‘Geleceğin Dünyası: Quantum-İslam-Kişisel İçtihat Sistemi

5
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Eskiden hepimizin evini süsleyen tahtadan yapılmış divanlar vardı.

Bakır tencereler, kaplar..

Kalkıp kanalını değiştirdiğimiz TV’lar…

Babam yazılarını, şeritini değiştirirken elleri siyahlaşan daktilosunda yazardı…

Artık bunların hiçbirisi kalmadı.

Bimiyorum belki de klasik sevenler hala kullanıyordur.

Ama genele baktığımızda insanlar hep yeni ürünler peşinde koşuyorlar.

Avrupa’da o kadar ileri boyutta değil, ama Türkiye’ye baktığımızda, teknolojiyi takip etmek, aktüel olmak bayağı aşırı şekilde…

En son model arabalar, en son model cep telefonları, tabletler…

Hayatında teknolojiyi bu kadar hızlı takip edip, sürekli yenilemek isteyen bu insanların, inandıkları Din ile ilgili neden KLASİK-SEVER olduklarını anlamaya çalışıyorum, ama başarılı olduğumu söyleyemem.

Haber programlarında son zamanlarda yapılan tartışmalarda işlenenler, hala FETÖ konusu etrafında dönüyor ve ben de dinlerken, ‘hala aynı şeylerin konuşuluyor olması ne kadar enteresan’ diye düşünüyorum.

Sunucuların ‘Peki çözüm nedir? Bunun önüne nasıl geçilir?’ diye soru yönelttiklerini duydukça, yüzlerce telefondan, santralleri kitlercesine aramak ve seslenmek istiyorum:

‘Arkadaşlar, bu kadar zor değil. Samimice, AKLIMIZI kullanırsak, bu sorunlar çözülür’.

Sonra da diyorum, belki hayat dediğimiz şey bu aslında. Basit olan bir iş için haftalarca, aylarca, yıllarca uğraşmak.

Kişisel İçtihada dayalı İslam Anlayışı’dır çözüm.

Devlette illegal yapılanmaların önlenmesi için,

Yurtlarda masum çocukların yanarak ölmemesi için,

Grupların-cemaatlerin-mistik yapıların İslam’ı başkalaştırmamaları için,

AKP-CHP kavgasının bitmesi için,

Kısacası İslam’ın doğru anlaşılması ve yaşanması, sağlıklı bir toplum oluşması için…

Nedir bu anlayış?

Nasıl müslümanlar ve toplum için çözüm olacaktır?

Kişisel İçtihada dayalı İslam anlayışı, aslında İslam’ın geldiği zamanki gibi toplumda anlaşılması ve yaşanmasıdır.

O toplumdaki müslümanlar gibi, günümüzde de müslümanların ayetleri öğrenmesi, anlaması, özümsemesi ve kişisel içtihat yapmasıdır.

Bugün müslümanlar, 23 yılda tamamlanan İslam’ı bir anda önlerinde bulmuşlar ve bundan dolayı da bocalamışlardır.

Kişisel içtihada dayalı İslam anlayışı; insanın kendi hayatında İslam’ını geliştirmesi, yetiştirmesi ve kendi İslam’ını oluşturmasıdır.

Onüç yıllık Mekke dönemini hayatında algılaması, yaşaması ve daha sonra Medine dönemindeki gibi ayetleri okuması, anlaması ve hayatına uyarlamasıdır.

Nedir Mekke dönemini algılamak ve yaşamak?

Düşünmeyi, hayatı ve kainatı gözlemlemeyi, Yaratıcı’yı kendi aklı ve kalbiyle araması, hayatı farkedebilmesi ve Yaratıcı’nın kanunlarına tam olarak inanmasıdır.

Birkaç örnekle açmak gerekirse:

Müminun Suresi’nde geçtiği gibi huşu ile ve Allah için namaz kılarlar. (Gösteriş ve desinler diye değil). Boş işlerden yüz çevirirler. (Günümüzdeki sosyal medya alışkanlığı, oyun hastalığı gibi) vs.

Allah sebze ve meyveleri mevsimlerine göre yaratır. Bu Allah’ın Sünnetullah’ıdır. Bugün bakıyoruz ki, kış sebzeleri-meyveleri yazın, yazın olanlar kışın tüketiliyor. Bunu eğer müslümanım diyenler de yapıyorsa, bu bir bakıma Allah’ın kanunlarına karşı çıkmaktır.

