Benden Öğrenme, Beni Öğren

0

 

Benim eğitimle ilgili büyük bir problemim var. Ki problemi olmayan kaç kişi vardır o da ayrı mesele.

Şu an uygulanmakta olan eğitim modelini/sistemini beğenmiyorum. Anaokulundan üniversitesine, hatta doktora ve sonrasına kadar berbat ve standart bir sistem var ve bu sistem insanı insan yapan, ona kıymet veren, akılla kalbi birleştiren bir sistem değil.

İYİ İNSAN yetiştiren bir sistem hiç değil. İnsana merak duygusu aşılayıp, “ölene kadar öğrenmenin hazzını yaşayan insan” tipi yetiştiren sistem hiç hiç değil…

Birincisi birilerine bilgi aktarmak için sınıf/okul şart mı?

Yüzyıllar önce bilgiye ulaşmak çok zor olduğu için, medreselerde, kiliselerde hoca ve öğrenciler bir araya gelirmiş. Bilgi çok az sayıda kişide olduğundan, ancak onların yanına giderek bilgi ediniliyormuş. Çok az sayıda kitap olduğundan dolayı kitabın yanına gitmek zorunda kalıyorlarmış.

Peki, bu yüzyıl neden hala aynı sisteme devam ediyoruz. Bu sistemi günümüzde de uyguladığımız için çok saçma bir iş yapmıyor muyuz?

Bilgi çok az sayıda kişide mi var ki onların yanına gitmek zorunda kalıyoruz.

Bugün her tarafımızdan bilgi akıyor. İstediğimiz her yerden her türlü bilgiyi öğrenebiliyoruz. Google zamanımızın en büyük üniversitesi. Dünyanın en iyi fizik dersi veren hocasını internetten izleyebiliriz. Dünyanın en iyi hocalarından matematik, kimya, psikoloji, felsefe derslerini internet ortamında öğrenebiliriz.

İkincisi biz bunları evimizde öğrenirsek, okullarda ne öğretilecek?

20-30 yıl önceki ders notlarını PowerPoint halinde sunum yapınca eğitimi güncelledik mi sanıyoruz. Teknolojiye ayak uydurduğumuzu mu sanıyoruz. (İşin hakkını verenleri hariç tutuyorum.)

Sunumlarda gösterilen tüm bilgiye ben internetten ulaşabiliyorsam o okula neden gidiyorum?

Bir hocamız “Benden öğrenme, Beni öğren” demişti, artık bu yaklaşıma geçmemiz lazım.

Akademisyenlerimiz, öğretmenlerimiz “Gel benden öğren” değil “Gel birlikte birbirimizi öğrenelim, birlikte bir şeyler öğrenelim” demeliler.

Allah-u Teala bizleri alabildiğine zengin ve farklı şeylerin zengini olarak yaratmış. Ön plana çıkan farklı farklı zenginliğimizle, farklı heves-heyecan duygularına sahip olarak yaratılmışız.

Akademisyenlerimiz, öğretmenlerimiz bu zenginliklerimizi fark edip bize uygun bir aşılama yapacağına, bu zenginliklerimizi çözemedikleri için ve de buna uğraşmadıkları için bildiklerini aşılayıp geçiyorlar.

Mesela gökyüzünün mavi rengini nasıl aldığını, bitkilere renk veren maddenin ne olduğunu hocadan öğrenmeme gerek yoktur. İnternete yazar bulurum. Ama hoca bana öğretmek yerine, merak duygusunu aşıladığı takdirde gider internetten araştırırım.

Merak duygusu kazandırmak, öğretmekten çok daha hayırlı bir iş. Öğretmenlerimiz kısa sürede, eğitmek anlayışından, merak duygusu aşılama anlayışına geçerler umarım.

Ünlü bilim insanı, fizikçi Richard Feynman, güzel bir çiçeğin vereceği mutluluğu bir bilim insanı da, en az bir ressam kadar hissedebilir, yaşayabilir demiş.

Ve bir röportajında:

“Çiçekte bir ressamın gördüğünden daha fazlasını görebiliyorum. İçindeki hücreleri hayal edebilirim; hücre içindeki karmaşık hareketlerin de bir güzelliği var. Yani sadece bir santimetrelik bir güzellik değil: daha küçük boyutta da güzellik var. İç yapısı, hareketler…

Polenleri yaymak amacıyla böceklerin ilgisini çekmek için, çiçeklerdeki renklerin oluştuğunu bilmek de ilginç. Böceklerin renkleri görebildiğini ispatlıyor bu.

