Bitmeyen dış düşman sendromu

3

“Amerika ve Avrupa bir elini çekse…,” diye başlayıp,“…işte bu yüzden bu haldeyiz,” diye biten cümlelerin ana temasıdır emperyalist güçlerin bitmeyen entrikaları.

Hemen hemen her gelişememiş Müslüman diyarında söylenen en popüler sözlerden biridir bu. Fakat nedense bu entrikalar çoğunlukla Müslüman ülkelerde ve özellikle de Orta Doğu ülkeleri üzerinde oynanmaktadır. Her kesimin neredeyse her sorun karşısında suçladıkları dünyadır emperyalist güçler diye tanımladıkları Avrupa ve Amerika. Onlara göre bu güçlerin gizli elleri en büyük engeldir onların ilerlemelerinin önünde. Tabi ki var olan sorunların da müsebbipleri bu dünyaya hakim olmak isteyen güçlerdir.

“Müslüman diyarlarında bakın neler olacaktır neler bu oyunlar bir biterse” diğer bir ana temasıdır bu tartışmaların. Neden hep bu diyarlarda oyunlar oynanır diye soranlara “Çünkü bu milletlere fırsat verildiğinde….” Evet ne olacaktır hakikaten fırsat verildiğinde? Yeniden Osmanlı mı kurulacak? Selçuklular mı yeniden inşa edilecek? Ne olacak hakikaten?

Üzerimizde hep bir oyun oynandığını hissetmemizin nedeni kendimizde gördüğümüz üstün meziyetler olmasın sakın. Yani bizim engellenmemiz normaldir çünkü biz üstünüz. Ben bunu Yahudi psikolojisi olarak adlandırıyorum. Yahudiler kendilerinin üstün ırk olduklarını bunun hiç bir şekilde de değiştirilemeyeceğini savunurlar. Bu bir doğuştan ve değiştirilemeyecek bir üstünlük verir onlara.

Peki gerçekten yer yüzünde tek üstün Müslümanlar ve çekemeyeni olan ülkeler de biz Müslüman ülkeler miyiz sadece? Bir çoğumuzun aklına gelen ayet bu değil mi “inanıyorsanız üstünsünüz.” Peki ya davranışlarımız ve yaşayışımız inanmışlığın gölgesinden ancak nasiplenebiliyorsa? Hala mı üstünüz?

Düşman

Düşman demek TDK’ya göre “Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse” demektir. Biz bunu bir ülkeye zarar vermek isteyen başka bir ülke olarakta anlarsak sıkıntı olmaz sanırım. Daha da özelleştirip dış mihraklar olarak tanımlarsak çok daha fazla anlamlandırırız galiba düşman kelimesini bu tartışmada. Düşman kendisinden bekleneni yapar, yani sizin gelişmenizi engelleyici politikaların ve stratejilerin açık veya gizli peşine düşer. Çünkü o düşman.

ABD ve Avrupa’nın, yani dillerden düşmeyen emperyalist güçlerin, Müslümanların gelişmemesi için sürekli oyun peşinde koşan düşmanlar olduğu doğruysa bile, peki yer yüzünde tek düşmanı olanlar bizler miyiz?

Kuzey Kore değil mi Güney Kore’nin yanı başında kendisini her gün denediği silahlarla tehdit eden düşmanı? Çin değil mi Japonya’yı Pasifik’te pasif hale getirmek isteyen devasa ülke? Önce Sovyet Rusya şimdi de Rusya Federasyon’u değil mi Avrupa’nın en çok çekindiği güç? Ki bu yüzden değil mi NATO’nun merkezi ABD’de değil Brüksel’de.

Peki bu kadar düşmanı olan ülkeler bizim malum Müslüman ülkeler ile aynı kategorideler mi? Neden bir Japonya Çin’e rağmen dünyanın en modern ülkelerinden biri olurken, Orta Doğu’nun düşmanı bitmeyen ulusları hala emperyalist diye tanımladıkları ülkelere ağız dolusu küfürlerle vakitlerini dolduruyorlar. Güney Kore nasıl Kuzey Kore’ye rağmen teknolojide devler arasına girebiliyor?

Yerli örnek vereyim isterseniz: Osmanlı İmparatorluğu’na karşı entrikalar düzenleyen, onu bitirmek isteyenler yok muydu? Çaldıran’da Şah’ı dize getiren Yavuz değil mi Osmanlı padişahı? Macarları iki saatte Mohaç’ta yenen Kanuni değil miydi bu cihan devletinin padişahı?

Peki nasıl Osmanlı hem doğuda, hem batıda bir çok düşmana karşı yaklaşık 700 yıl ayakta kalmaya başardı.

Sonunda yıktılar işte derseniz Osmanlı’yı yıkan dış güçlerden çok kendi iç dinamikleriydi. Dış güçler başlayan bir yıkımı hızlandırıp, mirastan faydalanmanın derdine düştüler.