Diyeceksiniz ki, bu kadar da düşünmeye ne gerek var?

Evet var, çünkü dünyanın dengesinin bozulması, insanların dengesinin bozulması herşeyi anormalleştirmekte ve normal-anormal birbirine karışmaktadır.

Medine dönemindeki gibi müslümanların, kendi kişisel içtihatlarını yapmaları nedir ve nasıl olur?

İşte sorun da tam burası.

İçtihat yapamaz müslümanım diyenler…

Hayatlarında herşeye karar verirler, vakitlerinin büyük bölümünü ilim yerine TV karşısında geçirirler, oy kullanırlar ve devleti yönetecekleri seçerler, ‘önemli olan milletin kararıdır’ derler, ama milletin, halkın kendi hayatında dini öğrenmesi, anlaması ve kendi hayatına uyan İslam anlayışının oluşması konusuna gelince.. ne yazık ki, bunu beceremezler.

Neden?

Çünkü içtihat yapamaz insanlar.

İçtihadı onlar yerine dini gruplardaki abiler, ablalar, hocalar, hocahanımlar yaparlar.

Mistik yapıdaki, kendilerine gelmiş geçmiş bin yılın ilmi verilen şeyhler ve efendiler yaparlar da ondan.

Peygamber zamanını okuyanlarınız varsa bilirler.

Peygamber hanımlarıyla ilgili bır konuda, huzursuzluk çıkar ve Peygamber ‘bir daha bal şerbeti içmeyeceğini, kendine haram kıldığını’ söyler. Sonra ne olur biliyor musunuz?

Allah, Tahrim suresiyle Peygambere der ki: ‘Ey Peygamber, sen helal olanı niçin kendine haram ediyorsun?’

Bu nedir biliyor musunuz?

Peygamber dahi olsa, Allah’ın hukuku söz konusu olduğunda, Allah’ın meydan okumasıdır.

Ben şimdi soruyorum kendime:

İslam’ı başkalaştıran, değiştiren o kadar hoca, hocahanım, abi, abla, şeyh, efendi sizin durumunuz nicedir acaba?

Belki şu an sizin çağınız, doğrudur.

İnsanlar okumuyorlar, ilimle uğraşmıyorlar, kendileri için en önemli dedikleri dinle ilgili bile tefekkür etmiyorlar.. bu da doğru.

Ancak fiziğe yön veren Newton mekaniği artık değişti.

Newton mekaniği değişip, yerine Quantum düşüncesi artık her noktada etkisini gösteriyorsa, sizin zamanınız da çok sürmeyecek, din adına kendini yetkili görenler..

Bize öğretilen, ‘kim deneyi yaparsa yapsın deneyin sonucu aynı şartlar uygulandığında hep aynıdır’ düşüncesi, Quantum fiziği ve deneyleri ile değişti.

Artık modern fizik, Quantum fiziği diyor ki: ‘Deneyi yapan kişi deneye etki eder. Bakışaçıları deneyin sonucunu etkiler’.

Quantum’un bu düşüncesi din anlayışında da etkisini gösterecek.

İnsanlar belki yirmi otuz yıl sonra diyecekler ki, benim bakışaçım herşeyi değiştiriyorsa, demek ki benim dini anlamam da diğerininkinden farklı.

Demek ki benim dini anlamam bir başkasına bağlı olmamalı.

Demek ki hoca, hocahanım, şeyh yada efendi benim adıma dini anlayıp yorumlayamaz.

Demek ki ölünce Allah, bana hesap soracak, demek ki Allah bana ‘nasıl bir hayat yaşadın’ diye soracak, demek ki Allah bana ‘hangi hocaya, şeyhe uydun’ diye sormayacak..

O zaman ben kendi İslam’ımı oluşturmam gerek.

Kendi içtihatlarımı yapmam gerek.

Tabii o yıllar geldiğinde.. eserler, kitaplar da değişecek.

Ayetleri kelime ve nüzul sebebiyle açıklayan eserler,

Konularına ve güvenilirliliğine göre sıralanmış hadis kitapları,

Kelamı, Quantum merkezli anlatan, zihinlerin kiraya verilmemesi gerektiğinin önkoşul olarak alındığı ve kişinin hayatı endeks alınarak yazılmış nüshalar,

Kişinin ilmi kadar amel edeceğinin, ilmi kadar kişisel içtihat yapmasının önünü açan İslam hukuku eserleri ve niceleri yazılmış olacak…

İşte o zaman, şimdiki gibi, on kitap okumadan, ilmi eserleri bilmeden İslam hakkında ahkam kesenler olmayacak.

