Cimrilik Sarmalı

0

Hz. Mevlânâ’ nın yedi öğüdünden ilki ‘Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.’ diye başlar.

Karnını birkaç hurma ile doyuran, ömrünü kuru bir şilte üzerinde süren atalarımız göz ve gönül tokluğu içinde, huzura yaslı bir yaşam sürmeyi nasıl başarıyorlardı acaba? Sorumun cevabı yine Hz. Mevlânâ’ da saklı. Cömertlik insana yüce Yaradan’ ın bir lütfudur: ‘Ona cömertliği, merhameti veren de Sensin. Cömertlik eder neşelenir, sevinir, ona bu duyguları veren de Sensin.’ demiş. Ne de güzel söylemiş.

Şu an çoğumuzun evi dayalı döşeli, ardiyeleri belki üç dört ay yetecek erzakla dolu, derin dondurucularımız da hakeza. Gardıroplar, Allah daha çok versin baştan başa giysilerle donatılmış. Daha kıştan o yaz çıkacağımız tatil planı hazır. Çocuklarımızı en güzel okullara gönderiyor; yetmiyor o kurs senin bu kurs benim dolaştırıyoruz. Amma velâkin gözümüz bir türlü doymuyor sevgili okuyucularım.

Yeni Dünya düzeninin ağına düşmüş zavallı beşerler olarak; kendimizden, etrafımızdakilerden, sürdüğümüz yaşamdan bir türlü memnun olamıyoruz. Sistemin beyin yıkaması o derece başarılı ki ruhumuzun bir yanı hep bir huzursuzluk içinde kıvranıp dururken; toprağa ait olan diğer yanımız bize bu işte bir yanlışlık olduğunu fısıldayıp duruyor.

Doymak bilmez arzu ve isteklerimiz sürekli ‘daha çok, daha çok, daha’ diye emirler yağdıran bir gestapo misali ruh koridorlarında volta atıyor. Korkup, sünüp iyice dibe kaçarak varlığını sürdürmeye çalışan safiyâne ve biçare diğer yanımız bu hoyratlığa gık bile diyemiyor.

Sürekli kendini bir parça eksik hisseden kişi bir süre sonra doğal olarak katılaşıp kalıyor. Almak, almak ama bir türlü vermemek. Güven içinde olma duygusuna sahip olamadığından belki istese de verememek. Böylece benliğini hem maddi, hem manevi olarak kemirip duran cimrilik sarmalına kaptırıveriyor. ‘Cimrilik’ deyince öyle sadece parada pulda düşünmeyin. Bu illet öyle bir güçte ve bulaşıcı ki cepte akreple dolaştığın yetmez; duygulara, merhamete, sevgiye, içtenliğe, bakış açısına, mantığa aklınıza ne gelirse kolayca bulaşır oluyor.

Ben, çocukluğumu 80 ’li yıllarda İstanbul’un köklü semtlerinden birinde geçirdim. O yıllarda bizim sokağımızda kürdüyle, lazıyla, muhaciri, romanı, madamıyla mutluluk ve barış içinde yaşayan insanlar, birbirini cömertçe kucaklardı. Kimse kimsenin yaşantısı, kılık kıyafeti, inancına karışmaz saygısızlık etmez dostça yaşayıp giderdi. Şimdilerde, artık birini işe alırken bile cv niteliği taşıyan sosyal medya hesapların gözden geçiriliyor ve işverenin görüşüne aykırı bir paylaşım yaptıysan o pozisyon için birkaç gömlek üstün olsan bile, iş yerinin kapısından adımını dahi atamıyorsun.

