Raşid Gannuşi: Müslüman bir Demokrat, Siyasal İslamcı Değil..

1

 

Kuzey Afrika’nın küçük ülkesi Tunus’ta fikirleriyle büyüyen liderin adı Raşid Gannuşi.

14 Ocak 2011 günü devrik lider Bin Ali Tunus’u terk ederken insanların en çok merak ettiği soruların başında Tunus’u terk edenin kim olduğu geliyordu. Yani ülkeden çıkan bir despotik rejimin lideri miydi sadece, yoksa rejimin kendisi miydi?

31 Ocak 2011 günü 22 yıllık sürgünün ardından Tunus’a dönen El-Nahda (Rönesans) hareketinin yasaklı lideri Gannuşi, ülkesine demokrasi, adalet ve eşitlik getirebileceği umudundaki insanlar tarafından sevgi gösterileriyle karşılanıyordu.

Kamuoyunda sorulan soru, Tunus’un en organize hareketlerinden birine sahip olan bir hareketin liderinin ortaya çıkan bu güç boşluğunda Bin Ali yanlılarına karşı rövanşist mi, yoksa kucaklayıcı bir politika mı izleyeceğiydi.

2011 yılında yapılan seçimlerde yüzde 37 oyla partisi birinci çıkan Gannuşi, partisindeki ve Tunus’taki sert ve aşırı uç İslamcıların aksine, yüzde 8 ve yüzde 7 alan seküler iki parti Cumhuriyetçiler ve Ettakatol ile üçlü koalisyon (troika) kurdu. Bu yolla, parti devletini değil halkın iradesini yansıtan meclis sisteminin temellerinin atılmasını istediğini gösteriyordu Tunus’ta.

Tunus’ta ve bir çok Müslüman ülkesinde anlam verilemeyen ise, El-Nahda hareketinin Tunus’un bağımsızlığından beri ilk defa elde ettiği ülkeyi tek başına yönetebilme imkanını başka siyasi güçlerle paylaşmak istemesiydi.

El-Nahda’nın yaptığı ise siyasi gücü paylaşarak zayıflık göstermek değil, ülkeyi yeni bir döneme taşıma sorumluluğunu ülkenin bir çok kesimini temsil eden partiler arasında paylaşılmasını istemesiydi.

Gannuşi’nin bir çok kimsenin aksine gördüğü gerçek Bin Ali’yi gitmesi için sokaklarda protesto eden binlerce insanın yanında, evinde kalan binlerce insanın da olmasıydı. İşte bunun için, kendisini destekleyenler yanında desteklemeyenleri de bu önemli dönemde karar mekanizmasına katmanın ajandasını taşıyordu Gannuşi.

1992 yılında Cezayir’de İslamcıların zaferinden sonra ortaya çıkan askeri darbe ve kanlı iç savaş Gannuşi’nin Tunus için en çok çekindiği senaryolardan biriydi.

Başbakanlık koltuğuna El-Nahda’nın adayı Hammadi Cibali geçerken, Cumhuriyetçilerin lideri Munsif Marzuki Cumhurbaşkanlığına, Mustafa Ben Jaafar da Meclis Başkanlığına geçiyordu. Partiler arası yapılan bu güçler ayrılığı mecliste çoğunluğu elinde tutan parti olan El-Nahda’nın değil Tunus’un bütün bir ulus olarak temsil edildiği bir meclis modeli olma yolunda örnek teşkil ediyordu.

Yapılan üçlü koalisyonun yanında, 2011-2014 yılları arasında El-Nahda liderliğindeki Tunus hükümeti tam 3 defa başbakan dahil kabine değişikliğine gitti. Solcu ve seküler iki siyasi liderin suikastından sonra ortaya çıkan gerilimde Gannuşi’nin El-Nahda’sı kabine değişikliğine giderek ülkeyi potansiyel bir iç çatışmadan uzak tutmak için partiler üstü teknokratik bir hükümetin kurulmasını kabul etti.

