Devletler arasında ya da devletlerin kendi içlerindeki “güç” kapsamı, etki alanı ve yöntemi ise; fikir üretme, strateji belirleme, eyleme geçirme de, içinden geçilen süreçlerin idaresi ilişkisindeki kadar önem arz etmektedir.

Güç kavramının işlerlik kazanabilmesi için iyi tasarlanmış stratejiler kadar, etkili bir liderlik de gerekir. Günümüzde bunu uygulayabilen ülkeler, ayrıca güçlü ekonomilere de sahip olmalarının avantajını kullanmaktadır.

Uluslararası ilişkilerde “güç”; bir devletin, başka bir devlete isteklerini yaptırmaya yönelik ya da kendi milli menfaatlerini gözetmesi yönündeki girişimlerini destekleten, besleten eylemler ve bu hedeflere ulaşmasındaki kabiliyetler bütünüdür.

Öncelikle, ülkelerin kendine ait toplumsal, ekonomik ve özellikle siyasal alanlardaki “güç”leri ise; iç politikadaki yetkileri elde edebilme ve söz sahibi olabilmelerindeki demokratik(!) sınavları geçebilecek, ikna kabiliyeti ile seçim sandıklarından sonuç alabilme kapasitesi olarak da değerlendirilmelidir.

Yani “güç”, politik açıdan ele alındığında, sonuç almaya yarayan imkanlar bütünü olarak tanımlanabilir..

Genel kabul gören “güç” çeşitleri olarak sayılan “askeri güç” ve “ekonomik güç” bu yazımın konusu olmayacak.

Ancak, toplumun genelinde yeni yeni farkındalık yaratarak, hayranlık uyandırarak, duyguları etkileyerek, özendirerek, değerleri ve kültürleri yönlendirerek veya yozlaştırarak, diyalogları arttırarak veya eksilterek, geniş kitleleri etkileyerek kamuoyu oluşturma ve tavır değişikliği sağlama hedefi olarak özetlenebilen bir “yumuşak güç”, bizde nasıl algılanıyor, uygulanıyor, az da olsa bahsetmek isterim.

***

Güç merkezlerinin el değiştirmesi(!), teknolojik ilerlemelerle göstergelerinin farklılaşması, hedeflenen başarılara ulaşmadaki yöntemlerin değişiklik göstermesi, uluslararası ilişkiler açısından olduğu gibi, her ülkenin de gücün bir yansıması olan yumuşak güç ile tanışmasına neden oldu.

Türkiye, “güç” ve özellikle “yumuşak güç” politikalarında ne kadar etkili olmuştur yahut olmak için neler yapmaktadır acaba?

Siyasi iktidarların şimdiye kadar attıkları adımlar, ürettikleri uluslararası ve ulusal politikalar, mevcut demokratik sistem içinde elde ettikleri güç, başarı, zenginlik, istikrar, hangi ölçüde gerçekleştirilebilmiştir dersiniz?

Mağduriyetlerden kazanç sağlamaktan ziyade, mağduriyet yaratma konusundaki başarılar(!), siyasal zeminde yaşatılan güç kavgalarının temelinde yer tutan, mevki ve makam peşinde koşan STK’lar, mikro milliyetçilik yapıları ve akımları, hemşehricilik ve güç devşirme savaşları, dini cemaatler ile aşiret bağlarını da yumuşak güç içeriği olarak değerlendirmek sanırım yanlış olmaz.

Hatta bizde anlaşılan ve uygulanan yumuşak güç, şimdilik bunlardan ibaret olsa gerek…

***

Benim özellikle değinmek ve “yumuşak güç” konusunu yazmak istememin gerekçesi, geçen hafta Altın Kelebek ödül töreninde TRT’nin “Diriliş” dizisine verilen ödül sonrasında yaşananlar ve siyasi iktidarın, hükümet yetkililerinin ve hatta Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın bile bir TV dizisi için bu ödül törenine, sunucuya ve yaşatılanlara müdahil olması..

Bilinen bir gerçek; yumuşak gücün en etkili silahlarından birisidir sinema.

Sinema ama bu gücü güç yapan; sinemanın, senaryonun, oyuncuların anlatım gücü, yönlendirme, düşündürme ve farkındalık etkisi…

Toplumun geneline, yenilikler, farkındalıklar yaratması, hayranlık uyandırarak duyguları etkilemesi, özendirerek değerleri ve kültürleri hissettirmesi, benimsetmesi..

Yönlendirerek, diyalogları arttırarak, geniş kitleleri etkileyerek kamuoyu oluşturma, tavır, tercih, duygu değişikliği sağlaması..

Kısaca, yumuşak güçte; açıktan zorlama, aşağılama, küçümseme, doğrudan dayatma ve tehdit değil!

Duygulara dokunma, karşılaştırma yapmadan hissettirme, özendirerek etkileme, kendine çekme, sevdirmeye çalışma, empati ile yaklaşmayı benimsetme, sevmeyi sevmek olmalı…

Geç de olsa anladığımız önemli şeyleri, maalesef ki yanlış anlamaya devam ediyoruz. Yanlış anlamasak eğer, sadece bir tören ve bir TV dizisine karşı(!) yapılanları, hükümet ve devlet meselesi olarak kabul etmezdik sanırım..

Ya da, mesele haline getirmenin gerekçesi sadece yanlış anlama olmasa mı gerek!

Yanlış anlamak, anlaşılmak, kandırılmak, saflaşmak ve saf yerine konulmak, insanları ve toplumu koyun yerine koymak..

Uzun süredir medya üzerinde devam eden, korku ve baskı ile fikir ve düşünce açıklamalarına engel oluşturma, yasaklama çabaları, girişimleri..

Medyadaki, milliyetçilik(!) zihniyetlerine ve eylem farklılaştırma çalışmalarına dair periyodik rol model isimleri öne sürmeler, yeni yeni kalemşorlar..

Bu kalemşorların kan bürümüş gözleri, sözleri ve tehdit dolu yazıları..

Bu yazılara uygun düşen güç gösterileri, her türlü özgürlük engellemeleri..

Acaba diyorum!

Bu yaşananlar, toplumu, sert görünümlü ama yumuşak yumuşak diriltme, uyandırma, tekleştirme çabaları olarak gösterilen bir “Türk Tipi Yumuşak Güç” gösterisi mi?

Ne dersiniz?

1 YORUM

  1. Neden sadece bu törende yapılana karşı verilen tepkiyi analiz ettiniz? Ülkemizde hiçbir değeri olmayan binlerce dizi yayımlanır, ödül alırken takınılmayan olumsuz bir tutumun, halkın çok tuttuğu, halkı bir şekilde geçmişiyle, tarihiyle buluşturan, bazı değerler etrafında birleşmesini amaçlayan ve büyük oranda bunu sağlayan bir diziye gösterilmesinin sebeplerini de analiz etseydiniz keşke! Yazınızın sonunda bahsettiğiniz uygulama, yıllardır bu topluma uygulanan etkilere karşı aynı yöntem ile karşı koymaktan başka nedir ki?

CEVAP VER