Avrupa İslamı

2
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Okuyucularım ‘Avrupa İslamı’ başlığını görünce yeni bir terim ortaya attığımı düşünebilirler.

Yok, hayır.

“Her insan, kendi İslam’ını inşa etmelidir” diyen birisi için çok genel bir kavram.

Avrupa İslamı’ kavramı, Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales’de görev yapan Prof. Dr. Nilüfer Göle’nin geçen sene Fransa’da çıkan yeni kitabının adı.

‘Avrupa İslamı, Günlük Yaşamda Müslümanlar’

Bu sene almancaya çevirisi yapılan eser, Almanya’da akademik çevrelerde konuşulmaya ve tartışılmaya başlandı.

Die Zeit ve Faz gibi ciddi gazetelerde tanıtımı ve bir bakıma tartışması yapılmaya başlanan eser, Almanya ve Avrupa toplumuna yeni bakışaçıları kazandırması bakımından da önemli.

İsviçre için, ‘İsviçre İslamı’ isimli proje hazırlamış birisi olarak, bana göre çok genel bir kavram aslında Avrupa İslamı.

Sayın Nilüfer Göle eserini 21 farklı şehirde yapmış olduğu röportaj ve anketler ışığında ve sosyoloji bilimi çerçevesinde hazırlamış, Avrupa’ya birlikte yaşama adına çözüm sunmaya çalışmış.

Eserde öncelikli konu ‘kendini normal müslüman’ olarak niteleyen kesimin bir bakıma rahatsızlıklarının ele alınması.

Cihatçı ya da terörist kavramlarıyla anılan normal müslümanların bundan şikayetçi olmaları.

‘Sıradan müslüman’ kavramını kullanan Göle, artık Avrupalı olmuş olan bu kesimin normal hayatlarını yaşama isteklerini kaleme almış.

İlk neslin dinlerini saklamış olmalarını dile getirip, ikinci ve üçüncü neslin dinlerini normal hayatta yaşama isteklerine tercüman olmuş.

Avrupa’daki sayıları 14 milyonu bulan bu normal müslümanlar, ben buna ‘yerleşik müslümanlar’ diyorum, ‘hem Avrupa’da Avrupalı gibi yaşamak, hem de dinlerini normal şekilde yaşamak istiyorlar’ diye ekliyor sayın Göle.

Avrupalı’yı anlamak gerek

Eserde konusu geçen diğer sosyolojik tespitler de önemli.

‘Avrupa, kiliseye karşı mücadele etti.

Cinsel özgürlük ve cinsel eşitlik adına yapılan bu mücadelelerden sonra bugünkü anlayışı kazanan Avrupalılar, toplumda dinin tekrar geri dönüşü açısından korkulara sahipler’.

‘Toplumdaki tartışmalar ya cami yapımı ya da başörtüsü hakkında ortaya çıkıyor’.

‘Günümüzde Avrupalılar artık dinlerini, anne-babaları ya da dedeleri gibi yaşamıyorlar’.

‘Helal-et hakkında bir tartışma ortaya çıkınca, konu hemen hayvan hakları konusuna geliyor’.

‘Buna karşın, İslam hakkındaki bu tartışmalar artararak devam edecektir’.

‘Normal müslümanları terörist görmekten ziyade, birlikte yaşamanın imkanlarını aramalıyız’.

‘Günlük hayatta İslam nasıl olacaktır?’

Kısaca vermeye çalıştığım bu bilgiler, Sayın Göle’nin önemli bir konuyu ele alması bakımından mühim.

Avrupa’da yaşayan müslümanların bu eseri okuyup, bu tartışmalara zihin yormaları gerektiği kanaatindeyim.

Türkiye’de Türkler.. ‘öteki’ ile yaşamaya alışkın, Avrupalılar değil..

Aslında sorun; Avrupalıların hiç de alışık olmadıkları Öteki ile yaşama konusu.

Araçlarıyla Türkiye yolculuğu yapanlar bilirler, Viyana’dan sonra gelen alan Balkanlar’dır. ‘Öteki’ ile yaşama tecrübesini kültürel kodlarda görürsünüz Balkanlar’a ulaştığınızda.

Alışık olunmayan Öteki nedir aslında;

İkinci ve üçüncü kuşakla oluşan, Avrupa’da yaşamaya karar veren, ana okullarında yerel şarkılar çalındığında eşlik eden ve yerine göre duygulanan, okul dönemlerinde Avrupalı arkadaşları hatta sevgilileri olmuş olan, Weihnachtsmarkt’a (Noel Pazarı) gidip şekerlemeleri tatmak isteyen, günlük ve iş dilinde yerel dili konuşan, sevgiyle-aileyle ilgili konularda Türkçe konuşan yeni Avrupalı müslümanlar…

İşte Avrupa diye tanımladığımız (Avusturya, Almanya, Belçika, Hollanda, Fransa, İtalya vb. Ülkeler) kesimin birlikte yaşama adına, Öteki’yle yaşama adına zorluk hissetmeleri normal.

