Dış Güçler Diyoruz da, Sorunun Asıl Kaynağı FED Olmasın?

0
1990 yılında İzmir'de doğdu. Lisans ve yüksek lisansını ekonomi alanında Sabancı Üniversitesi'nde tamamladı. Şu anda UPenn'de doktora çalışmasına devam etmektedir.

Eve geldiğinizde beklemediğiniz bir şekilde mutfakta tencerenin içerisinde sıcak yemek bulursanız ne düşünürsüz? Yemeğin Allah tarafından gönderildiğini mi, yoksa evdeki başka birisinin, eşinizin, annenizin, yaptığını mı düşünürsünüz? Allah’ın her şeye gücü yettiğine göre teoride o yemeği oraya Allah koymuş olabilir. Buna rağmen biz bunu düşünmeyiz, ikinci şıkkı düşünürüz. Bunun nedeni ilkinin olamayacağı fikri değildir, nedeni geçmiş gözlemlerimizin, yani elimizdeki verilerin ikinci açıklama ile uyumlu olmasıdır. Geçmişte hep yemeğin birisi tarafından yapıldığını gördüğümüz için bu sefer de yemeğin birisi tarafından yapıldığını düşünürüz. İnançlarımız gözlemlerimizi hiç bir nedene dayandıramadığımızda devreye girer.

Türkiye’de bugün olan bütün olayları bir komplo teorisi şeklinde Batı’nın tasarladığına inanabiliriz. Dünyadaki bütün problemlerin sorumluları onlardır diyebiliriz. Eğer Türk Lirası kısa sürede yüzde 10’nun üzerinde değer kaybettiyse bunun nedeni Batılıların ekonomimize müdahalesi diye düşünebiliriz. Ama bu düşünce bir argüman değildir, çünkü bu çürütülemez. Hangi açıklamayı karşısına koyarsak koyalım, o yaptığımız açıklamanın da nedeninin Batılılar olduğunu söyleyebiliriz. Buna karşın hiç bir zaman tam olarak dış mihrakların bizimle oynadıklarını ispatlayamayız.

Her insanın düşünce sistemini oluşturan ön kabulleri, inançları vardır. Bir şey hakkında hüküm getirirken de bunların etkisinden kurtulamayız. Ben de Batılıları sütten çıkmış ak kaşık olarak görmüyorum, sonuçta sömürgecilik tarihi ortada. Benim de inancım Batılıların sömürüye çok da karşı olmadığı yönünde. Ama eğer elimde daha somut, verilerle de uyumlu bir önerme var ise, benim metodum inancımdansa o önermeyi kabul etmek yönündedir.

Şimdi gelin son günlerin popüler konusu dolara bakalım. Malumunuz Türk Lirası Dolar karşısında son bir ayda yüzde 10’un üzerinde değer kaybetti. Kriz söylemleri başladı. Bir kısım insanlar bunun nedenini Batılıların bizim ülkemiz üzerinde oynadıkları oyunlar olarak gösteriyor. Darbe ile yıkılmayan devleti ekonomik olarak yıkmaya çalıştıklarını iddia ediyorlar.

Bu elbette ki anlaşılabilir bir açıklama. Sonuçta yatırımlarımızın yarısını dışarıdan sağlamak zorundayız, cari açık yıllardır bir problem. Üretimimiz ithalata bağlı, ithal etmeden yaşayamayacak seviyedeyiz diyebiliriz. Yani yabancı yatırımcılara mecburuz. Ekonomimiz biraz onların elinde. Dolayısı ile manipülasyona açığız. Derecelendirme kuruluşları da ortada, yatırım yapılabilir seviyemizi düşürüyorlar, Dolar bir anda 3.50 Liranın üstüne fırladı. Gerçekten de oyuna geliyor olabilir miyiz?