Gannuşi’ye neden böyle bir değişikliğe gittiği sorulunca verdiği cevap şu oldu: “Çok daha değerli şeyler uğruna teknokratik bir hükümetin kurulmasına razı olduk.” Çok daha değerli olan şeyler ise demokratik bir anayasanın yapılması ve demokratik seçimler için anayasal düzenin oluşmasıydı.

2014 yılında Tunus ilk demokratik anayasasını mecliste büyük bir konsensüs ile kabul etme başarısını gösterdi. 216 milletvekili bulunan Tunus meclisinde 200 vekil anayasaya olumlu yönde oy kullandı. Yine 2014 yılında Tunus’un Bin Ali’den sonraki ikinci demokratik seçimleri de başarıyla gerçekleşti.

Gannuşi’nin El-Nahda’sı üç yıl gibi bir sürede, üç hükümet değiştirmek zorunda kaldı, fakat Tunus’a da tarihinin ilk demokratik anayasasını ve kansız bir ikinci demokratik seçimini yaşamasını sağladı.

İlk bakışta zayıflık emaresi olarak görülebilecek olan bu siyasi tavizler aslında Tunus’a ülke olarak neler kazandırdığını geçen süre içinde gösterdi. Ne Cezayir’deki gibi bir iç savaş, ne Libya’daki otorite boşluğu, ne de Mısır’da meydana gelen askeri darbe. Bin Ali’den sonraki 5 yıllık süre içinde Arap dünyasının demokrasi adına umut vaat eden tek ülkesi olarak kalması ise büyük bir başarı.

Müslüman Demokrat

Bin Ali sonrası politikalarıyla Tunus’a demokrasinin ayak seslerini işittiren Gannuşi, İslam ve Arap dünyasındaki kayda değer politikaları ve fikirleriyle sadece Tunus’a değil Arap dünyasına da ışık tutmaya devam ediyor. Le Monde’a verdiği son mülakatında, “Siyasi İslam’dan ayrılıp demokratik İslam’a giriyoruz” diyen Gannuşi şunu da ekliyordu, “Bizler artık siyasi İslam iddiasında olmayan Müslüman demokratlarız.”

El-Nahda parti yönetimi olarak da aldıkları kararda şunu belirtiler: “El-Nahda, Müslüman ve modern uygarlık değerlerine dayanan siyasi, demokratik ve sivil bir partidir. Sadece politik faaliyetlerde uzmanlaşmış bir parti olma yolunda ilerliyoruz.”

Gannuşi ve El-Nahda artık siyasal İslam iddiaları olmadığını belirtirken İslam’ı dışlayan değil tam tersi İslam ile demokrasinin uyum içinde olduğunu ve bir arada yaşayabileceklerini Tunus örneğiyle göstermek istediklerini söylüyorlar.

El-Nahda’nın en genç milletvekillerinden biri olan Sayida Ounissi’nin şu ifadeleri aslında Müslüman Demokrat tanımından olan beklentilerini özetliyor, “Arap dünyasında İslam’ı ve demokrasiyi uzlaştırabilmek.”

Gannuşi’ye göre Orta Doğu ve Kuzey Afrika başta olmak üzere İslam dünyasındaki radikal akımların ve terör sorununun nedeni, İslam-demokrasi çatışması değil, demokrasi ile despotizm arasındaki çatışmadır.

Gannuşi, New York Times’taki yazısında bu radikal gruplara ve fikirlere çözüm olarak daha fazla bireysel ve dini özgürlükler olması gerektiğini, ılımlı ve dengeli dini akımların da daha fazla etkili olması gerektiğini dile getiriyor.

Tunus için bir değer olan Raşid Gannuşi’nin izlediği politikaların ve fikirlerinin bütün İslâm dünyasında demokrasi adına bir ışık olabilmesi temennilerimle.

1 YORUM

  1. Gayet guzel bir yazi. Islam dunyasindan cikabilecek nadir aydinlardan biri Gannusi. Bir cok soruna care olabilecek bir ufka sahip.
    Basarilarinizin devamini dilerim.

CEVAP VER