Dolarlarımızın hepsini sattık diyelim…

2
Utku Karagülle
1987 yılında Balıkesir'de doğdu. Bilkent Üniversitesi İşletme Bölümü'nde lisans eğitimini tamamladı. Bir süre özel bankaların teftiş kurullarında çalıştı. Şu an bir kredi derecelendirme firmasında analist olarak çalışmaktadır.

‘#bozdoları’ kampanyası son günlerde sosyal medya başta olmak üzere her mecrada oldukça revaçta. Son olarak Merkez Bankası da ‘Boz Doları’ kampanyasını desteklediğini açıkladı. 300 dolar bozduranı ücretsiz tıraş edenden yolun ortasında yeşil banknotları yakana kadar ilginç olaylara şahit oluyoruz. Hele ki 6 Aralık günü doların %2 civarında değer kaybetmesi, bu kampanyanın işe yaradığı yönünde bir kamuoyu algısı oluşturmak için biçilmiş kaftan.

Peki dolarımızı bozmamız yeterli mi?

Yeterli olup olmadığını anlamak için kaba bir hesapla başlayalım.

Bu kampanyaya desteğin %40 seviyesine ulaştığını varsayalım.

Nüfusu da çalışanlar olarak ayırmadan, çoluk çocuk genç yaşlı 80 milyon üzerinden kabul edelim.

Kampanyaya 32 milyon katılımcımız var.

Bu bilgi bir kenarda dursun şimdilik.

TÜİK tarafından açıklanan verilere göre 2015 yılında fert başı harcanabilir gelir 16 bin 500 TL. En iyi ihtimalle bunu 2015 yılsonu kurundan hesaplasak yaklaşık 5.700 dolar eder.

Türkiye’de tasarruf oranı %15,

Tasarruflar içerisinde dövizin oranı ise %55 civarında.

Ülkece ortalama yaşımız 28.

En iyi ihtimalle 22 yaşından itibaren tasarruf yapıldığını düşünsek 6 yıllık birikimimiz var diyebiliriz.

Demek ki kampanyaya katılanların elindeki toplam para yaklaşık olarak şu kadar:

$5.700 x %15 x %55 x 32 milyon kişi x 6 yıl

90,2 milyar dolar.

Yani toplam mühimmatımız.

Şimdi bu kampanya kapsamında bu dolarları satacağız. Ancak bozdurulacak bu doların karşılığında kimler dolar alabilir bir de ona bakmak gerekir. Böylece bir kıyaslama yapabiliriz. Eğer satılan dolar alınan dolardan fazla olursa doları düşürebiliriz demektir.

Rakip büyük

Karşımızdaki potansiyel dolar alıcıları yabancılar. Yani Türkiye piyasalarından çekilmek isteyen yabancılar Türk Lirası varlıkları ile dolar alıp ülkelerine dönecekler.

Burada uzun uzun tüm yurtiçindeki yabancıların varlıklarını hesaplamak zor olur. Sadece borsa üzerinden kaba bir hesap yapalım.

Borsa İstanbul’daki şirketlerin toplam değeri bu sıralar 570-600 milyar TL civarında.

Borsa’daki yabancı ağırlığı da %60’larda seyrediyor. Yani yabancıların borsadaki varlıkları

600 milyar TL x %60

360 milyar TL civarında. Bu bilgi de bir kenarda dursun.

Muharebe başlıyor

Diyelim ki bu yabancıların hepsi gitmeye karar verdi. Tam bir ekonomik savaş ortamı olsun, biz de milli duruşumuzla dolarlarımızı satalım.

Yabancılar sadece borsadan çıkarak 360 milyar TL’lik varlığını dolara çevirmek isteyebilir. Bu da yaklaşık 100 milyar dolar eder.

Bizim elimizde ise 90,2 milyar dolar var.