Neden zorluk diyorum.

Çünkü bizim –yani Türkiye’nin– kültürel kodlarında; farklı dinden, kültürden olan Öteki ile birlikte yaşama kavramı mevcut.

Avrupa’da yaşanan sorun, bu yeni kodların kültüre girme sorunu.

Günümüzde Türkiye’de tartışılan ‘Başkanlık sistemi’ de bir bakıma aynı sorun:

Siyaset kodlarımıza giren yada girmeye çalışan, yeni kavramın sancısı.

Umarız ki; Türkiye de bu yeni kodlamayı demokrasi ve hukuk birlikteliğinde gerçekleştirir.

‘Avrupa İslamı’ tartışmasından sonra belki ‘Türkiye İslamı’ tartışması açılır, belki daha sonra da her insana ait kendi İslam’ını oluşturma tartışmaları, kim bilir…

Aslolan her insanın kendine ait İslam’ı anlaması, yorumlaması ve yaşamasıdır. Ama buna rağmen ‘Avrupa İslamı’ kavramının ciddi çevrelerde tartışılmaya başlanması çok önemli bir gelişmedir.

Sosyolojik açıdan baktığımızda, Fransa, Belçika, Hollanda gibi ülkelerin, sömürgelerden gelen göçmenlere sahip oldukları için, durumları farklıdır: Sömürge zamanlarında yaşananlar, yapılan kötü muamelelerin yeni nesillere nasıl aktarıldığı, Avrupalı yerel insanların bu göçmenlere bakıştarzları gibi…

Ancak Avusturya, İsviçre ve Almanya gibi ülkelerde durum bundan farklı.

İşçi olarak gelen Öteki’lerin zamanla yerleşik olan Öteki’ye dönüşmesi ve bu insanlarla birlikte yaşama tecrübeleri edinmeleri.

Diyelim ki.. Türkler Türkiye’ye döndü..

Bu durumu kabullenmek istemeyen Almanyalılar’la (Özellikle Almanyalı diyorum, çünkü Polonyalı, Hollandalı hatta Rus kökenliler de kendilerini Alman olarak lanse ettikleri için, bu tanım daha doğrudur) konuştuğumda aklıma hep şu düşünce gelir:

Diyelim ki; Almanya’daki Türkiye kökenli vatandaşlar hepsi bir anda ülkeyi terk etseler.

Almanya’nın durumu ne olur, hiç düşündünüz mü?

İki ya da üç euroya döner satın alma imkanı kalmaz. Dönere alışan gençler, çocuklar ve yetişkinler zor durumda kalırlar.

Hastanelerde doğum oranları bir anda yüzde seksen düşer, hastanelerde görevden çıkarmalar başlar,

Okullarda öğrenci azalması yüzünden öğretmen fazlalığı oluşur,

Çalışacak iş gücü kalmaz,

Saç kesecek berber kalmaz, çünkü Almanya’da görünmeyen en etkili meslek grubudur.

Eğlence dünyası kaos yaşar ve düzen ortadan kalkar, çünkü eğlence mekanlarının yüzde sekseninde korumalar Türk kökenlidir.

Aslında tamamen bir kaos oluşur.

Bir de sosyal psikolojik olarak bakalım:

Türklerle ilgili negatiflikleri konuşan ve rahatlayan toplumda, bu yapı olmazsa, Almanya’da insanlar birbirlerini konuşmaya, yermeye başlar ve toplumsal yapıda denge bozulmasıyla, toplumsal huzursuzluk yaşanır…

İşte bu yüzden, birlikte yaşamanın formulü çok önemli.

İşte bu yüzden ‘Avrupa İslamı’, belki daha sonra gelecek olan ‘Almanya İslamı’, ‘İsviçre İslamı’ tartışmaları çok önemli.

Avrupa’nın vereceği sınav, ABD’nin ve Türkiye’nin vereceği sınav kadar büyük ve önemli aslında.

Eğer Avrupa bu sınavı başarıyla geçer ve Yeni İslam anlayışları ile toplumu yeniden şekillendirmeyi başarırsa, ‘Avrupa Birliği tehlikede’ gibi söylemler yerine ‘Yeni ve güçlü Avrupa’ diye anılacak günler gelecektir.

Umuyoruz ki; bu sınavda hem Avrupalılar hem Avrupalı müslümanlar üzerlerine düşen görevleri yerine getirirler ve ‘Birlikte Yaşama Sistemini’ katılımcılık (Partizipation) üzerine kurarlar.

Sevgilerimle. 

 

 

 

 

 

2 YORUMLAR

  1. Sinan bey güzel konulara deginmissiniz ama bu dediklerinizi anlayip, yorumlayip, fikir üretecek insanlar ne kadar vardir?
    Avrupa islami terimi bana uymuyor ama karsi da degilim
    Ama nasil olacak?
    Umarim devami gelir bu fikir calismasinin.

CEVAP VER