Düşman sahibi olmanın iyi yanları

Dış düşman genelde ulusların bir araya gelip kendi aralarında ki farklılıkları unutup, tek bayrak etrafında toplandıkları bir sosyal bilim terimi haline gelmiştir (rally ‘round the flag effect). Yani iç çatışmaların unutulup dış mihraklar diye sayıpta bitiremediğimiz malum karanlık ellere karşı yek vücut olmaya yardım eden bir motivasyon sebebidir.

Sovyetler Birliği’ni yaklaşık 45 yıl ayakta tutanda bir nebze bu olmuştur. Kapitalist diye tanımladıkları Batı dünyasına karşı varlığını sürdürme gayreti. Yani ötekine karşın kendi kimliğini koruma davası.

Düşmanın tehlikelisi bilinmeyenidir. Ama biz de öylemi, yedisinden yetmişine herkes düşman bunlar diye adlandırdığımız güçlerin adlarını gazetelerden, televizyonlardan her gün duyuyor, görüyor.

Düşman gizli değil, ne yapmak istediği belli. Peki neden hala bir şey yapılmıyor bu gizli ellerin gizli oyunlarını yenmek için. Çünkü Müslüman doğu toplumlarının bir çoğunda bizi engelleyen bir dış mihrak var demek, yapmamız gereken şeylerden kaçmak için vicdanımızı zemzem suyuyla yıkamak gibi bir şey. “Çalışsak da olmaz çünkü bırakmazlar bizi” ile başlayan cümleler tembelliğin ve yapması gerekenleri yapmamanın kurtuluş reçetesidir bunlar için.

Ya düşman kendimizsek

Türkiye’nin petrol kuyularına civa basılarak petrol çıkarmasının engellendiği çünkü dış güçlerin Türkiye’nin gelişmesini istemediği malum başka bir popüler argümandır. Fakat nedense Türkiye’nin petrol kuyularını kapatan bu dış güçler ne Libya’nın, ne Azerbaycan’ın, ne Cezayir’in, ne Irak’ın, ne de İran’ın doğal kaynaklarını kapatmayı düşünememiştir!

Pardon, Türkiye bu Müslüman ülkelerden farklıydı değil mi. Mesela bizim petrol kuyularımız olsaydı biz tekrar Osmanlı’yı canlandırıp bu gizli güçleri dize getirebilirdik. Osmanlı’nın yaptığı gibi değil mi!

Söyler misiniz bana Osmanlı üç kıtaya yayılan topraklarına, adaletin ve hakkın üstünlüğünü ihraç ettiği doğal kaynaklarla mı getirmiştir! Müslümanlar bir yana, Ermenilerin millet-i sadıka ünvanı aldığı, 100 binlerce Yahudi’nin İspanya’dan kaçıp sığındığı Osmanlı’ya bu adalet ve özgürlük sağlayan sistemi var eden petrolleri ve doğal gazı mıydı?

Yoksa bütün bir toplumun ilim ve irfanla elde ettikleri saygı, hoşgörü ve adalet anlayışı mıydı? Sokakta zekat vermek için fakir arayan Osmanlı toplumu hangi ülkeye hangi enerji rezervini satarak bu civan mertliğe toplumunu ulaştırdı, bilen var mı?

Bugün Suudi Arabistan, Katar, Libya ve bir çok Müslüman ülkesi petrol ve doğal gaz rezervi olarak dünyanın sayılı ülkeleri arasında. Peki bu ülkelerden hangisine insanlar göç eder bulundukları ülkede zulme uğrarlarsa eğer? Hiçbirine derseniz yanılmış olmazsınız.

Hep denilmez mi Avrupa yaşlanıyor biz ise gençleşiyoruz. Aslında bu ne demek biliyor musunuz? Onlar batıyor biz ise çıkıyoruz. Söyler misiniz bana hangi peygamber ve hangi ecdadımız başkasının yok olmasından mutlu olmamızı, onun sırtında yükselmemizi bize telkin etti?

Hep merak etmişimdir. Fransa mı Müslüman uluslara kütüphane yerine kahvehaneleri doldurmalarını telkin etti. ABD mi evlatlarımızı ahlakın ve izanın olmadığı dizilerin başında yetiştirmemiz gerektiğini salık verdi. İngiltere mi İslam’ın ilk emri “oku” olmasına rağmen kitapları raflara hapsetmemiz gerektiğini bize öğretti. Almanya mı ecdadı dinini yaymak için gittiği ülkelere döviz için giden Müslüman fertler yetiştirilmesini söyledi.

Hangi sizi çekemeyen güç size yangın merdivenini kilitleyip kız çocuklarının kül olmalarına neden olmanızı söyledi?