İşte o zaman İzmir gavur olmaktan çıkacak.

İşte o zaman insanlar hayatın ve anın tadını çıkaracaklar.

İşte o zaman Hz. Ömer’e camide ganimetler yüzünden hesap sorabilen kadın gibi özgürce soru yönelten insanların olduğu HUKUK Düzeni olmuş olacak.

İşte o zaman hem Türkiye, hem Ortadoğu hem de Dünya insanca yaşamanın hazzına varmış olacak…

Sevgilerimle…

Sinan Eskicioğlu

5 YORUMLAR

  1. Çok önemli ve hassas bir konuyu cesaretle ele alıyorsunuz. Düşüncelerinize katılıyorum. Eğer Türkiye’de okuyan insanların sayısını artırmazsak çocuklarımızın geleceğinden endişeliyim. Kuran okumak hiç bir zaman bugünkü kadar kolay değildi. Internet tablete indirilebilecek Türkçe Kuran’la dolu. Bir defa tabletinize indirdikten sonra hiç internete girmeden hep yanınızda ve her yerde okumak mümkün.
    https://play.google.com/store/search?q=kuran%C4%B1%20kerim&c=apps&hl=tr

  2. “Devlette illegal yapılanmaların önlenmesi için,
    Yurtlarda masum çocukların yanarak ölmemesi için,
    Grupların-cemaatlerin-mistik yapıların İslam’ı başkalaştırmamaları için,
    AKP-CHP kavgasının bitmesi için,
    Kısacası İslam’ın doğru anlaşılması ve yaşanması, sağlıklı bir toplum oluşması için…”
    bence yukarıda saydığınız şeyler için, sizin ve sizin gibilerin, bu konularda yazı yazmayı işin uzmanlarına bırakması gerekiyor.
    Yarım doktor candar eder, yarım hoca dinden eder

  3. Sayın Yazarın değerli ve önemli yazısını önceki yazısı gibi ilgiyle okudum.
    I
    Bir önceki yazı ile bu yazı bende bir tür “İslami Protestanlaşma” isteği algılamasına yol açtı.
    Hristiyan ortaçağda Katolik dogmaya karşı verilen Protestan mücadele, benzer savlardan hareket ederek kendini gerçekleştirmişti.

    Martin Luther’de (1483-1546) bir keşiş-teoloji profesörü olarak dinin kişisel-aracısız-masumane algılanmasına vurgu yaparak, geleneksel Katolik dogmanın egemenliğine karşı savaş açmıştı, Protestanlık bu eleştirel kaynaktan doğdu.

    Ancak bu itikadi ayrışmanın zeminini ve gerçekliğini anlamak için çağın siyasal dönüşümüne iyi bakmak gerekir…
    Protestan ayrışma sonuçta, Roma Kilisesinin ve dolayısıyla Papalığın ruhani+dünyevi egemenliğinin kırılması, yerel ulus ve sınıfların özgürleşmesi ile siyasallaşmasına hizmet etti…
    Bu toplumsal ve kitlesel taban olmadan dogmayı dönüştürmek çok zor…
    II
    Dinsel dogmayı merkezileştirerek bütün insani aktiviteyi bu dogmanın etrafında düşünmek ve eylemek doğası gereği sorunlu…
    Bu, dinleri taklit eden ideolojilerin de temel sorunu…

    Yazıda da belirtildiği ve alışılageldiği üzere, aslında dinsel çıkarım altında, kıyas yoluyla sürekli dünyevi olan-nesnel açıklanır, çünkü gerçekte insanın başka bir bilgisi veya tasavvuru yoktur…

    Yazıda bu yapısal dogmalaşma eleştirilirken ve bundan çıkış yolları aranırken, imdada dünyevi çıkarımlarla desteklenen atomize olmuş başka dogmalar çağrılıyor gibi…
    III
    Her şey gibi dinde mutasyona uğruyor…
    Bu da insanlığın ve hayatın akışı, değişimiyle ilgili…
    Din insan cinsi olarak hayatlarımızı anlamlandırıyor, üstelik kutsallaştırıyor…