Yani sattığımızdan çok daha fazla talep var dolara. Bir meydan savaşı şeklinde aynı anda biz dolar satsak, onlar da dolar alsa, onların dolara talebi bizim arzımızdan daha fazla. Talebin fazla olduğu yerde fiyatlar yukarı gider kuralı gereği, bu savaş sonunda doların fiyatının yükselmesi kaçınılmaz olur. Üstelik, yabancıların borsa dışı varlıklarını hesaba bile katmadan. Devlet tahvilleri, doğrudan yabancı yatırımlar, özel sektör tahvilleri gibi diğer enstrümanları göz önüne aldığımızda rakam çok daha büyük çıkacaktır.

İşin aslı

Burada yaptığımız ekonomik savaş simülasyonu ve rakamlar elbette bir varsayımdan ibaret. Ne vatandaş birden 90,2 milyar dolar satar, ne de yabancılar bir günde tüm parasını borsadan çekebilir. Halkın elindeki döviz miktarı yaptığımız hesaptan çok farklı da olabilir.

Ancak savaş örneğinden anlamamız gereken şu: Para piyasaları ile hanehalkının gücü birbirinden çok farklıdır. Bu yüzden vatandaşa dolar satması salık verilmeden önce, çok daha güçlü olan devlet hazinesinin, güçlü özel sektör kuruluşlarının ve para politikalarından sorumlu kurumların elini taşın altına koyması gerekir. Aksi takdirde oluşan algı ‘tüm bu kurumlar hiçbir şey yapamıyor, son çare vatandaşın parası’ haline gelir ki; bunun sonucu, dişinden tırnağından artıran, çok çalışıp az kazanan, vergilerle beli bükülen halkın, tabiri caizse, ‘üç kuruşluk’ tasarrufunu piyasada çarçur etmektir.

Not: Bunun gibi bilgilendirici bir diğer yazı için burayı tıklayabilirsiniz.

2 YORUMLAR

  1. Konuyu detaylı ve kolay anlaşılır şekilde anlatıyorsunuz. Son parağrafta yazdıklarınızı tekrar tekrar okudum. Insanlarımızın kara günler için biriktirdiklerini kaybedebileceklerini düşünmek bile üzüyor insanı.

  2. Bizim milletin duygulari aklindan once gelir.
    Tipki baska bankalardan kredi cekip banka kurtar tavsiyesine uyanlar gibi.
    Once bin degil bir dusunebilsek ve ona gore karar versek herhalde kimse birdaha
    yaptiklari yalnislarin ceremesini millete odetmez.
    2 ornek.
    1.Birisi cikip siz Allah rizasi icin evinizi,arabanizi satin bunlarda yoksa bankadan kredi cekin o bankaya yatirin.
    Simdi bunu sadece bir dusunselerdi! Allah’in rizasini kazanacam diye.
    1. Allahin haram kildigi faize bulasarak onun rizasi kazanmak yerine emrine karsi geldiklerini anlardilar.
    2.Insan kendi ailesi ve coluk cocugunun gecimici saglamakdan sorumlu oldugunu birakip zenginlerin bankasini kurtarmak icin cocuklarinin gelecegini karatmamak icin bu isi yapmazdi.
    Dolar bozduranlara gelince.Onlarda hic bir sey yapmadan bir arastirma yapbilselerdi.
    TH Yollarinin kendi elindeki ucaklarin bir kismi is olmadigindan dolayi yatarken! Neden gidip miliyon dolarlar vererek bir ucak daha aldigini sorgular ve kendi kazanclarini biat edecem diye deyil coluk cocugunun gelecegini dusunerek dogru olan ne ise onu yapardilar.
    Bizdeki sorgulamadan ve dusunmeden biat meselesi oldugu mudetce nasil gelisiriz?
    Besmele ile Banka soyulmiyacagini bimiyecek kadar dini bilgiden noksan kendi kazancini nesil harciyacagini bilmiyenler arasinda pek fark gorilmiyor.
    Guzel bir yazi kaleminize saglik.

    guzel bir

CEVAP VER