‘Başlamak’ Ne Korkunç Bir Kelime!

0
011

Selâm Sevgili Dostlar ve Dost olmayanlar;

Az sonra aşağıda okuyacağınız satırları bir süre önce kaleme almıştım. Ancak son günlerde varlığımdan haberdâr olup, söz ettiğim şeylerden epeyce rahatsız olanlardan spam yağmuruna tutulunca ve sosyal medyada kimi eleştirilere mâruz kalınca yeniden paylaşma gereği hissettim.

Satırlarımı okurken; Dünya’ nın bir yerinde yürüdüğü her adımı ‘AŞK için aşkla’ atan bir kız çocuğunu aklınızın bir köşesinde tutmanızı istirhâm ederim.

Başlamak…

Ne korkutucu bir kelime! Yeni bir şeye başlamak üzereysen bir zaman dilimini bitirip bir dönemi kapamış, diğer kapıyı aralayıp başka bir tecrübe edinmek üzere yola çıkmışsın demektir. Tıpkı anne karnında, kendi bilincin dışında geçirdiğin onca süreden sonra; saniye saniye stresli bir bitime doğru yaklaştığını bildiğin ve hâkimiyeti elinde olmayan bu son buluşla, mucizevî bir varoluşun kapısını aralıyor olduğun gerçeği gibi.

İnsanoğlu, sonsuz bir gücün varlığını her hücresinin vecdiyle kabul buyurduğu bu dönüm noktasını bekleyedursun, çıkılacak yol kendinden emin, yanağından bir makas alır ve gelir düşer ayakucuna. Geçmiş gelecek tüm sırlara kâmil o koskoca bilinmezlik mefhumu, karşısında ıslak ve korkak küçük bir sokak köpeği gibi titreyen sana üstten üstten bakıp arapsaçı olur.

Çözeceksin amenna.

Sıkıldın mı? Dur kaçma! İyice yanına yanaştım. Gel senle şöyle soğuğu iyice iliklerimizde hissederek; yeşilden sarıya vals eden renklerle bezenmiş veya elbisesinden tamamen sıyrılmış ağaçların gölgesinde, kaldırımları bir yorgan gibi örten kuru yapraklara basmaya kıyamadan durgun bir göl kıyısında kol kola gezintiye çıkalım.

pinterest vintage photo

Aslında üstâdım; önemli olan o ilk adımı atabilmek, kendini suyun akışına yüzyıllardır süregelen o müthiş döngüye emanet edebilmek değil mi? Kâbul edelim, sen de gayet iyi biliyorsun ki bu iş öyle basit değil. Zaman zaman câhil cesareti ışın kılıcın elinde gözü delice karartman, içe kaçmış özgüveninin dibine dibine vurup çıkartman lazım.

Adım atmak, etkin bir durum ve yaratmaya çalıştığın bu farklılık yaşamını edilgen şekilde sürdürüp giden ötekilerini kesinkes rahatsız edecek. Olsun. N’apalım yani, varlığımızla onu bunu dürtücez diye öylece durup yalı kazığı mı olalım. Korka korka yaşayalım da özgürken iki saniyede 100 km hıza ulaşırken baş belâsı sirklerde pembe tütü giydirilen kader mahkûmu çitaya mı bağlayalım.

Emin ol, beni de çoğunuz gibi doğar doğmaz dertop edip kundağa soktular, yüzümü tırmalamayayım diye kibrit çubuğu parmaklarıma eldiven taktılar. Çok değil bir yıl sonra ilk adımı attığımda düşmemem için tuttular bir de yürütecin içine tıktılar. Öcüler, periler, gulyabaniler. Günâhlar, ateşler, cehennem döşekleri…

Neyse; o bitti ilkokul serüveni çıkageldi. Orada da ruhunu saran bunalımları öğütmek yerine; eline düşen kaşık kadar masumları kıtır kıtır yemeği seçen on beş pontlu, Barbie kılıklı çakma bir muallim alfabe aritmetikle ilgili tüm heveslerimi grapon kâğıdı misali kırptı kırptı çöpe attı. İtiraz mı ettin yersin bak şaplağı!

Sırtına sürdüğün farklı renklerle sürüden ayrıldığın her an, beraberce zıpladığın pireleri bir gıdım aştığın her zaman envayi çeşit kırpıcılar bitiverir yanında. Bunlar bazen en yakın aile bireyinden en uzakta yaşayan akrabaya, seninle ilgili namus hikâyeleri methiyeliyen ancak gerçekte bir alt dudak bile alamamış ex aşka veya yüzünü yüzyıllardır görmediğin nazarında anlamı sadece bir isimden ibaret facede ekli çocukluk arkadaşına, hâttâ parayla tutulmuş trol maskeli yurdum insanına kadar kılık değiştirmekte asla sınır tanımazlar.

Tutar komşu çocuğuyla kıyaslanırsın ordan bir meziyet sizlere ömür, kanın deli akar abuk sabuk takılırsın buradan bir sıfat sular altında, kimsenin düşünmeyi dahi aklına getirmediği şeyleri dillendirir anlatırsın daha lafın bitmeden akranların seni ortalarına almış resmini dart tahtasına yapıştırmıştır. (ortala ortala tam alnından şişle. olmadı hadi, bir daha dene.) Böylelikle yıllar geçer biraz akıllanırsın, olmadı sabrede sabrede kaşarlanır ama serde delilik var ya yılmaz, uygun adım marş ilerlerken gene dilini tutamaz siyasi bir eleştiri yaparsın. Saydırdığın icraat birkaç saat sonra duşta bile aklına düşer, ödün patlar “Ah ulan tutamadım gene çenemi, kapatsam mı acaba sosyal hesapları? Başımıza icat çıkmasın tam da ohal varken.” dersin. Sen demesen bile meclis kürsüsünden bağıran birileri, telefonuna gelen mesajlar, leptopa düşen mailler der ezbere mecbur kalırsın.

Vahh canııım, geçmişler olsun, yazık sana. Artık sen tam anlamıyla olmuşsundur bebeğim. Arkanı dön de bi ense tıraşını göreyim desem, bunca şeye ses çıkarmaz tutar gene bana kızarsın. Sonuç olarak bundan sonra kendi gardiyanını kendi cebinde taşırsın diyeceğim ama…

beautiful ımages

Son lâkırdılar için gel şu banka oturalım şöyle: Yalnız, küçük bir ayrıntı bu oyunu bozuyor iki gözüm. Şu an altında oturduğumuz bilge ağaç ve familyasının şöyle bir huyu var ki; dalları her güz üstten budanıp kırpıldıkça kökler o kış içeriye doğru daha da güçlenerek yayılır. Ve gelen baharda filizler göğü yırtarcasına hırçın bir ihtirasla uzanır. O yüzden kimseden korkmadan, kuklası olmadan, kırpılıp durmadan sadece içindeki sese kulak vermeli, uzun aralıklarla bekleme yapsan da vazgeçmeyip ilerlemelisin.

Sonuçta akışta olmak candır.

Ve baharın o ilk tomurcukları buraya gelecek ve hiç usanmadan bizleri aşkla, yürümeye zorlayacaktır.

 

kapak resmi: Pintereset

CEVAP VER