Bu açıklama tam olarak yeterli değil, çünkü bir önceki yazıda da belirttiğim gibi, bugünkü paranın değer kaybetme sorunu Türkiye’ye özgü değil, diğer gelişmekte olan ülkelerin de paralarında değer kayıpları oluyor. İkincisi madem Batılılar ekonomiyi çökertmek istiyorlardı, neden bunları hemen darbe girişimi sonrası yapmadılar? Moody’s pekala ertesi günü yatırım yapılabilirlik seviyemizi düşürebilirdi. Bunun için de bir açıklama yapmasına bile gerek yoktu, bir ülkede darbe girişimi olması bile sorunların göstergesi. Onun yerine beklediler, açıklamayı ertelediler. Halbuki o sırada düşürseler Türkiye ekonomisi çok daha kırılgan bir hale gelecekti. Bu yüzden bu işin arkasında bir oyun olduğunu söylemek yeterli değil.

Bugünkü Türk Lirası’ndaki değer kaybının nedeni, bana göre, Amerika Merkez Bankasının (FED) uyguladığı para politikaları. Birinci grafik 2012 yılının başındaki Dolar kurunu baz alarak bazı gelişmekte olan ülkelerdeki kurun değişimini gösteriyor. Türkiye açık mavi renkteki çizgi. Grafikteki dikey çizgiler ise FED’in açıklama yaptığı günleri gösteriyor. FED Açık Piyasalar Komitesi (FOMC) yılda sekiz kere toplanıp para politikası ile ilgili karar alıyor. Ben bunlardan gelişmekte olan piyasaları ilgilendiren 7 tane toplantı sonucunu aldım.

Kriz sonrası FED ekonomiyi toparlamak için para politikasında gevşemeye gitti, faizleri sıfır seviyesinde tuttu ve piyasadan tahvil satın alarak piyasaya para sürdü. İkinci işleme niceliksel genişleme (Quantitative Easing) adını veriyoruz. FED’in beklentisine göre bankalar bu paraları işletmecilere verecek ve böylece Amerika’da yatırım artacaktı. Ama Amerika krizden tam çıkmadığı için yapılacak yatırımın getirisi düşük ve riski eskisine oranla yüksek olacaktı. Bu yüzden, bu para, riski daha yüksek ama getirisi de daha yüksek olan gelişmekte olan ülkeler olarak adlandırdığımız Türkiye, Brezilya, Rusya, Hindistan gibi ülkelere gitti. İşte bu ucuz para sayesinde bu ülkeler gelişmiş ülkelere kıyasla daha iyi performans sergilediler.

Grafikte görüldüğü gibi Dolar bütün ülkelerde FED’in ilk etkili açıklamasına kadar düz bir şekilde ilerliyor. 22 Mayıs 2013 tarihinden sonra ise Meksika hariç diğer ülkelerin para biriminde yukarı doğru yönelme görüyoruz. Çünkü 22 Mayıs’ta FED yakın zamanda niceliksel genişlemeyi durduracağını açıkladı, yani ucuz para döneminin sonuna geliyorduk. Dolayısı ile piyasalar buna tepki olarak gelişmekte olan ülkelerden paralarını çekmeye başladılar, bu da kurların yükselmesine neden oldu. İkinci açıklamada tahvil alımlarının hacminin azalacağını, üçüncü açıklamada ise tahvil alımlarının tamamen durdurulduğunu açıkladı FED. Bu üç açıklamadan sonra Türk Lirası değer kaybına uğradı. Fark ederseniz bu çizgiler arasında çizgi yataylığa geçmişken açıklama ile birlikte tekrar yukarıya doğru yöneliyor. Ondan sonraki iki çizgi yeşil, çünkü Türk Lirası bu açıklamalardan çok etkilenmemişe benziyor. Açıklama sonrası hafif aşağıya doğru yöneliş gözlemliyoruz. Bunlardan ilki faizin artacağına yönelik sinyal, ikincisi ise 0.25 puanlık faiz artışı. Her ne kadar açıklama sonrası kur hafif düşüş gösterse de, trend olarak faiz artışına kadar yükseliş var. Buna rağmen bir sonraki açıklamada, 29 Eylül 2016’da faiz artışının olabileceği sinyali verilmesi ile birlikte Dolar tekrardan tırmanışa geçmiş, ve Yellen’ın faiz artırımının yakın olmasını açıklaması ile birlikte artış eğimini yükseltmiş durumda.