Bir soru çıkıyor ortaya: şu “estetik duygusu” insandan başka canlılarda da mı var? diye.

Çiçeğin muhteşemliğine, gizine ve heyecanına katkıda bulunan bu sorular bilimsel bilgiden kaynaklanıyor. Görüldüğü gibi bilimsel olmak güzelliğe sadece katkıda bulunuyor. Güzelliği azaltmıyor.”

Şimdi bu bilim insanına, eğitim döneminde: ”Tüm nesnelerin renklerini oluşturan moleküller pigmentlerdir” diye saatlerce anlatsalardı, bu insan, çiçeklerdeki ve hücrelerindeki bu güzellikleri görebilir miydi? Merak duygusu bu insana aşılanmasaydı, çiçeğin içindeki hücreleri, çiçeklerdeki renklerin böceklerin ilgisini çekmek için kullandıklarını hayal edebilir miydi???

Richard Feynman “Babam bana, dünyayı ve ne kadar ilginç olduğunu anlatmaya çalışırdı” diyor. Keşfetmenin mutluluğunu kazanınca, ileride dünya çapında bir fizikçi olmuş ve ölene kadar da kendi içindeki merak duygusuyla öğrenmeyi sürdürmüş.

Tabii bir dönem atom bombası çalışmalarında da yer aldığı için, bu bilim insanını göklere çıkarmak istemiyorum. Zaten şimdi de o konuya geçeceğim. Her şeyi çok iyi bilince, merak duygusu kazandırınca yeterli mi?

Bu yüzyılda ne öğretilecek?

Biz artık kocaman sürünün içindeki birbirine benzeyen birer koyun olmak zorunda değiliz ve artık bunu istemiyoruz. Sürünün içinden kendi rengini sergileyebilecek özgür ruhlu bireyler olmak zorundayız.

Çünkü hep birbirinin aynı şeyleri söyleyen yığınlarla, toplumsal olarak da çok ilerleyemeyeceğimizi göreceğiz.

Bilginin bu kadar fazla olduğu bir dönemde, bilgi değil başka bir şey anlatmak zorunda olduğumuzu anlayalım artık.

Erdem, sevgi, keşfetmenin mutluluğu, hoşgörü, merak duygusu, öğrenmeyi sevmek gibi kavramları önceliğe almak zorundayız artık.

TED konuşmasında Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan:

“Benim rüyam; çok iyi matematik bilen, çok iyi fizik bilen, çok iyi edebiyat bilen insanlar değil.

Benim rüyam; dünyanın en iyi girişimcileri değil. En fazla kar eden girişimcileri de değil.

Benim rüyam; dünyanın en iyi üniversitelerinde okumuş gençler de değil.

Benim rüyam; İYİ İNSANLAR yetiştirebilmek.

Toplumun sorunlarına duyarlı insanlar yetiştirebilmek. Birileri acı çekiyorken, bir yerlerde bir yara kanıyorken, onun acısını duyabilen insanlar yetiştirebilmek.

Ben girişimciliğe değil sosyal girişimciliğe inanıyorum.  Üretilen her bir değerin yanı sıra bir başka değerin daha üretilebileceğine inanıyorum. İnsana dokunmayan hiçbir şeyin sosyal kar anlamına gelmediğini düşünüyorum. Sadece kar odaklı değil ben sosyal kardan yanayım.”

Dünyaca ünlü fizikçi olabiliriz, en iyi matematikçi, en iyi girişimci, en iyi asker, pilot, mühendis vs. olabiliriz ancak iyi insan olamazsak, kanayan yaralar kanamaya devam edecektir.

Kansere çözüm üretmek için bilimle uğraşalım, gökyüzünü çözebilmek için bilimle uğraşalım. Bunları yapabilmek için küçüklükten itibaren keşfetmenin mutluluğunu öğretelim ancak bunların hepsini sıfırlar olarak görelim. Baş tarafına bir “1” koymazsak hepsinin anlamsız olacağını bilelim. Buradaki 1’de iyi insan olabilmektir.

Sonuç olarak:

Birlikte bir şeyler öğrenmek zorundayız. Keşfetme duygusunu kazanmak, kazandırmak zorundayız. Merak duygusunu aşılamak zorundayız.

Bütün bunları yaparken de yürekleri eğiterek bu meziyetleri İYİ İNSAN olabilmek için bir araç olarak kullanmalıyız.

“İyi İnsan olmak için yaşıyorum” diyen insanların sayısını artırırsak, ne mutlu eğitim sistemimize…

CEVAP VER