    Din, insanın diğer mahlukatın zararına yeryüzüne egemen-hakim olmasını meşrulaştırır…
    İnsanoğlu bir baldırı çıplak olarak doğada en çaresiz yaratıkken, yapısı ve çıkarları gereği yeryüzüne egemen olur, hayvanları kendisi için evcilleştirir, kullanır ve yer, coğrafyaları mülk edinir, gezegeni, hatta evreni sahiplenir…

    Şuna inanır “her şey kendisi için yaratılmıştır”.
    Bildiğim kadarıyla bu ego hiçbir canlıda yoktur…
    Doğru, bir gergedanın dünyada ne hükmü olabilir, boynuzunun değerinden başka…
    İnsan dünyaya egemen oldukça gergedanlar yok olur, zira onlara yaşam alanı kalmaz…

    İnsan cinsi yeryüzünün efendisi-sömürgeni olduğunun tasdiklenmesi, sırtının daha üstün bir güç tarafından sıvazlanmasını ister…
    Bunu kendi kendine yapamaz…
    Varlığını, asıl önemlisi kibrini, gittikçe kendisinden uzaklaştırdığı daha yüksek bir anlayışa dayandırarak kutsallaştırır…
    Alan kendisidir, veren de kendisi olur…
    IV
    Dini ve ideolojik inanç ile bilgi dünyasını olabildiğince birbirinden ayırmak gerek…
    Düşünce ve eylem anlamında “ilim – bilim” tasnifini daha derin esaslarla ele almakta fayda var…

    Sağlıklı toplum ile din arasında doğrudan bir ilişki olduğunun kanıtlanmaya ihtiyacı var…
    Bu varsayımın tutarlılığı özellikle zamanımızda sorunlu…
    Hayali dünya inşa etmek için her zaman aynı iyi örneklerin öne sürülmesi, Halife Ömer’in ve diğer halifelerin ne yazık ki katledildiğini unutturmuyor…

    Geçmişin tekrarından gelecek inşa edilmiyor…
    Sayın Yazar gibi yeni şeyler söylemek ve de yapmak gerek…
    Herkes öyle ya da böyle ait olduğu zamanı yaşıyor ve zamanının tefekkürünü ve irfanını gerçekleştirmek zorunda…
    V
    Hukuka ötekinin hakları üzerinden bakmakla dindarlık arasında doğrudan bir ilişki yok…
    Bunu geçmiş yüzyıllara bakarak söyleyebiliriz, bu olsa olsa dindarlıktan daha çok insanlıkla ilgilidir…
    Gerçekten adalete hizmetin veya uyarlığın toplumsal ve kamusal zemini yoksa hukuk-haklar işlevsiz kalıyor…
    VI
    Müslüman-Sunni-Hanefi tedrisatından geçen birisi olarak sonuçta ne diyebilirim…
    Hayatın bana sürekli öğrettiğini söyleyebilirim ancak;
    “İnsan kendi kendisinin çaresidir” denebilir… Belki!?

    Benim kestiğim ahkam da buraya kadar…

    Sayın Sinan Eskicicioğlu’nun değerli açılımlarına devam etmesini diliyorum…

  4. Çok önemli konulara özel ve güzel bir bakış ..
    Bireysel ekleme; “Allah, Tahrim suresiyle Peygambere der ki: ‘Ey Peygamber, sen helal olanı niçin kendine haram ediyorsun?’’ -Peygamber bile yanlış karar vere bilir. Peygamber dahi yanlış karar verebilirken ‘her kararının, yaptığının doğru olduğunu sananlara ve ister siyasi ister dini ister bilimin önderi kişilerin her kararını Allahın emri gibi gerçek ve şaşmaz sanıp itaat edenlere şaşıyorum.

  5. Guzel temennilerle dolu “idealist” bir yazi. Ama ne kadar “gercekci”?
    Benim aklima “Karamazof Kardeslerdeki” “Buyuk Engiziyoner” bolumunu getirdi hemen: Dogmalara ayali din anlayisi insanlari secip yapmanin dayanilmaz zorlugu ve soreumlulugundan kurtararak onlara huzur verir. Ise bu yonden de bakmak lazim. Herkesten bir filozof cikmasini beklemek mantikli olmaz.

CEVAP VER