Varsayalım ki bu gizli güçler, varsa eğer, bir sabah uyandığımızda hepsi ellerini üzerimizden çekmişler. Ne olacak sahiden?

Biliyorum sözlerim acı, fakat dost acı söyler! Ki bu devirde dost olmakta, dost kalmakta çok zor!

3 YORUMLAR

  1. “İnanıyorsanız üstünsünüz” ayetindeki ‘inanmak’ sadece müslüman olmak mı? Eğer müslüman olmaksa -ki öyle ama nasıl bir müslümanlık?- onu siyasal islama indirgeyip ‘tek doğru benim dediğimdir’ anlayışı hangi nebevi kaynakta geçiyor? Yine yazıda geçen ‘üstünlük’ dünyevi üstünlük mü yoksa uhrevi üstünlük mü? İkisi de zannediyorum çok farklı şeyler. Hz. Ali de üstündü Hz. Hüseyin de. Ama Muaviye de kazandı Yezid de. O zaman üstünlükten ne anlamalıyız? Hz. Ali gibi ‘inanan’ başka biri var mıydı Allah aşkına? Bana öyle geliyor ki müslüman topraklarda doğmak ve kelime-i şahadet getirmekle ‘hakiki müslüman’ olunmuyor. Hakiki müslümanlık olmayınca da hem dünyevi hem uhrevi üstünlük gelmiyor (uhrevi üstünlüğü Allah (c.c.) bilir ama dünyevi üstünlük ortada). Ortada 2016 yılı itibariyle müslüman coğrafya bunu ispatlıyor. Benim okuduğum-dinlediğim Hz. Muhammed(s.a.s.) de söylediği hadisi fiiliyata döktüğü sünnetiyle tasdik ediyordu. En meşhur hadislerinden biridir, bir savaş dönüşü küçük cihat bitti şimdi büyük cihat(cihad-ı ekber) zamanı. Yani insanın kendi nefsiyle, kendi heva ve hevesleriyle, kendi dünyevi arzu ve istekleriyle mücadelesi. Zaten cihat cehd etmekten yani gayret etmekten yani çalışmaktan gelir sadece kılıç kuşanıp savaşmaktan değil, eline silah alıp IŞİD’e, El Kaide’ye ve benzerlerine katılmaktan değil. Sadece bu bile asıl düşmanın içerde yani kendimizde olduğunu gösteriyor. Ayrıca Maide 105 de durumu çok güzel özetliyor: “Ey iman edenler, üzerlerinizdeki yükümlülük kendi nefislerinizindir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez.” Düşman düşmanlığını yapacak ki düşman olacak, dış mihrak olacak. Ama düşmanın düşmanlığı müslümanın tembelliğine bahane olmaz olamaz. Bize inen ilk emir ‘ikra-oku’ , bize inen kitabın adı ‘Kuran-Okunan’. Ne garip değil mi?

  2. Solculara has olan bu suçluyu Batı Ülkelerinde arama hastalığı, AKP yandaşlarına da bulaştı. Içimizdeki güçlülerin yıllardır başarıyla sergiledikleri bir oyun. Içerde tepemize binenleri değil dışardaki üst akılı suçluyoruz.

  3. ben emperyalizme inanmıyorum çünkü adamlar araba yapmış sen yapmamışsın adamlar gemiler yapmış sen yapmamışsın adamlar cep telefonu tablet ve bilgisayar yapmış sen yapmamışsın suçlu kim tabiki emperyalistler 🙂
    tarihe merakım var her kesimden tarihçiyi okur dinlerim mesela muhafazakar kesimin çok sevdigi kadir mısıroglu ülkeden kaçmak zorunda kaldıgında hangi ülkeye gittigini kendi anlatıyor almanya ve ingiltere ikamet ettim diye ve ingizler almanlardan daha insancılmış çünkü ingilizlere sizi sevmiyorum demiş onlarda bizi sevmek zorunda degilsin demiş bunu da tv de kendi anlattı fazla söz söylemeye yada örnek vermeye gerek varmı?
    örnek 2) geçtigimiz günlerde sosyal medyada bir akpli, ile tartışıyorum bana verdigi cevap siz chp liler din düşmanı oldugunuz için akp ye saldırıyorsunuz dedi ama ben chp li degilim saadet partisi üyesiyim dedim bu seferde akp yi kıskanıyorsunuz dedi bizim zihniyet kodlarımızdanmıdır yoksa başka bir nedenimi var bilmiyorum ama çok önyargılıyız bizi önyargıya iten sebeb algılarımızın birleri tarafından yönlendirilmesi olmasın sakın sayın korunun bir yazısında bayan clintonun hamasın seçim zaferini yorumlarken seçimin hamasın kazanamayacagı şekilde algı operasyonu yapılmadan seçime gidilmesinin bir hata oldugunu belirtigini okumuştum ah algılar ah

CEVAP VER