Diğer ülke para birimlerine baktığımızda ise Endonezya’nın Türkiye’ye paralel hareket ettiğini görüyoruz. Rusya çılgın bir vaziyette, dağ gibi olmuş. Hindistan ise tahvil alımlarının durdurulacağının açıklanmasından en çok etkilenen ülke iken, sonraki açıklamalar pek etkili olmamış, yatay hareket etmiş. Meksika ise tahvil alımlarından değil ama faiz açıklamalarından etkilenmiş gözüküyor. O da faiz artırımları ile birlikte Türkiye’ye paralel hale gelmiş vaziyette.

Peki bütün bunların sorumlusu FED mi, ülkelerin kendi iç sorunlarının etkisi yok mu? Diğer ülkelerin sorunlarını bilmiyorum, Hindistan’ın siyası sorunlarını eklemem zor. Ama Türkiye’nin biliyorum. Aşağıdaki grafiğe Dolar/TL paritesini koydum ve Türkiye ile ilgili bir kaç çizgi daha ekledim: Gezi Parkı Olayları, 17-25 Aralık, 15 Temmuz darbe girişimi ile Ankara ve İstanbul’daki terör olayları. Ölü sayısı diğer terör eylemlerine oranla fazla olduğu için en çok bunların etkilemiş olabileceğini düşündüğüm için bu iki olayı aldım. Mor çizgiler iç olaylar, kırmızı çizgiler FED’in açıklamaları, yeşil çizgi ise FED açıklamaları ama olumsuz etkisi az olanlar.

Gezi Parkı olayları FED’in tahvil alımını durduracağını açıklamasından bir kaç gün sonra meydana geldi. Dolayısı ile oradaki artışın sadece Batılıların Gezi Parkından istifade edip Türk ekonomisini çökertmesi olarak yorumlayamayız. Daha önce de açıkladığım gibi FED açıklaması bizim durumumuzda olan diğer ülkeleri de eklediğine göre bizi etkilemesi de doğal. Hatta bizi etkilemesi diğer ülkelere oranla az olduğu için Gezi Parkı’nın etkisinin minimal kaldığını söyleyebiliriz. Aksi halde iki etkenin birleşmesi ile diğer ülkelerden çok daha fazla etkilenmemiz gerekirdi. 17-25 Aralık ise açık bir şekilde kuru etkilemiş. Burada FED’in etkisinden bahsedemeyiz. Buna karşın terör olaylarından sonra Dolarda yükseliş olmamış, 15 Temmuz’dan sonra kısa süreliğine yükselip eski seviyesine gerilemiş gözüküyor. Ama gelgelelim FED’in faiz arttırımı sinyali ile yükselişe geçmiş.

Ben bu iki grafiğe bakarak “bu işin arkasında bir iş var, birileri Türkiye ekonomisi ile oynuyor” iddiasındansa “ucuz para dönemi bitti, Dolar aslanın ağzında” argümanının doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü veriler ikinci açıklama ile örtüşüyor. İlki doğru olsaydı müdahale için bir çok fırsat vardı, ama iç sorunlar sonrası artışlar FED açıklamaları sonrası oluşan artışların gölgesinde kalıyor. Dolayısı ile bu işin arkasında Batılılar var demek kolaycılığa kaçmak oluyor.

Peki FED de Batı değil mi? Sakın FED üzerinden bize oyun oynanıyor olmasın gibi bir soru akla gelebilir. Birincisi bu kararlardan sadece Türkiye değil, bütün dünya ve Amerika’nın kendisi de etkileniyor. Bu yüzden para politikası ile oyun oynamak çok da efektif değil. İkincisi bu durumun farkındaydık. FED sonsuza kadar piyasaya para süremeyeceğine, faizleri sıfır seviyesinde tutamayacağına göre bu günlerin geleceğini biliyorduk. Dolayısı ile hazırlıksız yakalandık, beklemiyorduk demek mantıklı değil. Biliyorduk, bekliyorduk, sadece önlemimizi almadık.

CEVAP VER