Cimrilik öyle bir belâ ki a dostlar dokuz ay karnında taşıdığın canından can olan evlâdına bile şefkatini, desteğini gıdım gıdım verdiriyor. Yüce Yaradan ’ın hayır söyle diye verdiği, bal olması gereken o dilleri ‘Aaa sınavdan 8,5 mu aldın. 10 aldığın zaman seni daha çok seveceğim.’ diyebilen zehirli bir engereğe çeviriyor ve o masum yavruya en büyük mobbingi anne eliyle afiyetle yediriyor.

kaynak:Twitter
kaynak:Twitter

Yüzyıllar önce ‘gülümsemenin ve güler yüzlü olmanın bile sadaka’ olduğunu söyleyen Hz. Muhammed (asm) devrinden; bugün trafikte kendini kaybeden kimi hoşgörü cimrilerinin kolayca yırtıcı bir hayvana dönüştüğü devirleri deneyimliyoruz. Kılığı medenî, kendi vahşî cimrilik abideleri.

Bu hastalıklı duygu öyle bir yayılıp genişliyor ki. Kişi kendine dahi acımasızca ihanet ediyor, eleştiriyor, yalan söylüyor, kandırıyor. (Çok çirkinim, kırışığım, şişkoyum, yeteneksizim, güçsüzüm, elle tutulur bir yanım yok…vs.)

Hak ettiği hâlde sevdiklerimize bir güzel sözü söylemekten imtina ettiriyor. Şımarır, bi’ tarafı kalkar, ne gerek var diyerek ötelenen lâkırdılar, söz konusu taraflar açısından dile gelmiş olsa iki kat gönençle yaşanan cânım duygu sağanağı olabilecekken; yerini sıcaktan kavrulan bir yaz günü çisentisine bırakıp geçip gidiyor.

Uzmanlar, cimriliğin çocukluk döneminde ebeveynlerin yanlış tutumlarına bağlı olarak ortaya çıktığını söylüyor. Bu özelliklerini genellikle reddetme eğiliminde olan kişilerin, uygun bir tedavi ile içgörü oluşturup sağlığına kavuşabileceğini de vurguluyor. Tabii isterlerse…

Gel vatandaş gel. Ne olursan ol gel. Başı açık, kapalı, saçı mor, 56 bedeni, kafada tahtası bi türlü oturmayanı, bir karış etekle dolaşanı, deldirmedik-dövdürmedik noktası kalmayanı, geyi, lezi, delisi, zillisi, zil zurna sarhoş yerlerde yuvarlananı, dilinden duâ düşürmeyeni. Ne olursan ol gel. Kendini nasıl ifade ettiğin zırnık kadar umurumda değil. Benim gibi düşünmek zorunda da değilsin. E benim de en doğal hakkım, senin ki gibi. Sevmek için kotam da yok benim. Sadece tek bir şartım var. Sadece. İyi bir yüreğe sahip ol yeter. Niyetin, iyilik için atılacak bir adım olsun.
Bende hepinizi sevecek kocaman bir yürek, yaralara üfleyecek mangal gibi ciğer var.

Unuttuysan bugün bir ara aynada kendine bir öpücük at. (ha sahi, ne zamandır cimrilik etmeden baktın gözünün nuruna) Belki en derinine inmiş o gıkı çıkamayan taraf; yüz bulup ne olduğunu sana daha kuvvetli sayıklayacak. Sayıkla. İNLE. DİNLE.

kaynak: flickr
kaynak: flickr

Sende var olduğunu düşündüğün ve paylaşmaktan çekinmediğin her şey; akışta olduğun sürece bumerang etkisiyle yeniden sana döner…

Tanrı ’nın her birimiz için ayrı ayrı lutfettiği özellikleri sevgiyle kucaklayıp, zekâmızla harmanlayıp, eğitimle eğip büküp ilk olarak cömertçe kendimize, ardından çevremize nakledecek dengeli ve faydalı bir ömür sürme dileğiyle…

Bugün aşırı klişe bir veda cümlesi seçtim. Kimi zaman klişe şeyleri severim.

‘Bugün bundan sonraki hayatının ilk günü.’

Cimrilik etme! Hadi!

Sevgiline onu çok ama çok sevdiğini söyle.

Kapak Resmi: bloglovin

CEVAP VER